Konu:
Yasama Yılı:3
Birleşim:3
Tarih:08/10/2019


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMET YILMAZ (Sivas) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye'nin millî güvenliğine yönelik, kitlesel göç dâhil, her türlü eyleme karşı gerekli her türlü tedbiri almak, terör örgütlerinin saldırılarını bertaraf etmek ve Türkiye'nin hak ve menfaatlerini korumak için hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve aynı amaçlara matuf olarak yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına bir yıl daha izin verilmesine yönelik Cumhurbaşkanlığı tezkeresi üzerinde AK PARTİ Grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimin her bir mensubunu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın hemen başında, bu vatan için can veren tüm şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum. Hayatta olan gazilerimize de Allah'tan sağlıklı, uzun ömürler diliyorum. Ülkemizin huzur ve güvenliği için büyük bir inançla, cesaret ve fedakârlıkla görevlerini yapan asker, polis, jandarma ve güvenlik korucularına teşekkür ediyorum; Allah yüzlerini ak eylesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye uzun zamandan beri terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Değişen ve artan çevresel zorluklara rağmen, terörle mücadelenin başladığı günden bugüne kadar devam eden mücadele bundan sonra da terör sona erinceye kadar devam edecektir. Bugüne kadar Türkiye bu mücadelede çok büyük bedeller ödedi, bundan sonra da ödemeye hazırdır. "Vatan için ölmekse kaderim, böyle kaderin ellerinden öperim." diyen bir milletin mensupları bilir ki "Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır!/Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır." Böyle düşünen bir milletin temsilcileri olarak biz de "Vatan için ölmek de var fakat borcum, yaşamaktır." diyoruz. Bundan sonra tek bir vatandaşımızın dahi burnunun kanamasını istemiyoruz, bunun için de gereken tedbirleri alıyoruz; bu tezkere de o tedbirlerden birisidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; güney sınırımızda Irak ve Suriye'deki istikrarsız ortam, bu ülkelerde her türlü terör örgütünün barınmasına imkân sağlamaktadır. Bilindiği üzere, halkımızın huzuruna ve güvenliğine, ülkemizin millî birliğine ve bütünlüğüne yöneltilmiş, Irak'ta kendisine yer edinen PKK terör örgütü unsurlarından kaynaklanan bir terör tehdidiyle otuz beş yıldan fazla süredir mücadele etmekteyiz. PKK terör örgütünün Suriye'deki uzantısı PYD-YPG de Suriye'de 2011 yılından beri devam eden iç savaş ve karışıklıktan istifade ederek bölge dışı bazı ülkelerin desteğiyle, DEAŞ terörüne karşı mücadeleyi istismar ederek sınırlarımıza bitişik bir terör koridoru oluşturmak istemektedir. PKK/PYD-YPG'nin lider kadrosu aynı terörist havuzundan beslenmekte; aynı organizasyon yapısını, propaganda araçlarını, mali kaynaklarını ve eğitim kamplarını kullanmaktadır. ABD yönetimi PKK/YPG'yle ortaklığını bölgedeki DEAŞ varlığıyla orantısız şekilde silah ve ağır askerî malzeme vermeye devam ederek sürdürmektedir. Bu durum ülkemizin ulusal güvenliğine yönelik bir tehdittir, bu tehdidin ortadan kaldırılması ülkemizin huzur ve güvenliği için elzemdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere güney sınırlarımızda son dönemde yaşanan gelişmeler konusunda bilgi vermek istiyorum. Bu gelişmeler tezkerenin niçin kabul edilmesi gerektiğini de apaçık ortaya koymaktadır. Irak'ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör saldırılarına son vermek istiyoruz. Bunun için bölgedeki terör örgütü yapılanmasını, altyapısını ortadan kaldırmak istiyoruz. Bu nedenle Pençe Harekâtı'nı başlattık. Irak'ın kuzeyi Hakurk, Armuş kampı bölgesinde icra edilen Pençe-1 operasyonu 27 Mayıs 2019 tarihinde başladı, 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren kuzeydoğuya doğru Pençe-2 operasyonuyla genişletildi. Bu operasyonlarla Irak'ın kuzeyinde kazanılan alan hâkimiyetiyle sınırın ötesinde sağlanan hudut emniyeti daha da ileriye taşındı. Söz konusu operasyonlarda bugüne kadar çok miktarda yaşam malzemesi ve örgütsel doküman ele geçirildi. Tespit edilen 309 adet mağara, sığınak, barınak ve silah mevzisi imha edilerek kullanılmaz hâle getirilmiştir. Irak'ın kuzeyinde bulunan mağara, barınak ve sığınaklarda barınan bölücü terör örgütü mensuplarını etkisiz hâle getirmek, sığınaklarını ve silah mevzilerini imha etmek maksadıyla 23 Ağustos 2019 tarihinde Pençe-3 operasyonu başlatıldı, ardından doğuya doğru genişletildi. Bölücü terör örgütüne sağlanan alan hâkimiyetini devam ettirmek, sınır ötesinden destek alınmasını ve sızma girişimini önlemek, ileriden hudut güvenliğini etkin olarak sağlamak amacıyla Irak'ın kuzeyine yönelik operasyonlar hedef analizi odaklı olarak devam etmektedir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Irak'taki teröre karşı mücadelemizle eş zamanlı olarak Suriye'den kaynaklı ülkemize yönelik terör saldırılarını da ortadan kaldırmak istiyoruz. Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye olarak Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz, Astana taahhütlerimize bağlıyız, Soçi Mutabakatı çerçevesinde yükümlülüklerimizi yerine getirmek için çalışıyoruz. Bu kapsamda, İdlib Mutabakatı'nın uygulanmasının son derece önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak Suriye rejiminin son dönemde özellikle sivilleri, okulları, hastaneleri, tarım alanlarını hedef alarak mutabakata aykırı olarak ve mutabakatı aşındırmak için İdlib'e yönelik kışkırtıcı eylemlerinin arttığını da görüyoruz.

6 Mayıs 2019 tarihinde kara harekâtına dönüşen rejim saldırılarıyla, İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi sınırları içerisinde 48 yerleşim yeri rejim güçlerince ele geçirilmiştir. Türkiye olarak, İdlib bölgesinde yaşayan sivillerin yerlerinden yurtlarından edilmemesini, bu bölgede kalmasını istiyoruz, yeni bir göç dalgasının yükünün taşınamayacağını ifade ediyoruz. Bu çerçevede, Suriye'de bugüne kadar bölgedeki ilgili aktörlerle gerçekleştirilen iş birliği ve koordinasyonla bu konuda önemli adımlar atıldı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Suriye'de teröre karşı verdiğimiz mücadelenin bir parçası olarak Fırat Kalkanı Harekâtı ile Zeytin Dalı Harekâtı hakkında da bilgi vermek isterim.

Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Ağustos 2016 tarihinden itibaren DEAŞ'la Mücadele Küresel Koalisyonu hava unsurları ve bölgedeki Özgür Suriye Ordusu unsurlarıyla Fırat Kalkanı Harekâtını icra etmiştir. Sözde kanton olarak ilan edilerek 30 Ocak 2014 tarihinden itibaren PKK/YPG'li teröristlerin kontrolü altında bulunan Afrin bölgesinden hudut karakollarımıza, İdlib gözlem noktalarımıza ve Fırat Kalkanı Harekât alanına taciz ve saldırıların artması üzerine 20 Ocak 2018 tarihinde de Zeytin Dalı Harekâtı başlatılmıştır.

Harekât, ülkemizin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye yönelik özellikle 2005 yılındaki 1624, 2014 yılındaki 2170 ve 2178 sayılı kararları ile Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 51'inci maddesinde yer alan meşru müdafaa hakkı çerçevesinde icra edilmiştir.

Fırat Kalkanı Harekâtı'yla yaklaşık 3.500, Zeytin Dalı Harekâtı'yla yaklaşık 4.700 PYD-YPG, DEAŞ üyesi terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde hâlen sürdürülmekte olan İstikrar Harekâtı kapsamında arama tarama ile mayın temizliği faaliyetleri devam etmektedir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı sayesinde terörden arındırılan alanlara ülkemizden bugüne kadar 360 binin üzerinde Suriyeli dönmüştür. Gönüllülük temelinde bu sayıyı artırmak istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgede bir yandan terörle mücadelemiz devam ederken diğer yandan bölge halkının sosyal ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik çalışmalarımız da devam etmektedir. Terörist unsurlardan temizlenen bölgelerde güvenlikten eğitime, sağlıktan tarıma, adaletten sosyal hizmetlere kadar uzanan farklı alanlarda çalışmalarımız büyük bir hassasiyetle devam etmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri, insani yardımların bölgeye erişimi konusunda gerekli desteği sağlamakta, Cinderes'te kurulan Türk Silahlı Kuvvetleri Acil Yardım Hastanesiyle de bölge halkına sağlık hizmetleri sunmaktadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD-YPG Türkiye'nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturma, Rakka bölgesinde bu maksatla kazanım elde etme, DEAŞ'tan ele geçirdiği bölgelerde demografik yapıyı değiştirme ve etki alanını genişletme çalışmalarına devam etmektedir. Türkiye'nin hemen güneyinde bir terör koridorunun engellenmesi, bölgenin barış ve istikrara kavuşturulması için öncelikli hedefimizdir. Bunu teminen, Fırat'ın doğusundaki bir terör koridoruna da müsaade edilmeyecektir. Şunu vurgulamak isteriz ki: Türkiye'nin amacı kesinlikle bir toprak işgali değildir. Amacımız, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması, istikrara kavuşması ve Suriyelilerin güvenli şekilde evlerine dönmeleridir. PKK/PYD-YPG terör örgütünün demografik yapıyı değiştirme çabalarının sonucu olarak Suriye'deki Tel Abyad, Rasulayn ve Menbic gibi şehirlerden ülkemize göç eden ve ağırlıkla sınırımıza yakın şehirlere yerleşen yaklaşık 1 milyon Suriyeli PYD-YPG'nin zulmünün bitmesini ve evlerine dönmeyi beklemektedir. Fırat'ın doğusunda aralarında Kürt aşiretleri temsilcilerinin de olduğu bir grup aşiret liderinin 2018 yılı Aralık ayında Azez'de bir araya gelerek PYD-YPG terör örgütüne karşı tek çatı altında birleşme kararı aldıkları da bilinmektedir. Ayrıca Suriye'de bulunan Kürtlerin azınlığını temsil eden PYD-YPG terör örgütünün baskısından, zorunlu askerlik gibi uygulamalarından kurtulmak için bir kısım Kürtlerin ülkemize sığındığı da bilinmektedir. Nitekim 1 Ekim 2019 tarihinde Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi yöneticisi Kawa Azizi yaptığı açıklamada, PYD-YPG terör örgütünün uyguladığı zorunlu askerlik uygulaması ve baskılar nedeniyle Suriyeli Kürtlerin ülkelerine dönemediğini ifade etmiştir. Şunun altını çizmek isterim ki bizim, bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarla hiçbir sorunumuz yoktur; bizim asıl mücadelemiz, ülkemizi ve bölge güvenliğini tehdit eden teröristlere karşıdır. Biz gerek yerinden edilmiş sivillerin gönüllü geri dönüşlerini sağlamak gerekse sınır güvenliğimize yönelik tehdidi bertaraf etmek maksadıyla gereken bütün tedbirleri aldık.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ABD yönetimi, 19 Aralık 2018 tarihinde, DEAŞ'la Suriye sahasındaki mücadelenin tamamlandığı gerekçesiyle ABD birliklerinin Suriye'den tamamen çekileceğini açıklamıştır. Söz konusu kararın uygulanması safhasında Türkiye-ABD arasında yakın diyalog ve eş güdüm sağlanması konusunda Sayın Cumhurbaşkanımız ve ABD Devlet Başkanı Trump arasında varılan mutabakat çerçevesinde ABD'yle sürecin aşamaları ve nasıl yönetileceği tüm askerî ve diplomatik boyutlarıyla teknik düzeyde görüşülmeye başlanmıştır. Yine bu çerçevede, Suriye'nin kuzeydoğusunda Türkiye sınırına mücavir Suriye topraklarında bir güvenli bölge kurulması seçeneği tartışılmaya başlanmıştır. ABD'li muhataplarla görüşmelerde ABD'nin çekilme kararının uygulanmasının sahada terörle mücadele ve kalıcı istikrar sağlanması bakımından olumlu sonuçlar doğurması gerektiği vurgulanmış, çekilme sürecinin PYD-YPG'nin bir terör koridoru oluşturma gündemine hizmet etmemesi ve sahada rejimin ve destekçilerinin veya diğer terör örgütlerinin doldurmaya teşebbüs edebileceği bir güç boşluğuna neden olmayacak şekilde yürütülmesi zaruretinin altı çizilmiştir. Güvenli bölgeye ilişkin olarak millî güvenlik kaygılarımızın giderilmesini teminen güvenli bölgenin derinliğinin yaklaşık 20 mil olması, bölgenin ABD'yle eş güdüm içerisinde ülkemizin kontrolünde olması ve PYD-YPG'nin güvenli bölgeden çıkarılması hususları ABD'li muhataplarımıza aktarılmıştır.

Ülkemiz, güvenli bölge kurulmasıyla Suriye topraklarından kaynaklanan terör tehdidine ilişkin millî güvenlik endişelerini gidermeyi, Suriye'nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğünün korunmasını sağlamayı, Suriyeli mültecilerin geri dönüşlerinin önünü açacak bir ortamın tesis edilmesini amaçlamaktadır. Beklentilerimizle uyumlu olarak tesis edilecek bir güvenli bölgeyle millî güvenlik kaygılarımızın giderilmesi, bu bölgenin sığınmacılar için korunaklı liman işlevi görmesi ve istikrarın teminiyle ülkemize sığınan yaklaşık 2 milyon Suriyelinin bu bölgeye yerleşebileceği öngörülmektedir.

Güvenli bölge tesisine ilişkin olarak ABD'li askerî yetkililerle Millî Savunma Bakanlığında 5-7 Ağustosta yapılan görüşmelerde bu konuda ilk adım atılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda sağlanan ön mutabakat çerçevesinde 12 Ağustos 2019 tarihinde Akçakale-Şanlıurfa bölgesinde Türkiye-ABD müşterek harekât merkezi tesis edilmiş, Suriye'nin kuzeydoğusunda ABD'yle bugüne kadar 7 ortak keşif uçuşu yapılmış, 3 ortak devriye faaliyetiyle birlikte İHA, helikopter ve F-16 uçuşları gerçekleştirilmiştir. Ancak, güvenli bölgeye ilişkin detayların bir an evvel netleştirilmesi yönünde ABD'yle yürüttüğümüz müzakereler beklentimizi karşılayacak sonuçlar üretememiştir. Tesis edilmesi planlanan güvenli bölgeden PKK/PYD-YPG terör örgütünün çıkarılması, tahkimatın imhası, ağır silahların toplanması, devriye üs bölgelerinin kurulması, yerel kolluk kuvvetlerinin teşkili ve güvenliğin sağlanması hususlarında ilerleme sağlanamamıştır. Süreç içerisinde, ABD güvenlik bürokrasisinin, Fırat'ın doğusunu işgal altında tutan PYD-YPG terör örgütüyle angajmanına son vermeye yanaşmadığı ve ülkemizde mevcut müttefiklik ilişkisine koşut bir yaklaşım sergilemediği de görülmüştür. Güvenli bölge tesisine dair tutum ve beklentilerimiz, son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD Başkanı Trump'la 6 Ekim tarihinde yaptığı telefon görüşmesinde bir kez daha vurgulanmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye olarak nihai hedefimiz, Suriye'nin kuzeyinde DEAŞ, PKK/PYD-YPG'yle her türlü terörist varlığını sonlandırmak, burada bir barış koridoru tesis ederek Suriye'nin toprak bütünlüğü çerçevesinde ülkemizdeki Suriyelilerin kendi topraklarına, evlerine dönmelerini sağlamaktır. Bunu sağlamaya kararlıyız.

Türkiye, sadece kendi ülkesi ve milletinin huzur ve güvenliğini değil, aynı zamanda bölgede yaşayan Kürtler, Araplar, Asuriler, Hristiyanlar ve Ezidiler gibi diğer dinî ve etnik grupların da huzur ve güvenliğini istemektedir.

Cumhurbaşkanımıza yetki veren tezkerenin süresinin uzatılması, terör tehdidinin kalıcı bir şekilde ortadan kaldırılması amacıyla yürütülen kapsamlı ve çok boyutlu faaliyetleri destekleyecek; ülkemizin her ne pahasına olursa olsun, tehdit nereden ve kimden gelirse gelsin kendini savunmaya yönelik kararlılığının da en somut göstergesi olacaktır. Bu süreçte siyasi partilerimizin terörle mücadele hususunda ortak irade ve hassasiyet göstermesi önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada ifade edilen birkaç görüşe de ilave açıklamalar yapmak istiyorum.

DEAŞ teröristlerinden Türkiye'nin sorumlu olacağı da ifade edilmektedir. Şunu açıkça belirtmeliyim ki DEAŞ ve yabancı terörist savaşçılar sadece Türkiye'nin değil, uluslararası toplumun ortak bir sorunudur. Bu soruna da uluslararası toplumla birlikte çözüm bulunması gereklidir.

Yine, ulusal güvenlik söz konusu olduğunda önleyici tedbirler almak için mesafelerin engel teşkil etmediğini günümüz dünyasında herkes yaşayarak görmektedir. Suriye, Suriyelilerindir.

"Kürtler sınırda olunca ticaret kesildi." ifadesi de doğru değildir. Türkiye'nin Kuzey Irak bölgesiyle olan ticaret hacmine bakan, bunun doğru bir ifade olmadığını görür.

Türkiye, Türkiye'de yaşayan 82 milyon vatandaşının ortak devletidir etnik kimliği, inancı ne olursa olsun. Anayasal eşit vatandaşlık temelinde bu ülkede yaşayacağız.

Suriye'yle ilgili "Masada ABD, Rusya, Türkiye var; Suriye halkı yok." denildi. Bu ifadenin de doğru olmadığını ifade etmek isterim. Ancak burada bir gerçeğin ifade edilmesinden büyük memnuniyet duyduk. Şimdiye kadar "Suriye konuşulduğunda masada herkes var, Türkiye yok." diyenlerin şimdi "Türkiye var da Suriye yok." deme noktasına gelmeleri de bir gerçeğin ifadesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ancak, Türkiye, Astana süreci ülkeleriyle birlikte Suriye Anayasa Komisyonunun kurulmasını destekledi. Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Suriye'deki tüm tarafların temsil edildiğini de açıkça belirtti. Bu Komisyonda Arap var, Kürt var, Türkmen var, Süryani var, Hristiyan var, Müslüman var; etnik kimliği ve inancı ne olursa olsun herkes oradadır.

Yine, Türkiye'yi tehdit etmeye yönelik cümle kullananlara karşı da şu sözü söylemek isterim: Yeni bir dünya kurulur, Türkiye kurulan bu yeni dünyada yerini alır.

Dış politikada yalnızlaştırma söylemleri de oldu. Eğer dış politikayı çok iyi takip edenler olursa bunu da görecektir ki Türkiye, UNESCO'nun Yürütme Kurulu üyeliğine 134 ülkenin oyunu alarak seçilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yalnız olan bir ülke Almanya'yı geçerek bu sandalyeyi alamazdı. Yine, Türkiye, 2017 yılının sonunda yani 2018 yılının başında IMO'nun, Dünya Denizcilik Örgütünün Konsey üyeliğine en fazla oy alarak seçilen ülkelerden biri olmuştur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla "yalnızlaştırma" sözü de doğru değildir.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Türkiye'ye yönelik tehditler devam ettiği sürece bu tehditlerin ortadan kaldırılması amacıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesine gönderilmesi imkânını da sağlayacak olan tezkereye destek olacağımızı belirtiyor, yüce Meclis tarafından da bu tezkereye destek verileceğine inanıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)