Konu:On Birinci Kalkınma Planı'nın (2019-2023) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Sunulduğuna Dair Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:105
Tarih:18/07/2019


On Birinci Kalkınma Planı'nın (2019-2023) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Sunulduğuna Dair Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Ben de herkese iyi geceler diyerek başlayayım bari, bu saatte devam ettiğimize göre.

Şimdi, Onuncu ve On Birinci Kalkınma Planları'nı karşılaştırarak başlayalım. İkisinin arasında kadınlar noktasından baktığımızda çok açık, belirgin bir farklılaşma görüyoruz. "Kadın-erkek fırsat eşitliği" hem de "toplumsal cinsiyet eşitliği" ifadelerinin aslında bu kalkınma planından kaldırıldığını görüyoruz. Sadece bu da değil; kadının güçlendirilmesi yerine, asıl olarak ailenin öne çıktığını, aile vurgusunun, ailenin güçlendirilmesinin öne çıktığını görüyoruz.

Ama sadece kalkınma planında değil, aslında uzun bir süredir kadın kazanımlarına yönelik ciddi bir saldırı dalgasının hem iktidar tarafından hem de basın-yayın organları aracılığıyla gerçekleştiğini görebiliyoruz. Mesela, neler oldu? YÖK'ün Toplumsal Cinsiyet Tutum Belgesi askıya alındı. İktidar ve sözcüleri tarafından, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından kadın-erkek eşitliği aleyhinde sürekli beyanlarda bulunuldu. İstanbul Sözleşmesi'ne, CEDAW'a, 6284 sayılı Kanun'a, nafaka hakkına, ortak mal paylaşımına yönelik yine iktidarın ve medya kanallarının yoğun bir saldırısıyla karşı karşıyayız.

Aslında bir bütün olarak baktığımızda, kadınların yıllarca mücadeleyle elde ettiği kazanımların ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Kadın hareketini, feminist hareketi, kadınların mücadelesini, sözünü dikkate almayan, erkek egemen siyaseti daha da derinleştiren bir iktidar anlayışını görüyoruz.

Bir de şu meşhur "iş ve aile yaşamını uyumlaştırma" sözü var, yine kullanıldı sunumda. Neden acaba kadınlar aklınıza gelince "iş ve aile hayatını uyumlaştırma" diyorsunuz da erkekler için "iş ve aile hayatını uyumlaştırma" diye bir şey aklınıza gelmiyor? Ev işi, emek ya da çocuk bakımı sadece kadınların görevi diye mi görüyorsunuz?

Bu toplumsal cinsiyet nedir ki bu kadar karşı çıkıyorsunuz? Toplumsal cinsiyet eşitliğinden ne anlıyorsunuz ki karşı çıkıyorsunuz, her yerde yok etmeye çalışıyorsunuz? Biraz anlatalım isterseniz.

Toplumsal cinsiyet eşitliği olmadığında yani erkek egemenliği ortadan kalkmadığında biz kadınlar şiddete uğramaya, katledilmeye, tacize, tecavüze uğramaya devam ediyoruz.

Biz kadınlar siyasette -aynı burada olduğu gibi- temsil edilmiyoruz, erkekler biz kadınların adına kendi çıkarları için kararlar alıyorlar.

Biz kadınların mülksüzlüğü devam ediyor. Gece gündüz çalışmamıza rağmen hep yoksul olan biz kadınlar oluyoruz.

İş yerlerinde cam tavan hep kafamıza çarpıyor. Asla eş değer işe eş değer ücret alamıyoruz. Esnek, güvencesiz, sigortasız işlerde çalışmaya zorlanıyoruz.

Ev işleri, bakım işleri, çocuk yaşlı bakımı hep biz kadınların görevi oluyor; erkekler bundan muaf oluyor, devlet bu alandaki sorumluluğunu yerine getirmiyor. Aileye, babaya, kocaya mahkûm olarak hayatlar yaşamak zorunda kalıyoruz. Her türlü baskıyı görmemize rağmen sessiz kalmak zorunda kalıyoruz.

Eğitim hakkımız elimizden alınıyor. Ana dilde eğitim hakkımız olmadığı için eğitimimizi tamamlayamıyoruz. Kız çocukları okuldan alınmaya, erken yaşta evlenmeye zorlanıyor.

Mevsimlik işçi kadınlar, göçmen kadınlar erkeklerden daha düşük ücretlerde tacizle, tecavüzle baş başa kalarak çalışmak zorunda kalıyor.

Basın-yayın organları erkek egemenliğini besleyerek yaşamın tüm alanında erkekliğin güçlenmesini sağlıyor.

Tarımda çalışan kadınların emeği görülmüyor, yok sayılıyor.

Biz kadınlar kamusal alanlardan çekilmeye, evlere hapsedilmeye zorlanıyoruz.

Boşanmak isteyen kadınlar, "hayır" diyen kadınlar öldürülmeye devam ediyor.

Yargı, erkek yargı olmaya, kadınları yargılamaya, sanık erkekleri korumaya, onları cezasızlıkla ödüllendirmeye devam ediyor.

Türkiye, kadın-erkek eşitliğinde dünya ülkeleri arasında son sırada yer almaya devam ediyor.

LGBT+'ların uğradığı hak ihlalleri, nefret suçu eylemleri görünmez kılınıyor, LGBT+'lara yönelik suçlar daha da fazla artıyor. LGBT+'lara çalışma hakkı, yaşam hakkı, ikamet etme hakkı tanınmıyor; yok sayılmaya, yok edilmeye çalışılıyorlar.

Şimdi soralım: Gerçekten siz böyle bir toplumsal yapı mı istiyorsunuz? Gerçekten biz kadınların öldürüldüğü, cinayetlere kurban gittiği, yok sayıldığı, erkeklerin iktidarı altında ezildiğimiz bir yaşam biçimine mi bizi mahkûm etmek istiyorsunuz? Bunu yapmak istiyorsanız bu politikalarınıza devam edersiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - Eğer gerçekten bunu yapmak gibi bir derdiniz yoksa -öncelikle kadın arkadaşlara sesleneyim tabii ki- gelin bu politikalardan vazgeçip kadın hareketini, feminist hareketi, bu alanda yıllardır mücadele eden kadınları dikkate alın; erkeklerle yan yana durmayın, kadınların ittifakıyla yan yana durun ve gerçekten erkek egemenliğine birlikte son verelim.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)