Konu:Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:56
Tarih:21/02/2019


Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Plan ve Bütçe Komisyonunun bir üyesi olarak Komisyonda da sık sık dile getirdiğim, kanun yapma modelimizle ilgili bazı görüşlerimi burada sizlerle ve bizi ekranlarda izleyen kamuoyuyla, vatandaşlarımızla da paylaşmak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisine kanun yaptırılmıyor arkadaşlar, bu bizim yaptığımız artık kanun değil. Birbiriyle alakasız, alelacele bir şekilde, önü arkası düşünülmeden, hesabı kitabı yapılmadan, doğru düzgün hesaplanmadan, planlanmadan birtakım farklı konularda maddeler bir torbanın içine koyuluyor, gündeme getiriliyor, Komisyona getiriliyor, görüşülüyor ve kanun teklifi olarak burada sizlerin önüne getiriliyor. Sonra ne oluyor? Sonrasına bakmak lazım. Bu düzenlemeler hayata geçirildiği zaman tabii ki alelacele yapıldığı için birtakım aksaklıklar yaşanıyor, bunların düzeltmeleri önümüze geliyor. Yap, düzelt, düzelttiğini tekrar düzelt; işte, alın size Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi budur arkadaşlar. Bu nasıl bir yasama tekniğidir, bu nasıl bir iş bilmezliktir, bunu anlamak mümkün değil. Asıl, bu yasa yapma tekniğimizi, bu torba kanunları ve içeriklerini tartışmadan önce bu tekniğimizi tartışmamız ve artık düzeltmemiz, değiştirmemiz gerekiyor.

Çoğu zaman teklifi veren verdiği teklifi açıklayamıyor, Komisyona gelen bürokratlar ne olduğunu bize tam olarak anlatamıyorlar, bilgilendirmekte zorlanıyorlar çünkü kendileri bile anlamıyorlar. Sonra, bazen bir kişiye, bir gruba, bazen de seçime yönelik bir şekilde, etki analizleri de yapılmadan -ne demiştim başta, önü arkası hiçbir şekilde düşünülmeden- alelacele Komisyondan geçirilip, hop, Genel Kurula getiriliyor. İşte burada biz böyle yasa yapmaya çalışıyoruz.

Bunların önemli örneklerinden bir tanesi de -çarpıcı ve acı örnek diyeceğim- geçtiğimiz yıl 24 Haziran seçimlerinden hemen önce, 6 Haziran 2018 tarihinde çıkarılan imar affı kanunudur arkadaşlar. Hem bu imar affı kanunu çıkarılırken hem de bu affın süresinin uzatılmasıyla ilgili düzenleme Komisyona geldiğinde -daha sonra biz verdiğimiz soru önergelerinde de bunun altını çizmiştik, Komisyonda da bunları söylemiştik, bu kürsüde de anlatmıştık- denetimsiz ve kaçak yapıların meşrulaştırılarak insan hayatıyla oynanabileceği uyarılarında bulunmuştuk ama ne oldu? Kartal ilçemizde yaşanan acı olaylarla işte bu bize acı bir şekilde ders oldu. Biz bu tür olayların yaşanabileceği tehlikesine dikkat çekmeye çalışmıştık ama dinleyen olmadı.

Bu ve benzeri olayların yaşanmaması için burada bir kez daha yinelemek istiyorum. Bu teklifleri getirenlerin, altına attıkları imzanın sadece siyasi değil vicdani sorumluluğunu da taşıdıklarının bir kez daha burada altını çizmek istiyorum arkadaşlar, Yeşilyurt Apartmanı'nda kaybettiğimiz 21 vatandaşımıza ve yakınlarına karşı olduğu gibi.

Tabii, Komisyon çalışmaları sırasında maalesef alt komisyonlara gitmiyor bu maddeler, ihtisas komisyonlarında hiçbir şekilde tartışılmıyor, meslek kuruluşlarının doğru dürüst görüşleri alınmıyor, işte torbalaştırılarak önümüze geliyor, sonuçlarını görüyoruz. Bu nedenle, getireceğiniz tekliflerde vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği, huzuru, mutluluğu, sizin ekonomik krizi önlemeye yönelik alacağınız önlemlerden, almaya çalıştığınız önlemlerden çok daha önemli. Torbayla getirdiğiniz kanun tekliflerinin özeti şudur: Uyguladığınız politikalarla önce yoksullaştırdığınız, iflas ettirdiğiniz, borç batağına batırdığınız halkımızın o yoksulluğunu ve krize giren ekonomiyi geçici önlemlerle seçime kadar yönetmeye çalışmaktan ibarettir değerli arkadaşlar.

Evet, değerli milletvekilleri, imar barışı kanunu gibi bizlere vicdani sorumluluk yükleyen bir madde daha var torba teklifte. 16'ncı maddeyle, maalesef, insanlarımızın can ve mal güvenliğini ilgilendiren bir konuda, kamuoyundan gelen baskılarla yeni bir ötelemeye gidiliyor. Can ve mal güvenliğini ilgilendiren bu yasa nedir, onu söyleyeceğim ama kamuoyu baskılarıyla bu düzenlemelerin yapılmaması gerekiyor. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası 2012 yılında bağımsız bir yasa olarak çıktığında hepimiz bunu olumlu karşıladık tabii ki ancak rakamlara baktığımızda, o günkü ölümlü iş kazalarıyla ilgili istatistiklerde dünyada 3'üncü, Avrupa'da 1'inciydik; aradan altı yıl geçti, istatistik değişmedi, hâlâ dünyada 3'üncüyüz, hâlâ Avrupa'da 1'inciyiz. 2012 yılında 867 işçimiz, 2018 yılında maalesef 1.923 işçimiz hayatını kaybetmiştir. Altı yılda azalması gerekirken, hadi azalmayı bıraktım, en azından bu sayıların yerinde sayması gerekirken 2 katına çıkmıştır. Yazıktır, günahtır bu insanlarımıza ve yakınlarına.

Neden 1'inciliği bırakamıyoruz? Yeterli denetim yapılıyor mu? Kanun uygulanıyor mu? Aslında bunların tartışılması gerekirken bir bakıyoruz ki kanunun geçici 4'üncü maddesiyle ilgili yeni bir düzenleme, erteleme getirilmiş. İş güvenliği uzmanlarının -ki iş güvenliği uzmanları iş sağlığı ve güvenliğinin en önemli paydaşlarındandır- çalışma yöntemleriyle ilgili bir öteleme, erteleme yapılıyor yani aslında insanların can güvenliğiyle oynanıyor. Tehlikeli ve çok tehlikeli iş yerlerinde daha düşük dereceli, daha az tecrübeli, (C) sınıfı dediğimiz uzmanların çalıştırılmasının süresi uzatılıyor. Evet, kanun çıktığında bu olabilirdi, uygulandı bugüne kadar, bir süre konulmuştu, geçiş süreciydi, bu kabul edilebilir bir şeydi ama şimdi artık normal düzene geçilmesi gerekiyor. Bu neye benziyor, biliyor musunuz arkadaşlar? "Yolda giderken bugün emniyet kemerinizi takmanıza gerek yok, altı ay sonra takabilirsiniz." demekten bir farkı yoktur. Aslında yapılmak istenen şu: İşverenlerin, özellikle büyük firmaların daha düşük dereceli uzmanları çalıştırmaya devam etmeleri için bu maddeye bu süre uzatması getirilmiştir. Neden böyle diyorum, hemen altını çiziyorum: Çünkü süre 1/1/2019'da bitti, şirketler otomatik olarak (C) sınıfı uzmanları işten çıkarıp yerine (A) ve (B) sınıfı uzmanları çok daha yüksek maaşlarla istihdam etmek zorunda kaldılar. Zaten rahatsızlık veren de bu. Özellikle büyük şirketler, zincir şirketler bundan rahatsızlık duydular ve aradan bir buçuk ay geçti.

Bakın, zamanında da yapılmadı bu. Neden zamanında o zaman uzatmadınız? Çünkü uzmanlar işten çıkarıldı, yenileri alındı. Şimdi ne olacak? Bu süre uzatımıyla sektörde yetkin, tecrübeli birçok uzman tekrar işsiz kalacak. İşlerini kaybetme riskiyle karşı karşıyalar arkadaşlar. Ayrıca, mesleğe yeni başlayan uzmanların da omuzlarına taşıyabileceklerinden çok daha fazla yük yüklemeye biz bu şekilde devam ediyoruz. Uzmanlarımıza da yazıktır, günahtır diyoruz. Uygulamaları ötele ötele nereye kadar? Can güvenliği ötelenemez. İnsanların sevdikleri, aileleri, kardeşleri iş yerlerinde hayatlarından oluyorlar. Bu işin günah keçisi sonra iş güvenliği uzmanları yapılıyor. Hâlbuki bu şekilde palyatif, günü kurtaran uygulamalar değil, daha kalıcı önlemler alınması gerekiyor. Ayrıca sürekli erteleme ve öteleme, devletin kanunları yapma ve uygulama biçimine de güven bırakmamaktadır maalesef.

Artık bu erteleme ve ötelemelerden vazgeçilmeli, sektörü güçlendirecek, güvenliği artıracak, Avrupa Birliği normlarına uygun bir sistemin hayata geçirilmesi için çalışılmalı. Bunun yerine, gelin -bunu Komisyonda da teklif ettim, söyledim- 1 Temmuz 2020'de devreye girecek 50'nin altında çalışanı olan az tehlikeli iş yerlerinin iş sağlığı ve güvenliği hizmeti alımını daha erken devreye sokalım. İSG uzmanlarını işverene bağımlı olmaktan çıkaralım. Gelin bunları yapalım. Özgür karar alabilsinler, uyarılarını yapabilsinler, ayrıca daha fazla istihdam sağlanmış olsun iş güvenliği uzmanlarıyla ilgili. Neden ötelemek yerine çekmeyi denemiyoruz? Gelin, bunu yapalım.

Aslında en doğrusu ne, biliyor musunuz? Bu Meclisin, bu komisyonların gerçek görevine geri dönmesidir. O da nedir? Bir kanunu müstakil bir şekilde, bağımsız bir şekilde ele almaktır. İşte gelin, 6331 sayılı Yasa'yla buna başlayalım. Bu yasayı topyekûn ele alalım, gözden geçirelim, günü kurtaran değil, ileriye dönük, kalıcı değişiklikler ve düzenlemeler yapalım diyorum.

Değerli milletvekilleri, bölüm içerisinde tabii ki bizim onayladığımız, destek verdiğimiz maddeler var. 1'inci ve 2'nci maddelere baktığımızda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Biz parti olarak, Cumhuriyet Halk Partisi olarak emeklilere birer ikramiye maaş vermeyi vadetmiştik. Daha sonra devlet bunu bin lira olarak vermeyi uygun gördü ama bir şeyi hesaplayamamış -hani en başta söylemiştim ya; yap, ondan sonra düzeltmesini yap; yap, ondan sonra düzeltmesini yap gibi- gelir testinde birçok evde bakım yardımı alanların gelirlerini artıracağını ve aldıkları yardımların kesileceğini hesaplayamamış. İşte şimdi bunun düzeltmesini yapıyoruz burada. Biz böyle bir düzeltme makamı... Komisyonda da söyledim, Komisyonun adını değiştirmeyi teklif ettim: Yap, düzelt komisyonu ya da yap, düzelt operasyon merkezi. Plan ve Bütçe Komisyonu olmaktan çıkmış, bu hâle dönüşmüştür maalesef.

3'üncü ve 4'üncü maddeyle ise, yine bu torbayla bir düzeltme yapılıyor. "15 kuruşluk poşet parasını nasıl alabilirim?"in yasal zeminini oluşturma çabasından ibaret bir maddedir. Yani ekonomiyi kurtarmak poşete kalmış, çevre bahane maddesidir bu.

6'ncı maddeye baktığımızda... Bu çok ilginç bir teklif gerçekten sayın vekiller. Yani nasıl bunu kanunlaştırıyoruz, nasıl bu Komisyona geldi, Genel Kurula geldi, anlamak mümkün değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Başkanım, bir dakikada tamamlayacağım.

BAŞKAN - Toparlayın Sayın Emecan.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

Maddenin gerekçesi şu: "Maddeyle, haklarında soruşturma veya kovuşturma başlatılmış bulunan sivil havacılık personelinin yeterlik belgelerinin soruşturma veya kovuşturma sonuçlanıncaya kadar geri alınması hususunda bakanlıklar arası koordinasyonun sağlanması öngörülmektedir." Değerli arkadaşlar, yani, iki tane bakanlık var, bu iki tane bakanlık yazışmayla bir türlü anlaşamamışlar, kendi aralarında koordinasyon sağlayamamışlar, şimdi biz burada 600 milletvekili bu iki bakanlığın uzlaşmasının, koordinasyonunun sağlanmasıyla uğraşıyoruz; geldiğimiz nokta budur.

7'nci madde yazılı ve süreli yayınlarla ilgili vergi istisnası. Biz bunu destekliyoruz ama yayıncıların birikmiş KDV'lerinin de bir an önce ödenmesini istiyoruz.

En önemli ve son olarak 8'inci sıradan giren maddeye değinmek istiyorum. Bu bir seçim rüşvetidir; işçinin, emekçinin İşsizlik Fonu'nda biriken parasının işverene rüşvet olarak verilmesidir. Bu bir istihdam sağlama değil, işverene kıyak geçme maddesidir. Bunun da altını çizmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Evet, kamuya ait fabrikaları satarak birçok işçimizi işsiz bıraktık ama üç ay boyunca, alacağı prim, vergi ve alacağı asgari ücret maaşı da dâhil olmak üzere işverene aktarıp dokuz aylık çalışma zorunluluğu koyarak işsizliğe çözüm bulmaya çalışıyoruz.

BAŞKAN - Selamlayalım Genel Kurulu Sayın Emecan.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Gerçekten inanılır gibi değil. Bunun gibi birkaç madde daha var, arkadaşlarımız değinecekler.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)