Konu:Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:54
Tarih:19/02/2019


Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MHP GRUBU ADINA SERMET ATAY (Gaziantep) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 42 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşeceğimiz kanun teklifi aslında bir gerekliliktir. Hâkim ve savcıların adaylık süresi ve meslek öncesi eğitimleri daha önce 4954 sayılı Adalet Akademisi Kanunu'nca düzenlenmekteyken Adalet Akademisi Kanunu'nun yürürlükten kaldırılmasıyla mevzuatta bir boşluk meydana gelmiştir. Bu boşluğun giderilmesi amacıyla yasal düzenleme yapılmış olup ilgili kanun teklifinin 5'inci maddesiyle hâkim ve savcıların adaylık süresinin iki yıl olarak düzenlenmesini olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Adaylık süresi sonunda hâkim ve savcı adaylarının yazılı ve sözlü sınavlara tabi tutulması ve başarılı sayılma koşullarının yazılı sınavda en az 70 puan alarak tespit edilmesi, yazılı sınavın yüzde 60'ının, sözlü sınavın yüzde 40'ının başarı puanında değerlendirilmesiyle yazılı sınava ağırlık verilmiş olup sözlü sınavın etkisi azaltılmış ve bu düzenlemeyle daha hakkaniyetli bir hâkim, savcı alımı yapılmış olacaktır.

Kanunla getirilen en önemli düzenlemelerden biri de hâkim, savcı adaylarının mesleki güvence altına alınması olup adaylar stajda hâkim ve savcı olarak birbirinden ayrılarak eğitime tabi tutulacaktır. Hâkim ve savcıların adaylık sürecinde ayrı eğitime tabi tutulmaları mesleki anlamda kendilerini daha rahat geliştirmelerine olanak sağlayacak, hâkim ve savcılar çalışmış oldukları alanlarda uzmanlaşabileceklerdir.

Değerli milletvekilleri, yargının hâkim ve savcıyla ilgili kısımlarının ötesinde, hukuk eğitimi ve avukatlarla ilgili yasal düzenleme yapılması da bir zorunluluktur. Ülkemizde adalet sisteminin temellerini atan hukuk eğitimine bir an önce müdahalede bulunulmalıdır. Artan hukuk fakültesi sayısı hukuk eğitimini nitelik bakımından olumsuz etkilemektedir. Sadece 1 profesörle eğitim hayatına devam eden birçok hukuk fakültesi mevcuttur. Birçok hukuk fakültesinde öğretim üyeleri kendi uzmanlık alanında olmayan alanlarda eğitim vermektedir. Örneğin bir medeni hukuk hocası ceza hukuku dersi verebildiği gibi hukuka başlangıç hocası bir usul dersi de verebilmektedir. Bu şekilde verilen eğitim sonucu başarılı bir hukukçu yetiştirilmesi mümkün görülmemektedir. Bu sorunun çözümü adına hukuk fakültelerindeki eğitim belirli kıstaslara tabi tutulmalı ve her üniversitede hukuk fakültesi yer almamalıdır. Hukuk fakülteleri birleştirme yoluyla azaltılmalı, birleştirilen fakültedeki öğrenci kontenjanları kademeli olarak azaltılmalıdır. Böylelikle daha fazla öğretim üyesinin hukuk fakültesi öğrencilerine daha nitelikli bir eğitim vermesinin önü açılacaktır.

Türkiye'de 35 devlet, 44 vakıf üniversitesinde ve Kıbrıs'ta 5 adet vakıf üniversitesinde hukuk eğitimi verilmektedir. Hukuk fakültesi öğrenci kontenjanları, hukuk fakültelerinin eğitim koşulları göz önüne alınarak tespit edilmeli, gerekli koşulları sağlamayan hukuk fakültelerine gerekirse öğrenci kontenjanı açılmamalıdır. 2018-2019 döneminde yaklaşık 72 bin hukuk öğrenimi görecek öğrenci bulunmaktadır.

Hukuk fakültelerinde toplam 383 profesör mevcuttur yani tüm Türkiye'de hukuk eğitimi veren 383 hukuk profesörü vardır. Bunlardan İstanbul, Ankara, İzmir'de bulunanların sayısı oldukça fazladır. Yaklaşık yüzde 85'i İstanbul, Ankara, İzmir'de birikmiş olup Anadolu'da sadece 47 hukuk fakültesi profesörü ders vermektedir. Anadolu'da yer alan hukuk fakültelerinde öğretim üyesi sayısı yetersizdir. Örneğin, Atatürk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.896 öğrenci, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.188 öğrenci, Karadeniz Teknik Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.086 öğrenci, Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1 profesöre 1.044 öğrenci düşmektedir. Bunun en büyük nedeni, akademisyenlerin Anadolu'da bir hukuk fakültesinde ders yükü altına girmemek için buralara tayin istememesi ve burada bulunmamasıdır. Bu sebeple, hukuk fakültesine öğretim üyesi alımlarında akademisyenleri teşvik edici düzenlemelerin getirilmesi şarttır.

Yargının etkin ve adil çalışması için en önemli unsur avukatlık mesleğidir. Avukat sayısı katlanarak artmaktadır. Avukat sayısının bu hızla artması, avukatlık mesleğinin niteliğini düşürmektedir. Avukatlık mesleğinin kalitesinin artırılması için bir an önce harekete geçilmeli; hâkim, savcıların adaylık döneminde olduğu gibi avukatlık mesleğinde de adaylık dönemi sonunda avukatlık sınavı getirilmelidir. Seçici ve kapsayıcı bir avukatlık sınavı bir an önce uygulamaya konulmalı, avukatlık stajına kabul ve avukatlık sıfatını kazanma sınava bağlı olmalıdır. Şu anda 25-30 bin stajyer avukatımız vardır. Hukuk fakültelerinde 70 bin öğrencimiz vardır. Türkiye genelinde çalışan avukat sayısı 120 bin civarına ulaşmıştır. Bu sayı artışıyla avukatlık mesleğinin sürdürülebilir olması olanak dışıdır. "Hiçbir şey olmayacaksam hukuk fakültesine gidip avukat olayım." anlayışıyla bir şekilde hukuk fakültesini bitiren gençlerimiz avukatlık mesleğinin niteliğini sadece ve sadece düşürmektedir. Avukatlık sınavı avukatlık mesleğinin belli bir nitelikte tutulmasına yardımcı olacak ve avukatlık mesleğinin itibar kaybını durduracaktır. Avukatlık Kanunu'nda değişiklik yapılarak "uzman avukatlık" unvanı getirilmeli ve unvan, keskin ve seçici sınırlandırmalara tabi tutulmalıdır. Barolarıyla uyumlu bir şekilde, avukatların mesleki sorunları tespit edilmeli, avukatların da hâkim ve savcılar gibi yargının önemli bir unsuru olduğu gözetilerek yeşil pasaport ve kamusal olanaklardan faydalanmasının önü açılmalıdır. Ayrıca, avukat stajyerlerinin de avukatlık stajı döneminde -mevzuatta ve idari uygulamalarda- tüm ekonomik ve sosyal haklardan yararlandırılması gerektiği düşüncesindeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, hukuk eğitimi, avukatlık mesleği gibi adaletin olmazsa olmaz önemli konularında atılan her olumlu adımda Hükûmetle beraber olduğumuzu açıkça deklare ediyoruz. Hukuk fakültesini bitirip avukatlığa, hâkimliğe, savcılığa, noterliğe müracaat edecek tüm hukuk mezunlarının gireceği bir sınavdan geçirilerek tüm hukuk fakültelerinin asgari bir kaliteye ulaştırılması gerektiği düşüncesindeyiz.

Değerli milletvekilleri, bölge adliye mahkemelerinin 20 Temmuz 2006 yılında faaliyet geçmesiyle Türkiye uzun yıllardan beri beklediği önemli bir yargılama aşamasına kavuşmuştur. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte yargılamalar bariz bir şekilde hızlandırılmıştır. Geçen bir buçuk yıllık süre zarfında dosyaların birikmeye başlamasıyla birlikte istinaf yargılamasının ivmesinde bir düşüş görülmeye başlanmıştır. İşbu kanun teklifinde getirilen düzenlemeler istinaf yargılamasındaki bu yavaşlamayı tekrardan hızlandırmaya yönelik olumlu düzenlemelerdir. Bu açıdan yapılan düzenlemeleri yargıdaki hızı artıracak olması bakımından yararlı ve olumlu buluyoruz. Mevcut düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinde bulunan her daire karar vermek için 1 başkan ve 2 üyenin katılımıyla toplanmaktadır. Getirilen düzenlemeyle, dairelerde birden fazla heyet oluşturulmasına imkân tanınmaktadır; böylelikle bölge adliye mahkemesi, ceza ve hukuk dairelerindeki iş yükü azaltılacak, yargılama hızlanacaktır. Bu düzenlemeyi etkin ve hızlı yargılama için olumlu buluyoruz.

Mevcut düzenlemeyle, cezada indirim gerektiren şahsi sebeplerin mevcudiyeti hâlinde bölge adliye mahkemesi önünde bulunan dosyalarda yeniden yargılama yapılmaktadır. Getirilen düzenlemeyle, cezada indirim gerektiren şahsi sebeplerin mevcudiyeti hâlinde bölge adliye mahkemeleri duruşma açarak yargılama yapmaksızın bu hukuka aykırılığı düzelterek istinaf başvurusunu esastan reddedebilecektir. Bu düzenleme, eski kanun sistemindeki Yargıtay aşamasında düzelterek onamaya benzemektedir. Böylelikle yargılamanın uzaması engellenmiş olacak, adalet daha hızlı bir şekilde tecelli edecektir.

Mevcut düzenlemede Yargıtay, bölge adliye mahkemesinin esastan reddine ilişkin kararında hukuka aykırılık görmesi hâlinde bozma ilamını bölge adliye mahkemesine göndermektedir. Ancak bölge adliye mahkemesinin esastan reddine ilişkin kararlarının bozulması hâlinde bozmadan sonra yapılacak incelemenin ilk derece mahkemesi tarafından yapılacak olması sebebiyle bozma kararını içeren dosyanın doğrudan ilk derece mahkemesine gönderilmesi daha yerinde bir tercih olacaktır. Getirilen düzenlemeyle, Yargıtayın bozma kararından sonra izlenecek süreç değiştirilmektedir. Bu düzenlemeyle, ilk derece mahkemesinin Yargıtay aşamasından sonra daha hızlı bir şekilde yargılamaya başlamasının önü açılmaktadır. Bu sebeple, getirilen düzenleme yargılamanın hızlandırılması bakımından olumludur.

Mevcut düzenlemede Yargıtayın verilen kararı bozması üzerine karara uyulması hâlinde ilk derece mahkemesinde yargılamaya devam edilmekte ve ilk derece mahkemesinin tekrar verdiği karar üzerine yeniden bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaya başvurulmaktadır. Getirilen düzenlemeyle, Yargıtayın bozma kararı vermesinden sonra karara uyulmasına karar veren ilk derece mahkemesinde yapılacak yargılama sonunda ancak Yargıtaya başvurulabilecektir. Diğer bir ifadeyle, bozma kararından sonra karara uyulduğu takdirde bölge adliye mahkemesine kanun yolu mercisi olarak başvurulamayacaktır. Yargıtayın vermiş olduğu bozma kararına uyulması neticesinde verilen kararı yeniden kendisinin incelemesi makul olanıdır. Bu sebeple, bozmaya uyma kararından sonra bu kararların doğrudan Yargıtay denetimine tabi olmasını olumlu buluyoruz. Böylelikle adliye mahkemesindeki istinaf aşaması atlanarak yargılama etkin bir şekilde hızlandırılmaktadır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun teklifini olumlu buluyor ve destekliyoruz, devamının gelmesini diliyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)