Konu:Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:53
Tarih:14/02/2019


Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de 41 sayılı Maden Kanunu'nun 40'ıncı maddesi hakkında söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime bugüne kadar ülkemizde maden kazalarında hayatını kaybeden emekçi kardeşlerimize Allah'tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum.

Madencilik dediğimiz zaman, maalesef, ülkemizde aklımıza hep acı hadiseler geliyor. İş kazaları, ölümler, acılı aileler, doğa katliamı, ağaç kesimleri, derelerin kuruması; kuşların, yaban hayvanlarının yok olması; doğanın renginin griye, siyaha dönmesi; topraklarımızda tarımın yok olması, insanların yaşam alanlarının yaşanmaz hâle gelmesi; hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği; kanser vakalarının, meslek hastalıklarının artışları ve bunlara bağlı ölümler; ihmal edilmiş iş güvenliği ve iş sağlığı; emek sömürüsü, kölelik koşullarında çalışmak zorunda kalan çaresiz insanlarımız; Zonguldak'ta, Soma'da, Kütahya'da, Balıkesir'de, Savaştepe'de, Dursunbey'de hayatını kaybedenler ve geride bıraktıkları acılar geliyor aklımıza, maalesef. Tabii bu olumsuz örnekleri çoğaltmak mümkün. Özetle, madencilik dediğimiz zaman, ülkemizde, aklımıza hep acı, gözyaşı ve ölümler geliyor. Tabii, madencilik sektörünün toplum üzerinde bu derece olumsuz algı bırakmasından elbette ki dürüst ve namuslu şekilde çalışan madencilerimiz de şikâyetçi. Oysa daha insancıl, daha çevreci, daha verimli, doğayla dost, modern yöntemlerle madencilik yapabiliriz. Başkalarına bakıp gıpta edeceğimize, onlardan daha iyi nasıl yapabiliriz onun arayışı içinde olmamız gerektiğine inanıyorum.

Madenlerimizin verimliliği ve çevreyle ilişkisi konusunda sizlere kendi seçim bölgem Balıkesir'den iki tane örnek vermek istiyorum. Balıkesir, Türkiye'de ticareti yapılan 57 madenin 37'sine sahip olan bir il, üstelik dünya bor rezervinin yüzde 73'üne sahip olan ülkemizdeki en büyük bor yataklarının bulunduğu bir bölge. Nasıl bir madencilik yapıyoruz biliyor musunuz? Daha önce de bu kürsüden ifade ettim, topraktan boru çıkartıyoruz, öğütüyoruz, torbalayıp yurt dışına satıyoruz, daha sonra da işlenmiş boru misliyle para ödeyerek tekrar geri alıyoruz yani bir ham madde tedarikçisi durumundayız. Oysa, bizim ihtiyacımız olan, katma değeri yüksek bor ürünleri üretebilecek fabrikalar zinciri kurmak, yine burada ifade ettim, yani bir bor organize sanayisi yapmak. Çünkü, Türkiye'nin geleceği, gelecek nesillerin de kalkınmasının temeli borda yatıyor ve bizim bir bor vadisine ihtiyacımız var. Yine bu kürsüden heyetinize sesleniyorum: Gelin, dünyanın ilk bor vadisini Balıkesir ilinde hep birlikte kuralım.

Efendim, diğer bir husus ise ülkemizin sahip olduğu en güzel doğal yaşam alanlarından, ekolojik bir hazine olan Homeros'un destanlarında bin pınarlı yaşam toprakları olarak adlandırılan hatta Truva atının yapıldığı ağaçları barındıran Kaz Dağlarının maalesef altın şirketleri tarafından delik deşik edilmesi. Oysa o bölgede yaşayanlar, bizler hep diyoruz ki Kaz Dağlarının zenginlikleri toprağın altında değil, toprağın üzerinde ve hep birlikte Kaz Dağlarımızın ekolojik yapısına, doğasına sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Sadece Kaz Dağları mı? Beraberinde Madra Dağlarında, hatta Ayvalık'ta, Altınova'da denizden dahi maden arama çalışmaları yapılarak bir nevi doğa katliamı yapılmak isteniyor.

Dünyada benzersiz doğal güzelliklere sahip alanlarda madencilik faaliyetlerine izin verilmesi, gelecek nesillere ihanet etmekle aynı anlama gelmektedir. Ülkemizde madencilik için tercih edilecek bölge, bizim bölgemizde olduğu gibi doğa güzellikleri olan değil, tam aksine, doğa güzellikleri olmayan, gelişmemiş bölgelerde madenciliğe daha öncelik vermenin, oralarda teşvik etmenin doğru olacağına inanıyorum. Fakat biz ne yapıyoruz? Doğa harikası bölgelerde madencilik faaliyetlerine izin veriyoruz üstelik de yabancı şirketlere. Hem doğa güzelliklerimizi harap ediyoruz hem de madenlerimizi yabancı şirketlerin sömürmesine izin veriyoruz.

Burada sizlerin aracılığıyla Bakanlık yetkililerine sormak istiyorum: Acaba ülkemizde kaç adet yabancı maden şirketine arama ve işletme ruhsatı verilmiştir? Bunu sizlerin aracılığıyla Bakanlık yetkililerine sormak istiyorum.

Yine, kanun teklifinin 4'üncü maddesinde "millî menfaatlerimize uygun" ifadesi yer almakta ki bu madde de geçti zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Çok az kaldı Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Aslında bu "millî menfaatlere uygun" ifadesi bir nevi de itiraf niteliğinde yani demek ki şimdiye kadar millî menfaatler doğrultusunda hizmet edilmemiş, bunu yazmak zorunda hissettik yani. Evet, haklısınız.

Sözlerimi şöyle sonlandırmak istiyorum, özellikle şu an iktidarda olan partiye seslenmek istiyorum, yerli ve millî olduğunuzu iddia ediyorsunuz: Evet, madencilik sektörü, ülkemiz için önemli bir kaynak. Millî sermaye ve millî girişimle çıkartılması mümkün olan kendi topraklarımızdaki zenginlikleri başka ülkelerin yatırımcılarıyla paylaşmanın anlamı nedir? Bunu sizlere sormak istiyorum. Ve uluslararası sermaye, küresel sermaye ülkemizin her bölgesine gözünü dikmiş, kârını maksimize etmek için her yolu deniyor. Buna geçit vermemek de hepimizin görevi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.