Konu:İyi Parti Grubu Önerisi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:52
Tarih:13/02/2019


İYİ PARTİ Grubu önerisi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ciddi bir gıda krizi içerisinde olduğumuz ayan beyan ortada. Bugün Migros, sebze reyonuna, soğan reyonuna "3 kiloyla sınırlıdır." diye bir ilan asmış.

Şimdi, Tarım Komisyonu toplantılarında çoğunlukla bize söylenen şöyle bir şey var: "Yahu, sürekli eleştiriyorsunuz, sizin çözüm öneriniz nedir?" Ben size çözüm önerilerinden bahsedeyim.

Değerli arkadaşlar, içinde olduğumuz durumu kavrayabilmek için 2 anahtar kavrama ihtiyaç var: Gıda egemenliği ve gıda güvencesi. Biri olmadan diğerinin olmayacağı kavramlar bunlar. Gıda güvencesi, güvenilir, yeterli, sağlıklı, herkesin ulaşabileceği düzeyde gıdaya ulaşım hakkı demek. Fakat gıda güvencesinin sağlanabilmesi için mutlaka gıda egemenliğinin olması gerekir. Gıda egemenliğiyse ne ekeceğimize, ne üreteceğimize, nasıl üreteceğimize, hangi girdilerle üretim yapacağımıza, ne kadar üreteceğimize karar verme hakkıdır. Dolayısıyla üreticinin ve tüketicinin gıda egemenliğinin olmadığı koşullarda gıda güvencesini sağlamak, herkese ulaşılabilir düzeyde ürün ulaştırabilmek ne yazık ki mümkün değildir. Türkiye'de gıda egemenliği ortadan kalkmış durumda. Peki, sorulacak tabii, nasıl olacak bu? Yani gıda egemenliği nasıl sağlanacak? Biz kendi ürettiğimize karar veremiyor muyuz? Evet, ne yazık ki Türkiye'de üretici kendi ürettiğine kendisi karar veremiyor. Karar vermesi... Aynı borsa oyuncuları gibi, girdi fiyatlarına bakarak hangi ürünün piyasada ne kadar prim yaptığını dikkate alarak takip ediliyor. Yani aslında neyi nasıl üreteceğimize, ne kadar üreteceğimize bizler değil, uluslararası tarım tekelleri, ecza firmaları, kimya firmaları karar veriyorlar. Hâl böyle olunca iç piyasaya sağlıklı, yeterli, kendi kendimize yeterli düzeyde bir arzı sağlayabilmek ne yazık ki mümkün olmuyor. Peki, ne olacak?

Bakın, önerimiz şu: Bir defa, 1980'den bu zamana, özellikle de 2000'le birlikte AKP eliyle özelleştirilmiş olan bütün KİT'lerin yeniden kamulaştırılması ve yeniden kurulması lazım. Çiftçiyi destekleyen, piyasayı regüle eden, çiftçiyi sübvanse eden bu kurumlar olmadığı koşullarda çiftçi uluslararası sermaye karşısında tek başına kalmış oluyor, organizesiz, örgütsüz kalmış oluyor. Örneğin, yüzde 120 civarında, bir senede gübre fiyatları arttı, bu yüzde 120'lik gübre fiyatları artışını, eğer TÜGSAŞ, İGSAŞ şu anda üretim yapabiliyor olsaydı sübvanse edecekti ve bu artış ürüne yansımayacaktı. O nedenle de 1 kilo soğanın bir yılda yüzde 230 civarında fiyatı artmamış olacaktı. Demek ki bir defa KİT'leri yeniden açmak gerekli.

İkincisi, bakın, ilginç bir şey söyleyeceğim: Paradigmamız yanlış, bu paradigmadan çıkmak lazım yani bu tarımsal paradigmayı değiştirmek lazım. Küçük çiftçi üretimini, küçük aile tarımını kalkındıracak önlemler almaksızın Türkiye tarımının kurtulabilmesi mümkün değil. Niye söylüyorum bunu? Birleşmiş Milletlerin yaptığı bir araştırma var, diyorlar ki; dünyada bin ayrı alanda araştırma yapılmış ve bunun sonucu ulaştıkları şey şu: Küçük aile çiftçiliği endüstriyel tarım uygulamalarına göre yüzde 50 ila yüzde 170 arasında daha verimlidir ve her şeye rağmen, şu anda dünyada tarımsal üretimin yüzde 80'i küçük aile işletmeleri tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla ancak ve ancak, tasfiye olmuş olan, uluslararası tarım tekelleri karşısında yalnız başına kalmış olan, girdi maliyetleriyle kâr edemez hâle gelmiş olan küçük aile çiftçiliğini destekleyerek tarımı güçlendirmek ve kurtarmak mümkün. Arkadaşlar, yoksa açık söyleyeyim, yani tanzim satış firmalarıyla, şununla bununla bu işin altından kalkmak mümkün değil. Tanzim satış firmaları, çok ayan beyan belli, seçime yönelik alınmış bir karar ve bir uygulama. Eğer üretimi güçlendirmezseniz, eğer uluslararası sermaye karşısında çiftçiyi destekleyecek önlemler, tedbirler almazsanız bunu tanzim satış firmalarıyla ortadan kaldırabilmek ne yazık ki mümkün görünmüyor.

Şimdi, bir defa, endüstriyel tarım uygulamalarının giderek verimsizleştiği ve Türkiye'de 3,2 milyon hektar tarım alanının artık tarım yapılmaz hâle geldiği bir gerçeklik. Çünkü kullandığınız gübre toprağı öldürüyor, kullandığınız ilaçlar toprağı öldürüyor, verimliliği giderek düşürüyor, gübre kullanmadığınız koşullarda üretim yapmanız imkânsız hâle geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Turan, tamamlayalım lütfen.

RIDVAN TURAN (Devamla) - Dolayısıyla monokültür yerine polikültür esaslı, farklı ürünlerin üretimini içeren, küçük aile çiftçiliğini destekleyen, onların kooperatifler ve köylü sendikalarında örgütlenmesinin önündeki bütün yasal mevzuat engellerini ortadan kaldıran, küçük aile çiftçiliğini girdiler açısından destekleyen yeni bir tarım paradigmasına ve tarım politikasına ihtiyaç var. Değerli arkadaşlar, bu olmadığı koşullarda öldür Allah bu işin altından kalkmak mümkün değil. O nedenle şu anda bir gıda probleminden, bir gıda krizinden bahsediyorsak, evet, bunun bir kısmı mevsimsel etkilerden dolayıdır falan ama esas mesele, iktidarın yanlış tarımsal uygulamaları sebebiyledir. Bu konuda köklü bir değişiklik yapılmadan tarım krizini çözmek mümkün değildir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)