Konu:Vergi Kanunları İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:43
Tarih:09/01/2019


Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ FİKRET ŞAHİN (Balıkesir) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Ben de 37 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 13'üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Efendim, tabii, bu madde, devlet üniversitelerindeki diş hekimliği fakültelerinin borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili. Tabii, bu madde bize gösteriyor ki sağlık sisteminde bir hayli geri noktaya düşmüşüz yani borç batağındayız, hâlen devletimiz kendi borcunu yapılandırmak zorunda hissediyor ve bu kanunda önümüze getiriyor.

Bakınız, bir sonraki maddede ise yine Türk Kalp Vakfı kurucusu değerli hocamız Profesör Doktor Cem'i Demiroğlu'nun kurmuş olduğu İstanbul Bilgi Üniversitesiyle ilgili bir konuyu konuşacağız. Şimdi, benim de tıp fakültesinde kendi kitaplarından çok faydalandığım değerli hocamız Cem'i Demiroğlu'nun geçmişiyle ilgili kısa bir alıntı yaptıktan sonra bu teklifle bağlantı kuracağım.

Efendim, Cem'i Hocamız Türkiye'de "kardiyolojinin babası" olarak bilinir ve Türkiye'de ilk kez koroner anjiyografiyi yani belki aramızda pek çok kişinin de olduğu anjiyografiyi yapan hekimdir ve invaziv kardiyolojiyi yani stenti Türkiye'de ilk uygulayan kişidir ve 1970'li yıllarda pek çok vatandaşımız yurt dışında sağlık hizmeti arar hâlde iken kendisi 1974 yılında Türk Kalp Vakfını kurarak bu modern kardiyolojik tedavi hizmetlerini ülkemize getirmiştir. Bakınız, geldiğimiz bu noktada, bizler, 1970'li yıllarda dünyayla eşit şartlarda bir sağlık hizmeti alırken şu anda, daha dün dahi... Biraz önce bir hekim arkadaşımla konuştum, burada, Ankara'da, tıp fakültesinin kardiyoloji bölümünde kalp pili takılması gereken bir hastaya "Efendim, biz sadece acil hastaların pillerini değiştiriyoruz, elimizde fazla kalp pili yok, sizi Diyarbakır Üniversitesine göndermek zorundayız." deniliyor, böyle bir cevap alıyorlar. Hatta, Gazi Üniversitesi Başhekimliğinin bir yazısı var: "Üniversite hastanemizde sadece hayati önemi haiz işlemler yapılsın, diğer rutin işlemler yapılmasın." diye böyle genelgeler yayınlanıyor.

Yine, Ordu Sağlık Müdürlüğünün bir yazısı var. Burada da kardiyoloji ve kardiyovasküler cerrahi kliniklerinde kalp kapakları, kalp pilleri bulunamadığı için bu vakaların ameliyatlarının ertelenmesi konusu gündeme taşınıyor.

Ve yine, bakınız, haberlerde -işte şurada, göstereceğim- "Yaşlı adam kalp pili bekliyor." diyor. Yani, vatandaşın pili bitmiş durumda sevgili arkadaşlar, vatandaş kalp pilini değiştiremez durumda, bu noktaya gelmişiz. Bakın, 1970'li yıllarda dünya standardında bir sağlık hizmeti veren Türkiye şu anda artık kalp pilini dahi değiştiremez duruma gelmiş noktadadır.

Şimdi, tabii, bu değerli hocamı ben saygıyla ve rahmetle anıyorum. Şimdi, acaba kendisi şu anda yaşamış olsaydı, bu durumu görmüş olsaydı ne düşünürdü? Yani, bu "Sağlıkta Dönüşüm Programı" dediğimiz programla Türkiye'de sağlığın ne kadar maddi ve ticari bir alana dönüştüğünü görmüş olsaydı bu hocamız acaba ne düşünürdü? İnanıyorum ki çok üzülürdü gelinen bu tabloya.

Bakınız, yine bu dönüşüm sistemiyle geldiğimiz nokta: Niteliksel bir sağlık sistemi hâline gelmiştir Türkiye'deki sağlık hizmetleri ve bizler Türkiye'de, dünyada rekorlar kırıyoruz. OECD ülkeleri arasında -kişi başına- en fazla hekime başvuran toplumuz; yine, OECD ülkeleri arasında en fazla MR çekimi yaptıran toplumuz, tomografi çekiminde de 2'nci sıradayız. Yine, nüfusuna oranla acil servise başvuru oranında dünyada 1'inciyiz; 80 milyon civarında nüfusumuz var, acil servise 100 milyonu aşkın yani nüfusumuzdan daha fazla sayıda başvuru var. Sağlık sisteminde geldiğimiz nokta bu. Vatandaşlarımız kapı kapı, hastane hastane dolaşıyor. Neden? Sağlık hizmeti nitelikli bir hizmet. Sayenizde niteliksiz bir hizmet alanı hâline geldiği için artık vatandaşımız doktor doktor, hastane hastane dolanmak zorunda kalıyor ve sonuç itibarıyla da başvuru sayısı katbekat artıyor.

Tabii, bu gelen sağlık sistemiyle bir taraftan sağlık hizmetlerine aşırı bir talep oluşturulmuş ve sağlık kuruluşlarının kapasitesini aşmış bu, diğer taraftan da özel sektörün sağlık hizmetlerindeki payı her geçen gün artırılmıştır. Poliklinik hizmetlerinin yüzde 22'si, ameliyatların yüzde 31'i ve uzman hekimlerin yüzde 30'u artık özel sektördedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Şahin.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Yani hiçbir ülkede bizdeki kadar özel sektörün sağlık alanında ağırlığı olmamıştır.

Ve vatandaşımızdan 14 kalemde, 14 farklı kalemde "katkı payı" adı altında para toplanıyor. Bakınız, elimde bir örnek getirdim. Bir üniversite öğrencisi, mecburiyetten bir özel hastaneye gitmiş ve bakınız, 359 lira 70 kuruş burada bir katkı payı ödemiş, bir üniversite öğrencisi 359 lira katkı payı veriyor; faturası da burada.

Ve yine daha yılbaşından önce ödenmeyen pek çok ilaç vardı döviz kurunun artışından dolayı ve seçim sebebiyle -büyük olasılıkla- 413 kalem ilaç yeniden bir ödeme, geriye ödeme listesine alındı.

Bakın, tipik bir örnektir. Basında yer alan ilaç, sağlık... Normalde bir sağlık personelinin resmi burada olması gerekirken artık parayı görüyoruz yani sağlık, artık parayla alınır hâle gelmiştir. Yani sizin paranız olmayabilir ama sağlığa ihtiyacınız olduğu zaman o hizmeti en az, parası olan kişi kadar almak durumundasınız. Artık sağlık -burada da tipik örneğini görüyorsunuz- parayla satılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Bir dakikanızı rica edeceğim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Kusura bakmayın, selamlayın. Mikrofonunuzu açıyorum, selamlamak için sadece Sayın Şahin, selamlayın.

FİKRET ŞAHİN (Devamla) - Peki, peki.

Evet, efendim, tabii, son bir şeyi ifade edeceğim. Bakınız, kuduz aşısı dahi bulunamaz hâle geldi yani vatandaş neredeyse kuduracak sayın arkadaşlar artık. Buna artık bir önlem alalım.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)