Konu:Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:43
Tarih:09/01/2019


Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlarım.

Torba kanun düzenlemelerinin Meclisimizin yasama gücünü zedelediğinden bahsederken şimdi bambaşka bir itibar erozyonuyla karşı karşıyayız. Yüce Meclisimizin Sayın Başkanı bugünlerde İstanbul sokaklarında İstanbul'a belediye başkanı olabilmek için siyaset yapıyor. Belediye başkanı olamama ihtimaline karşı da Meclis Başkanlığı gibi çok kutsal ve ulvi bir görevi yedekte tutuyor. Bu tutumu kendilerine yakıştıramadığımı ifade ederek sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz maddeyle özellikle cerrahi branşlardaki askerî tabip ve sağlık sınıfı personelinin tıbbı yeteneklerinin korunması amaçlanıyor. Geç kalınmış bu değişiklik teklifine hiçbir itirazımız yok, yanlış yapılmış yasal düzenlemelerde ısrar etmemek önemli ancak daha önemlisi yanlış bir düzenleme yapmamaktır. Bu nedenle sormak istiyorum: Askerî hastaneler niçin Sağlık Bakanlığına devredildi? Kanun maddesindeki gerekçede deniyor ki: "Askerî tabip ve teknisyenlerimiz harp cerrahisi alanında yeteneklerini kaybediyorlar." Evet, doğru; nedeni gerekçede net olarak ifade edilmemiş olsa da sebep askerî hastanelerin kapatılması. Sivil ve askerî hastaneler arasındaki en önemli fark, askerî hastanelerin harp cerrahisinde uzmanlaşmış olmaları. Bu hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri sonrasında sınır ötesinde düzenlenen operasyonlar veya terörle mücadele kapsamında yapılan harekâtlar neticesinde yaralanan askerlerimizin sağlıklarına kavuşma oranlarındaki düşüş bu gerçeği gözler önüne seriyor. Bu nedenle ülkemizin yetiştirdiği tecrübeli askerî cerrah ve teknisyenlerinden yeterince istifade edilememesi, millî insan kaynağımızın etkili kullanılmadığını açıkça gösteriyor.

Ağır yaralanmış evlatlarımıza hızlı, doğru karar vermenin hayati önemde olduğu durumlar altındaki müdahalelerde ve nakillerde sorunlar yaşandığını biliyoruz. Dile getirmek istemediğim ama yüreğimi dağlayan bir soruyu sizlerle paylaşmak isterim: Askerî hastanelerin devrinden günümüze kadar, zamanında doğru bir şekilde müdahale edilemeyip tam olarak sağlığına kavuşamayan veya şehit olan evlatlarımız acaba var mıdır? Harekâtlara katılan unsurlarımızda orduda kalmayı tercih eden askerî tabiplerimiz tabii ki bulunuyor. Ancak sayısal ve işlevsel olarak yeterli hizmetin verilemediğini de belirtmeliyim. Üstelik askerî hastanelerin devredilmesiyle, çalışma koşullarında meydana gelen değişikliklerden olumsuz etkilenilmiştir.

Değerli milletvekilleri, askerî tabiplik iki mesleği beraberce yapmaktır. Özellikle harp cerrahlığı başka bir şekilde yapılamaz. Askerî bir tabip ile sivil bir doktorun farkı da burada ortaya çıkıyor. Askerî tabip tıp eğitimiyle birlikte askerî eğitimleri de alır. Askerlerimizin silah arkadaşları olan askerî tabipler ordumuzun sigortasıdırlar aynı zamanda.

Diğer yandan, askerî hastanelerin Sağlık Bakanlığına devri sonrasında sınıf değişikliği, komando olamaz ve uzun süreli istirahat raporlarında çok ciddi artışlar yaşandığını da dikkatlerinize sunmak isterim. Barışta askerî personelin sağlık işlemlerini yürüten askerî hastaneler savaşta karşılaşacakları cephe şartlarının malzemelerini envanterlerinde bulundururlar, yaralı ve hasta naklinde belirlenmiş görevlerini yerine getirmek üzere tatbikat yaparlardı. Bu bakımdan askerî hastaneleri sadece hastane olarak düşünmemeliyiz. Bu hastaneler ordumuzun bir parçasıdır. Hem terörle mücadele içinde bulunan hem de sınırlarımız dışında istikrar ve güven ortamının oluşmasına destek veren ordumuzun parçalarıyla oynamak, telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olur.

Değerli milletvekilleri, sözlerimin sonunda dikkatlerinize sunmak istediğim bir hususu daha dile getirmek isterim. GATA ve askerî hastanelerin devri kararının doğruluğu hâlâ tartışılırken bugün millî savunmamızın belkemiği olan bir kurumun devriyle karşı karşıyayız. Bir süredir 1. Ana Bakım Fabrikasının, halk arasında bilinen adıyla Sakarya Tank Paletin özelleştirme kapsamına alınarak adı belli bir özel firmaya verileceği konuşuluyor. Bu firmanın da yabancı girişimciler tarafından finanse edileceği ifade ediliyor. 80'li yıllarda "Devlet çaput üretmesin." diye masum bir sloganla başlayan özelleştirme serüveni, 2000'lerde farklı bir boyut kazandı. Devletin zarar etmemesi ve verimli çalışabilmesi için isabetle terk edilen sektörlere, çok kritik, hayati önem taşıyan stratejik sektörler eklendi. Çocukluk, gençlik yılları boyunca Sakarya Tank Palet Fabrikasının önemini fabrika komutanı, yakın akrabam Albay Mukadder Gürbüz'den dinleyerek büyümüş bir milletvekili olarak huzurlarınızda bulunmaktayım. Daha önce konuyla ilgili konuşan sayın milletvekillerinin anlattıkları üstün üretimlerin yanı sıra, fabrika, aynı zamanda tanklarımız için tam manasıyla bir rehabilite merkezidir, burası âdeta bir tank hastanesidir de. Ayrıca, bunca yıl biriktirilen teknik bilgiyle devredilecek bu kurumun değerine paha biçilemez. Savunma sanayisinin en önemli işlerini gören bu fabrikanın işletmeci statüsünün, inşallah ebet müddet yaşayacağından şüphemiz olmayan devletimizin güvencesinden koparılıp finansal statüsünü de değiştirerek her türlü finansal riske açık bir özel şirkete devredilmesi ucu açık riskler içerir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, bir dakika ilave ediyorum.

MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Devamla) - Herhangi bir özel şirketin sürekliliğinin garantisi yoktur. Hak verirsiniz ki özel sektör kendi kârını düşünür. Bu akıl almaz özelleştirme kararından vazgeçilerek, fabrikanın mevcut hâliyle üretime devam etmesini umuyorum.

Sakarya Tank Palet Fabrikasının devrine İYİ PARTİ olarak muhalefet ettiğimizi milletimizin takdirine tekrar sunarken, bir stratejik hata daha yapılmamasını ümit eder, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)