Konu:Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:43
Tarih:09/01/2019


Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, 37 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 3'üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Ünlü yazar Balzac diyor ki: "Bugünkü kanunlar, büyük sineklerin delip geçtiği, küçüklerin de takılıp kaldığı bir örümcek ağı gibidir." İktidarın getirdiği kanun teklifleri de halkın ağzına bir parmak bal çalan ama bunun yanında küçük çıkar gruplarına büyük çıkarlar veren, bu hakları elde etmelerini sağlayan kanun teklifleri. Şu anda konuştuğumuz 71 madde de, aynı Balzac'ın dediği gibi, büyük sineklere açılan sonsuz bir kapı.

Şimdi, neresinden tutarsanız tutalım elimizde kalan bir teklif. "Ülkemizde adaletli vergi sistemi var." deniyor, "Tabana yayılıyor." deniyor ama baktığımızda gerçek öyle mi, şöyle kısaca bir göz atalım.

Topçuya vergi yok, jokeye vergi yok, hakeme vergi yok, yandaş iş adamına vergi yok. Peki, kime var? Dula yetime var, asgari ücretliye var, emekliye var, çiftçiye var, BAĞ-KUR'luya var, esnafa var ama gelen teklifte gene ne yapılıyor? Çiftçi için kurulan, tarımı desteklemek için kurulan Ziraat Bankası gidip futbol kulüplerinin borçlarını yapılandırmayla ilgili teklif düzenliyor. Bakın, o futbol kulüplerinin 7 kalemde zaten vergileri yok. Yayın geliri, saha reklam geliri, forma reklam geliri, bilet satış gelirleri, kombine geliri, loca satış geliri, bonservis gibi 7 kalemde zaten vergi ödemiyor. Ama bu çıkan kulüplerle siz neler yapıyorsunuz? Futbol kulüplerine para var, muhtarların umreye gitmesi için para var, Diyanete 10,4 milyar para var, bakanlara, Cumhurbaşkanı yardımcılarına çift maaşa para var, mültecilere 40 milyar dolar para var, kurullara atanan ünlülere para var, Cumhurbaşkanı danışmanlarına para var ama emeklilikte yaşa takılanlara gelince para yok, bütçe tasarruf bütçesi. İşte bu çelişkiyi de umarım 31 Martta vatandaşımız da görür ve gerekli cevabı da verir.

Kendi ürettiği zeytinyağını dünyada en pahalıya içen millet, yüzde 75'ini ürettiği fındığı en pahalıya tüketen biziz, Rize'de ürettiğimiz çayı Almanya'dan pahalıya içen gene biziz, kendi topraklarımızda yetişen Antep fıstığını dünyada en pahalıya yiyen gene biziz. Ama Sayın Bakan damat Albayrak ne diyor? "Devletin kasası tarihte hiç olmadığı kadar güçlü." diyor. Şu kasayı bir gösterse de biz de gerçekten güçlü mü, değil mi bir öğrensek. Lafa gelince hep güçlü. O zaman ben de soruyorum: Madem güçlü, EYT'lilere, emeklilikte yaşa takılanlara niye vermiyorsunuz? Sayın Cumhurbaşkanına 46 yaşında verdiğiniz bu hakkı niye onlara vermiyorsunuz? Öğretmenlere, sağlıkçıya, eğitimdekilere ek 3600 göstergeyi, madem kasa bu kadar güçlü niye vermiyorsunuz? Atama bekleyen sağlık çalışanlarına, öğretmenlere niye bu haklarını vermiyorsunuz? Vergilerde ve zamlarda neden indirim yapmıyorsunuz madem kasa bu kadar kuvvetli?

Evet, dünyada ve ülkemizde 2 konu vardır: Kurumlar ve kurallar. Bu kurum ve kurallar yıkıldığı zaman ülkenin de siyasetin de ekonominin de dengesi yıkılıyor ve dengesizliğin dengesi kuruluyor. Hemen bir örnek verelim: Yüz yıl önceye gidelim. "Makedonya'dan Ortaasya'ya Enver Paşa" kitabında Şevket Süreyya Aydemir bir örnek veriyor. "Abdülhamit döneminde devlet Yıldız Sarayında küçük bir odadan yönetilmeye başlandı. Ta Fizan'daki bir çavuşun atanmasına dahi Abdülhamit karar vermeye başladı. Alaylı subayların onbaşılıktan alınıp generalliğe kadar atanmasına Abdülhamit karar vermeye başladı." diyor ve bu şekilde, alaylı ve mektepli subaylarla girilen Balkan Savaşı'nda bir ordu Edirne'deyken, bir ordu Selanik'teyken yarı gücümüz kadar olan Balkan kuvvetlerine savaşı kaybediyoruz ve ondan sonra da o alaylı subaylar temizlenip mektepli subaylarla tekrardan ülke Kurtuluş Savaşı'na doğru gidiyor. Bunlara örnekler çoğaltılabilir.

Demek ki neymiş? Tek adama bu kadar yetki verildiğinde, tek bir kişi her şeye karar verdiğinde ülke iyiye değil, kötüye gitmiş ve biz bu filmi yüz yıl önce izlemişiz. Şimdi tekrar izlemeyelim diyorum.

Gene, Cumhurbaşkanı bugün yaptığı bir açıklamada aynen şöyle diyor: "Şu para var ya, şu para nelere muktedir, şu kapitalizm? Denizlerin kenarlarını, orman alanlarını betona çevirme gayreti içerisinde olanlar var." Biz de soralım: Kim bunlar? Atatürk Orman Çiftliği'ni talan edenler kim? Oraya ruhsatsız saray yapanlar kim?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika veriyorum.

Buyurun.

ERKAN AYDIN (Devamla) - Okluk Koyu'na 300 odalı saray yapanlar kim? İstanbul'da deprem toplanma alanlarına bile gökdelenler yapıp daha sonra "İstanbul'a ihanet ettik." diyenler kim? Karadeniz ormanlarının tepesinde Katar Şeyhiyle dolaşıp kupon arazi bakanlar kim? Orada madencilik yapılırken, Artvin'de, o kadar insan direnirken oralara izin verenler kim? Binlerce ağacın kesilmesine üçüncü havalimanında göz yumup kuşların göç yoluna havaalanı yapanlar kim?

İşte geldiğimiz nokta: Kurum ve kurallara uymazsanız, "Ne Anayasa tanırım ne yasa tanırım." derseniz, işte bugün yaptığınız gibi itirafa gelirsiniz ve sanki bunları yapanlar başkasıymış gibi de "Buraları kapitalizmin rant alanına çevirdiler." diye şikâyet edersiniz. Ondan sonra da günün sonunda "Aldatıldık, Allah affetsin, millet affetsin." dersiniz.

Ama bu sefer öyle olmayacak, martın sonu bahar olacak diyoruz. Ne Allah affedecek ne millet affedecek diyorum.

Saygılar sunuyorum Genel Kurula. (CHP sıralarından alkışlar)