Konu:Vergi Kanunları İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:42
Tarih:08/01/2019


Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 37 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçtiğimiz günlerde, Çankaya Üniversitesinde öğretim görevlisi olan Ceren Damar Şener Hocamız bir hukuk öğrencisi tarafından vahşice katledildi. Yine, Ukrayna'da 2 kız öğrencimiz vahşice katledildi. Bu iki olay da bizleri derinden üzdü, yaraladı. Ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Ancak bu cinnet durumunu, toplumun neden, nasıl bu hâle geldiğini de samimi olarak sorgulamamız, "Nerede yanlış yapıyoruz?" diye kendimize sormamız gerekiyor, tabii ki öncelikle ülkeyi yöneten zihniyetin bu soruyu sorması ve sorgulamayı yapması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, dün eski milletvekilimiz ve parti meclisi üyemiz Eren Erdem'e yapılan hukuksuz ve haksız uygulamayı da bu kürsüden kınıyorum. Sayın Erdem mahkemenin tahliye kararından sonra, hukuksuz şekilde altı saat içeride bekletilmiş; yine, hukuk kurallarına aykırı olarak, mesai saati olmamasına rağmen, savcının itirazıyla yeniden tutuklama kararı çıkartılmıştır. İşte, imza attığınız bu hukuksuzlukla yargıyı oyuncağa çevirdiğiniz gibi, uluslararası alanda da itibarımızı maalesef yerle bir ettiniz; babasına kavuşmayı bekleyen küçücük bir çocuğun da hayallerini elinden aldınız. Bu ilk uygulamanız değil elbette, siz bu işe 2010 yılında başladınız. 2010 yılında FETÖ'nün desteğiyle yaptığınız referandumda toplumun, muhalefetin kabul edebileceği masum maddelerin, kanun değişikliği maddelerinin arasına serpiştirdiğiniz maddelerle yargının FETÖ'nün kontrolüne geçişine önayak oldunuz, destek oldunuz. O gün bugündür de bu ülkede ne adalet kaldı ne hukuk ne de yargı bağımsızlığı. Bugün de görülmekte olan ve adil yargılanma hakkının temel ilkelerini sıfırlayan davaları birkaç yıl sonra kumpas olarak nitelememeniz için sizleri adil yargılamanın temel ilkelerine davet etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, evet, şimdi, yine 71 maddelik bir torba kanunla karşı karşıyayız. Siz bu torba kanunları, torba işini çok sevdiniz. Öylesine sevdiniz ki çevrecilik anlayışınızı ve çevre önlemlerini bile bir naylon torbanın içine sıkıştırdınız. Her gün Türkiye'nin muhtelif yerlerinde HES'ler, termik santraller, taş ocakları açabilmek için imar değişikliği yapmaya çalışmak sizin olağan rutininiz oldu. "Çevreyi koruyacağız." diye naylon poşeti ücretlendirdiniz. 25 kuruşun 15 kuruşu Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gidecek. Bu parasız günlerde, evet, hiç de fena değil. Ne de olsa devlette para yok, borç çok; Bakanlık ne yapsın? Yine dar gelirli vatandaşın tabii ki cebine göz diktiniz. Madem çok çevrecisiniz, gelin 2020 yılında torbayı tamamen yasaklayalım; öyle değil mi? Neden tamamen yasaklamıyoruz? Kaldıralım.

Evet, değerli milletvekilleri, biraz önce söylediğim gibi, siz torbayı çok sevdiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun yapma geleneğini, kanun yapma ciddiyetini de bir torbaya doldurdunuz ve sıkıştırdınız. Getirdiğiniz torba tekliflerinin ne siz içeriğine hâkimsiniz ne muhalefet üzerinde yeterince çalışabiliyor ne de sivil toplum katkı sunabiliyor. Her telden konuları birkaç gün önceden gönderip, üzerinde tartışma bile yapılamadan Meclisten geçirip toplumun önemli kesimlerini ilgilendiren konularda kanun yapmaya çalışıyorsunuz maalesef.

Siz bu torbayı sevdiğiniz gibi Anayasa'yı çiğnemeyi de çok sevdiniz ve alışkanlık hâline getirdiniz. Demokrasilerde anayasa, devletin düzenidir, kurumların sağlıklı işleyişinin temelidir, kişilerin hak ve özgürlüklerinin de güvencesidir. Ancak görüyoruz ki sürekli olarak Anayasa'ya aykırı kanun değişiklikleri, Anayasa'ya aykırı karar ve uygulamalara imza atıyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasa yapma ve uygulama yetkisini, sorumluluğunu zedelediniz ve zedelemeye de devam ediyorsunuz.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayınız, yasamanın başı, Meclis Başkanı Sayın Binali Yıldırım bile Anayasa'ya aykırı bir şekilde, istifa etmeden adaylığını sürdürme konusunda oldukça kararlı olduğu şeklinde açıklamalarına devam etmektedir. Evet, burada çok tartışılıyor bu konu ve tartışılmaya da devam edecek çünkü Anayasa'ya aykırı bir uygulama vardır, artık bunu siz de kabul edin ve bu yanlıştan bir an önce dönün.

Değerli milletvekilleri, bugün görüşmeye başladığımız 71 maddelik torba kanun teklifi de Anayasa'ya aykırı birçok maddeyi bünyesinde barındırmaktadır. Bu teklifin 9 maddesi Anayasa'ya aykırılık içermektedir. Bu teklifle toplam 40 kanun ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmıştır. Komisyonda teklifi görüşürken de gördük ki değişiklikler doğru düzgün gerekçelendirilmemiş, değişikliklerin çoğunun etki analizleri yapılmamış ve bizlerle paylaşılmamıştır. 40 farklı kanunda ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik içeren teklif, 8 milletvekilinin imzasıyla karşımıza getirilmiş ve bu kadar fazla sayıda kanunda yapılan değişikler üzerine Komisyonda sadece üç gün tartışılabilmiştir. Bu ciddiyetsizlik ve ben yaptım, oldu tavrınız daha nereye kadar devam edecek merak ediyoruz doğrusu.

Yaşamın içinde olduğu gibi ülkeyi yönetirken de yapılan yanlışlar, hatalar, yanlış uygulamalar, haksızlıklar ve hukuksuzluklar bir gün gelir bumerang gibi sahibini vurur; bunu da unutmayalım lütfen. Bu nedenle sizlere, bu yüce Meclis çatısı altında, bir milletvekili arkadaşınız olarak bir uyarı yapmak istiyorum: Artık bu bağımlılıklarınızdan, alışkanlıklarınızdan lütfen vazgeçiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gerçek işlevini Anayasa ve hukuk çerçevesinde yerine getirmesinin tekrar hep birlikte önünü açalım. Anayasa'yı çiğnemekten, torba tekliflerle kanun yapmaktan vazgeçin.

Değerli milletvekilleri, 71 maddelik torba kanunun içeriğinden bazı maddelere gelecek olursak... Bir ülkenin sağlıklı yönetilebilmesi için Anayasa'ya uygun davranmak, kanunlara ve hukuka uygun hareket etmek hayati önemdedir. Şimdi, bakıyoruz, getirilen teklifin 2, 4, 17, 21, 24, 30, 42, 48 ve 68'inci maddeleriyle getirilen düzenlemeler hakkında yine Anayasa'nın bazı maddelerine aykırılık yönündeki tespitlerimiz tarafımızdan Komisyon görüşmeleri sırasında ileri sürülmüş ancak bu durum dikkate alınmamıştır, İç Tüzük gereği gereken işlemler yapılmamıştır. Oysa Meclis İçtüzüğü'nün 38'inci maddesi "Komisyonlar, kendilerine havale edilen tekliflerin ilk önce Anayasanın metin ve ruhuna aykırı olup olmadığını tetkik etmekle yükümlüdürler. Bir komisyon, bir teklifin Anayasaya aykırı olduğunu gördüğü takdirde gerekçesini belirterek maddelerin müzakeresine geçmeden reddeder." hükmünü taşımaktadır. Buna karşın Anayasa'ya aykırılık iddiası karara bağlanmadan görüşmelere geçilmesi İç Tüzük'e aykırıdır, İç Tüzük'e de aykırı davranılmıştır bu görüşmelerde. Ama tabii, sizin Anayasa'ya, İç Tüzük'e uygunluk gibi bir telaşınız, bir derdiniz, tasanız yok, vaktiniz de yok bunun için çünkü telaş içerisindesiniz, panik içerisindesiniz, her getirdiğiniz teklifle ekonomik krize kısa vadeli çözümler üretmeye ve günü kurtarmaya çalışıyorsunuz.

Ülkede güven ortamı kalmadığı için sermaye dışarıya kaçıyor, iç tasarruf azalıyor. Zorunlu BES uygulamaları veya konut hesabına devlet katkısı gibi zorlama tasarruf girişimleri de maalesef yeterli olmuyor. Bir yıl içinde bireysel emeklilik yoluyla tasarruf yapma oranının yalnızca yüzde 0,8 olduğu düşünüldüğünde bu girişimlerin tasarrufları artırıcı etkisinin olmadığı da ortadadır. Sağlam ekonomi ve istikrar programları uygulamaya konmadan, geçici ve günü kurtarmaya dönük ekonomik kararlar ne tasarrufun artmasına ne de ekonomimizin düze çıkmasına çare olmayacaktır. Her geçen gün düşen güven endeksleri, artan enflasyon rakamları, geriletilemeyen döviz oranları bunun göstergesidir. Günlük ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlanan vatandaşlardan ev sahibi olmaları için tasarruf yapmalarını beklemek çok gerçekçi bir beklenti değildir. Vatandaşın bankalara olan borcu 520 milyar TL, icra ve iflas dairelerindeki dosya sayısı 30 milyon olmuşken 80 milyon TL civarında para biriktiği belirtilen konut hesabı gibi uygulamalar uzun vadeli çözümler olmayacaktır. Vatandaşın tasarrufu için cebinde para, ülkedeyse güven ve istikrar şarttır. Tasarruf yapacaksanız kamu harcamalarındaki israfı önleyerek başlamanız daha yerinde olacaktır.

Evet, değerli milletvekilleri, yine bu torba kanun teklifiyle 186 kez değiştirdiğiniz ama bir türlü size yeterli gelmeyen Kamu İhale Kanunu'na yeniden müdahale ediyorsunuz. Cumhurbaşkanının yapacağı mal ve hizmet alımlarının neredeyse tamamını İhale Kanunu dışına çıkarmaya çalışıyorsunuz. Örneğin bu teklifin 30'uncu maddesinde de bunu görmekteyiz. Bir mal ve hizmet alınırken bu işlemler kamu yararı gözetilerek, vatandaşın vergisi korunarak yapılmalıdır.

Birkaç maddeye, tabii ki burada 71 maddeye değinmem mümkün değil, maddeler üzerine konuşulurken arkadaşlarımız detaylarına değineceklerdir, ben birkaç maddeye şöyle değinmek istiyorum kısaca. Bu torbanın 32'nci maddesiyle ülkemizin kalkınması için önemli olan büyük projelerde beklenmeyen fiyat artışları olması hâlinde yüklenicilere fesih ya da devir hakkı verilmektedir. Bu da krizin aslında açıkça itirafıdır. Nedir bu büyük projeler? Beklenmeyen fiyat artışı ve bu artışın kaynağı nedir? Ekonomi iyi yönetilmediği ve dışa bağımlı bir ülke olduğumuz için döviz artışı kaynaklı mıdır, yoksa bazı yandaş firmaları kurtarma operasyonu mudur? Sözleşmenin gereğini yerine getiremiyor ama teminatı da yanmıyor. Ne koşullarda devredeceği belli değil, projelerini zorlukla tamamlama aşamasına gelenlere de burada bir haksızlık söz konusu maalesef. Madem öyle, fiyat artış kararnamesi yayınlayalım, gelin bunu yapalım, bunu Komisyonda da söyledik, teklif ettik ama orada da kabul edilmedi. Krizin etkilerini azaltalım ve bu projeler tamamlansın; sanırım bu durumda devlet daha kârlı olacaktır. Ama sizin için devletin kârlı olması da hiç önemli değil, her yaptığınız işte, her yaptığınız kanuni değişiklikte bir kayırmacılık, bir yandaş korumacılığı var maalesef. Hep söylüyoruz ya, getirdiğiniz kanun teklifleriyle aslında ekonominin içinde bulunduğu durumu siz de açıkça itiraf ediyorsunuz.

Yine, devlet, devlete ait üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinin döner sermaye işletmelerine olan borcunu ödeyemiyor. Bu nedenle, teklifin 12'nci maddesiyle, Cumhurbaşkanı, çıkaracağı kararnameyle bu oranı belirleyecek. Çıkarılacak olan bu kanunla, diş hekimliği fakültelerinin alacaklarının büyük bir kısmından feragat etmeleri isteniyor yani kendi üniversite hastanelerinize olan borcu bile ödeyemez hâle gelmişsiniz ve bunun için kanun çıkarmak zorunda kalıyorsunuz.

43'üncü maddeyle, yaşlılık, malullük, ölüm aylığı almakta olan emeklilere ve hak sahiplerine ödenen aylıklar ve her ay itibarıyla aylıklarıyla birlikte yapılan ödemeler toplamı için 1.000 TL'lik bir alt sınır belirlenmektedir. Yaklaşık 150 bin kişiye bu maddeyle ek zam yapılacağı intibası yaratılmaktadır ancak yürürlük tarihi olarak "Bu maddenin yayım tarihinden sonraki ilk ödeme tarihinden sonra..." denilerek ocak zamlarından sonra bu zammın yapılması düzenlenmiştir. Bu hâliyle bakıldığı zaman, maddeden yararlanabilecek kişi sayısı oldukça azalacak, aşağıya düşecektir. Bu yapılan düzenleme de seçime dönüktür. Emekliler, seçime giderken zam almış gibi olacaklar ama daha sonra yapılacak zamlardan yararlanıp yararlanamayacakları da meçhuldür. Burada bir Ali Cengiz oyunu var mı yok mu bunu uygulamada göreceğiz. Yani emekliye gelince, işçiye, memura gelince o kadar cimrisiniz ki gerçekten çıkardığınız kanun teklifleriyle bunu aslında toplumun gözlerinin önüne çok da güzel bir şekilde seriyorsunuz.

Evet, yine devam edelim. Yerel yönetimlere kamudan aktarılan kaynakların büyük bölümü zaten iktidara mensup belediyelere aktarılmaktadır. Yasa teklifinin 48'inci maddesindeki düzenlemeyle Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının bütçesine belediyelere yardım ödeneği konması... Cumhurbaşkanı "yatırım nitelikli projelerin gerçekleşmesi" adı altında istediği belediyeye bu şekilde para aktarabilecektir. Acaba muhalefet belediyeleri bu kaynaklardan pay alabilecekler midir, yoksa Cumhurbaşkanlığı eliyle ayrımcılık yapılmasının önü mü açılacaktır? Yerel seçimler öncesinde partili bir Cumhurbaşkanına böyle bir yetkinin verilmesi -altını tekrar çiziyorum- partili bir Cumhurbaşkanına böyle bir yetkinin verilmesi kesinlikle adil değildir. İktidar ve muhalefetin eşit koşullarda bir seçim yarışına giremeyeceğini de göstermektedir bu düzenleme.

Yine benzer bir düzenlemeyi 58'inci maddede görmekteyiz. Amaç ne? Yerel seçimler öncesi AKP'li belediyeleri borç batağından kurtarmak. Nasıl olacak? Bu defa da İller Bankası var. İller Bankasının gelirleri bu belediyelere aktarılarak bir kez daha beton ekonomisine hizmet edilecektir. Oysa İller Bankasının asli görevi nedir? İl özel idarelerinin sorumluluğundaki geliri olmayan köyler ile küçük belediyelerin altyapı, üstyapı projelerine, özellikle sulama gibi yatırımlara destek sağlamaktır. Ancak İller Bankası bu müteahhit bankasına, inşaat şirketine çevrilmek istenmektedir.

Bir diğer sıkıntılı madde de 22'nci maddedir. Bu madde krizin daha da derinleşeceği endişesiyle Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi aracılığıyla Cumhurbaşkanına her türlü yetkinin verilmesidir. İlave bir OHAL yetkisi olan bu yetkiler aslında krizin önümüzdeki günlerde ne kadar derinleşeceğinin de net bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlar, kasada para yok. Tüm bu değişiklikler, uygulamalar yaklaşan seçimlere kadar idare etmeye çalıştığınızın göstergesidir. Tabii, bu 71 maddelik torba kanun teklifi de yeterli değildir bunun için. Önce TÜİK'e baskı yapıp talimatla ve farklı sepet uygulamalarıyla kasım, aralık aylarında enflasyonun düşük gösterilmesini sağlayıp çalışana, emekliye hak ettiği oranda enflasyon farkını vermediniz, asgari ücrete yansıtmadınız, yine vatandaşın cebindeki üç kuruşa göz diktiniz. Bir de bunun yanında, biz "Asgari ücret vergi dışı bırakılsın." derken siz yeni vergi tarifesiyle daha fazla vergi alacak düzenlemeler yapıyorsunuz, sonra da "Asgari ücreti 2.020 lira yaptık." diyorsunuz. Asgari ücretlinin vergi diliminden etkilenmemesi için 18 bin TL olan ilk dilim sınırının yükseltilmesi gerekmektedir. Aynı durum diğer çalışanlarımız için de geçerli tabii. Yaptığınız düzenlemelerle memurlarımız da temmuz ayını beklemeden, mayıs ayında maalesef vergi dilimine girecekler ve aldıkları zamlar çok daha önce ceplerinden çıkacaktır.

Artan vergileri çalışanın ve emeklinin sırtına bindirip yandaşların vergi borçlarını ise bir bir silen bir iktidarla karşı karşıyayız değerli milletvekilleri. Bu da yetmedi, nisan ayında yapılması gereken Merkez Bankası Genel Kurulunu 18 Ocak tarihinde yaptırarak, elde ettiği kârın seçim öncesi Hazineye aktarılmasını sağlayıp milletin parasını seçimlerde harcamayı planlıyorsunuz. 2018 için beklenen yaklaşık 35 milyar TL Merkez Bankası kârının 20-25 milyar TL'si Hazineye aktarılacak ve ocak ayı yüklü borç ödemesi ve maaş ödemeleri tabii ki bu paradan yapılacak, görünen köy kılavuz istemiyor. Elbette Merkez Bankasının sizin bu planınıza ortak olması yeni sistemin ne kadar sağlıksız ve bu sistemdeki kurumların ne kadar bağımlı olduğunu da bizlere göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, gündemimizde bir de spor kulüplerinin borçlarının yapılandırılması konusu var. Süper Lig kulüplerinin yaklaşık 15 milyar, tüm kulüplerin ise 50 milyar TL civarında borcundan bahsediliyor. Tamam, spor kulüpleri bu hâle düşmüş, borçlarını yapılandıralım ama birtakım yasal düzenlemeler yapılmaz ve bazı yapısal değişikliklere gidilmezse çok değil, altı ay, bir yıl sonra bu kulüpler aynı hâle düşeceklerdir; o zaman yine mi bankalar yapılandırmaya ve kurtarmaya gidecek? Örneğin kulüp yönetimlerinin sınırsız borçlanma yetkisine bir sınırlama getirilmelidir, yasal düzenleme yapılmalıdır. Yabancı futbolcu transferlerindeki anlaşmalar da dövizle yapıldığı için, döviz de frenlenemediği için kulüp borçlarını çok artırmıştır.

Gelelim Ziraat Bankasının bu yapılandırma ve borçların ödenmesinde görevlendirilmesine. Ziraat Bankası, üreticinin, çiftçinin, esnafın ve tarım kredi kooperatiflerinin, ticaretin desteklenmesi için kurulmuştur, uzun yıllar da bu görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Şimdi ise medya patronlarına ucuz kredi verir, yandaş firmaların batan kredilerini ve spor kulüplerini kurtarır hâle getirilmiştir.

Ben şunu sormak istiyorum: Yüzlerce fabrika zarar ederken, zarar ettiği söylenen şeker fabrikaları satılırken Ziraat Bankası neredeydi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Toparlayacağım Başkanım.

BAŞKAN - Sayın Emecan, bir dakika ilave ediyorum.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Çitçimiz borç batağında çırpınırken, taban fiyatların altında ürünlerini satarken, elektrik borçlarını ödeyemezken nerede Ziraat Bankası? Futbol kulüpleri kurtarılsın ama bu Ziraat Bankasına mı kaldı? Bir Ziraat Bankası mensubunun kızı olarak, Ziraat Bankasının ekmeğiyle büyümüş, ekmeğiyle okumuş, buralara gelmiş bir vekil arkadaşınız olarak, Ziraat Bankasının bu hâle düşürülmüş olmasını kınıyorum.

Değerli milletvekilleri, teklifin Komisyondaki görüşmeleri sırasında verdiğimiz bazı önergeler maalesef kabul görmemiştir. Bu önergelerden birincisi, eğitim ve öğretim hizmetleri sınıfındaki öğretmenlerimiz ve diğer personelin, polisler ve emniyet müdürlerinin, din hizmetleri sınıfında görev yapan en az dört yıllık yükseköğrenimi bitiren din görevlilerinin ek göstergelerinin 3600 olarak değiştirilmesi; ikincisi, makam tazminatı alamayan Petrol Ofisi AŞ, PTT, Devlet Malzeme Ofisi, Devlet Demiryolları gibi kamu iktisadi teşebbüsleri bölge müdürlerinin emeklilerinin durumlarının düzeltilmesi...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Başkanım, selamlayacağım, son cümlelerim.

BAŞKAN - Tabii tabii, buyurun, bir dakika daha verelim.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Teşekkür ederim Başkanım.

...ve son olarak yardımcı hizmetler sınıfında görev yapanların genel idare hizmetleri sınıfına dâhil memur unvanlı kadrolara atanması önergelerimiz AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Sonuç olarak, vatandaş lehine olmayan ve Anayasa'ya aykırılıklar içeren, ilgili komisyonlarda yeteri kadar tartışılmadan, sadece Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirmek suretiyle yasa yapma alışkanlığını, genel demokratik ilkelere ve Türkiye Büyük Millet Meclisi geleneklerine aykırı bulduğumuzdan teklifin bütününe karşı olduğumuzu bildirir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)