Konu:Karayolları Trafik Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:41
Tarih:26/12/2018


Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA ESİN KARA (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 38 sıra sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Gazi Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta, on iki günlük yoğun bir çalışma programından sonra 2019 Bütçe Kanunu'muzu onayladık. Bütçemizin gelir kalemlerinin en önemli unsuru, şüphesiz yüzde 86 oranla, 756 milyar 495 milyon TL'yle vergilerden oluşmaktadır. Dış güçlerin ülkemiz ekonomisi, kur ve faiz rakamları üzerinde yakın zamanda oynadığı oyunların etkisi göz önüne alınırsa vergi gelirinde artıştan ziyade azalış olabileceği, tüketim, ithalat ve yatırımların daralacağı ihtimalini gözden kaçırmamalıyız.

Vergi sorunu, ülkemizin yıllardan beri süregelen önemli sorunlarındandır. Vergideki dağılımın adil seviyeye getirilmesi, vergi toplayamama sorunlarına ve kayıt dışı ekonomiye uygun düzenlemeler yapılması temennimizdir. Bütçemizde vergi harcaması tahminlerine bakacak olursak vergi istisnası, muafiyeti ve indirimleri nedeniyle vazgeçtiğimiz gelir, neredeyse bütçe açığımızın 2 katıdır. Ciddi bir vergi toplayamama sorunumuz bulunmaktadır.

Yakın zamanda yaşadığımız kur, faiz ve sıcak para üzerinde oynanan oyunlarla Türkiye ekonomisi istikrarsızlığa sürüklenmek istenmiş, ekonomide yaşanan belirsizlik, güven kaybı, istikrarsızlık iç ve dış yatırımcılar üzerinde etkili olmuş, yatırımlar durma seviyesine gelmiştir. Bir ekonomide yatırım yoksa ilerlemeden söz edemeyiz. Bu noktada, devletimiz gerek kendi yatırımlarına ağırlık verecek gerekse özel sektörü destekleyecek sübvansiyonlar ve teşviklerde bulunarak imalatı canlandırmalı, ekonomide güven ortamını yeniden tesis etmelidir.

Görüşmekte olduğumuz yasayla, 11 Mayıs 2018 tarihli ve 7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun kapsamında borçlarını yapılandıran ancak kanun hükümlerine göre ödeme yapamayarak kanun hükmünden yararlanma hakkını kaybeden mükelleflere borçlarını ödeme imkânı verilmesini Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destekliyoruz.

Piyasadan sıcak paranın çekildiği bahsetmiş olduğumuz güvensizlik ortamında, mükelleflere tanınan 2019 Şubat ayı sonuna kadar verilen ek süre bir gereklilik idi. Partimize bu konuda birçok vatandaşımızın ve mali müşavirlerin talebi ulaşmıştır.

Mükellefleri rahatlatarak piyasayı eski canlı hâline getirmek için gerekli tedbirler alınmalı, sosyal güvenlik primlerinin ötelenmesi ve daha önce "can suyu" adı altında verilen teşvikler yeniden gündeme getirilmelidir.

Sayın milletvekilleri, 3 Ağustos 2016 tarihli 6736 sayılı, 18 Mayıs 2017 tarihli 7020 sayılı, 11 Mayıs 2018 tarihli 7143 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Kanunu derken farkında mısınız sekiz ayda bir neredeyse bir yapılandırma kanunu çıkarmaktayız. Kısa sürede belki gelir elde etme amacı güden bu yasalar mükelleflerce "Nasıl olsa af çıkar." alışkanlığı ve beklentisiyle tersine dönmekte; mükellefler vergi borcunu ödemeyi ötelemeye başlamaktadır. Düzenli ödeme yapan mükellefler bile "Nasılsa ileride taksitlendiririm." beklentisine girmekte ve vergi ödemesi yapmamaktadırlar. Yine, vergiyi düzenli ödeyen mükelleflerde bir itiraz sesi yükselmekte "Benim ne suçum var? Vergimi zamanında ödüyorum, aramızda fark yok." demektedirler. Bu konuda bir yasal düzenleme yapıldı yapılmasına ama 8 Mart 2017 tarihli 6824 sayılı Kanun'la 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren uygulamaya konulan yüzde 5'lik gelir ve kurumlar vergisi indirimi şartlarının çok ağır olması nedeniyle tam amacına ulaşamamıştır. Yasa son iki yılda 1 kez bile vergisini gecikmeden ödeme şartı aramakta, vergisini düzenli ödeyen ama birkaç kere gecikmeye giren mükellefler yararlandırılamamaktadır. Bu şartların yeniden düzenlenmesi uygun olacaktır.

Yapılandırma yasalarının ortak amacı kayıt dışı ekonomiyle mücadele etmek iken durum tam tersine dönmektedir. Son üç yapılandırmanın ortak maddelerine bakalım: Kayıtlarda yer aldığı hâlde işletmede mevcut olmayan kasa mevcudu ile ortaklardan net alacak tutarlarının yüzde 3'ü oranında vergi ödeyerek bu hesapları düzeltme hakkı verilmektedir. Kasa fazlası işletmelerde genelde ortaklar tarafından harcanmış olup kayıtlarda var olan, fiilen yok olan paralardır. Kasa fazlalığında "ortaklardan alacaklar hesabı"na aktarılan tutar bankaların ticari kredilere uygulamış olduğu faiz oranının en yüksek oranıyla faizlendirilir, adatlandırılır ve ortağa bunun üzerine fatura kesilerek hem faiz geliri elde eder devlet; kurumlar vergisi, gelir vergisi kazanır hem de katma değer vergisi alır. Ama biz yapılandırmalarla bu iki gelirden de vazgeçmiş durumdayız.

İşletmelerde mevcut olduğu hâlde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşların beyanı ki bu durum mükellefin faturasız mal beyanı yani KDV kaçırdığını gösterir. Yine, vergi ödemesi ve gelir ve kurumlar vergisi ödemesi çıkan işletmeler, elinde olmadığı hâlde emtia varmış gibi davranarak ve daha sonra bunları satılan malın maliyetlerinin hesabına alarak yüzde 1, yüzde 4, yüzde 10 katma değer vergisiyle almış oldukları emtiayı yüzde 22 kurumlar vergisinden indirmek kaydıyla devleti yüzde 12 ve yüzde 18 oranında zarara uğratabilmektedirler. "Nasıl olsa katma değer vergisi için matrah artırımı yaptım. Ben artık bundan sonra incelenmem." "Nasıl olsa ben gelir ve kurumlar vergisi matrah artırımı yaptım. Bundan sonra ben incelenmem." mantığı, "İncelense bile nasıl olsa kayıp kaçak önlenecek. Matrah artırdınız, yapılandırma yaptırdınız. Defteriniz artık itinalı bir şekilde korunmuş oluyor." bilinci mükelleflerimize yerleşmiş durumdadır.

Kesinleşen vergilere yapılan yapılandırmalar ise "Nasılsa az bir farkla vergiyi öderim." düşüncesiyle artık zamanında mükelleflerin vergilerini ödememesi alışkanlığını yerine getirmektedir. Bu durum mükelleflerde "Anı kurtar, naylon fatura al. Nasıl olsa yapılandırma çıkar; bulunmaz, incelenmez. Yapılandırmayla nasıl olsa defterim incelemeye girmeyecek. Gelir ve kurumlar vergisi yönünden herhangi bir cezayla karşılaşmayacağım. Elimde stok yok ama bir yapılandırma çıkarsa ben emtia artırımına giderim. Daha sonra nasıl olsa bunu gider yazarım, mamulün maliyetine atarım. Böylelikle kurumlar vergisi ve gelirler vergisinden yırtarım." düşüncesi yaygınlaşmaktadır.

Mesleki tecrübelerime dayanarak mükellef açısından yapılandırmaları irdelemek istedim. Burada amacımız üzüm yemek, bağcıyı dövmemek ise yapmamız gereken, adil bir vergi dağılımı ve uygun bir yasanın bir an önce yapılmasıdır. Özellikle vergi toplama ve yapılandırmayla ilgili yasalar hazırlanırken -3568 sayılı- serbest muhasebeci mali müşavir ve yeminli mali müşavirlerin de görüşleri alınırsa mükellef ve idare arasında ortak yolu bulabileceğimize inanıyorum. Bu noktada mükellef ile idare arasında köprü vazifesini gören, meslektaşlarım olan mali müşavirlerin sorunlarına da değinmez isek bu köprü çatırdar.

Önemli olan, vergi ödemenin kul hakkı ve millî ödev olduğu şuurunun vatandaşlarımıza küçük yaşta aşılanmasıdır. Bu noktada bizleri, cebine giren vergiden kaçırdığı rakamın helalliğini sorgulayan, kul hakkı gözeterek gelir ve giderlerini hesaplayan, yasadan değil Allah'tan korktuğu için vergisini düzenli ödeyen nesiller ve millî şuur kurtaracaktır.

Konuşmamı liderimiz Sayın Doktor Devlet Bahçeli'nin sözleriyle bitirmek istiyorum: "Dolar mahkûmu değiliz, dolarla doğmadık, olmayınca da ölmeyiz; zalimlerin dövizi tetikleyen mekanizmaları, finans ve ekonomik enstrümanları varsa bizim de kırılmayacak mukavemetimiz, kopmayacak ve kapanmayacak millî ruh ve şuurumuz vardır."

Gazi Meclisimizi ve ekranları başında bizleri izleyen büyük Türk milletini saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.