Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:38
Tarih:20/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle tarihsel bir hatırlatma yaparak başlamak istiyorum. Burada günlerdir arkadaşlarımız cezaevlerini, cezaevlerindeki hak ihlallerini, tecridi ve tecride karşı bu Parlamentonun üyesi olan Sayın Leyla Güven'in gerçekleştirmiş olduğu açlık grevi eylemini ve bütün bunların nelerin sonucu olduğundan, niçin yapıldığına dair cümleler kuruyorlar.

Size tecridin ne olduğuna dair bir iki şey söylemek isterim. Günter Sonnenberg 1977-1992 yılları arasında Frankfurt'taki F tipi bir hapishanede kalır. Kendisi bir Alman gerillasıdır ve Alman Kızıl Ordu Fraksiyonuna tabidir. Cezaevinden çıktıktan sonra uzun yıllarını geçirdiği tecride ilişkin şöyle bir cümle kurar: "İnsan uzun süre kapalı bir odada kaldığında, hiçbir ses duymadığı, hiçbir insan görmediği zaman, pencereden dahi bakamadığı zaman, yani ses, görme gibi uyarıcıları almadığında hastalanır. Bu, bir işkencedir yani vücutta hiçbir iz bırakmaz ama zamana yayılmış, insanı yok eden bir işkencedir. Yavaş yavaş bilincinizi kaybedersiniz, hafızanızı kaybedersiniz, gerçek ile hayal arasındaki farkı, çizgiyi bilemez hâle gelirsiniz. İnsan konuşmayı da unutur, konuştuğunu ve düşündüğünü ayırt edemez. Yıllar sonra dışarı çıktığımda insanlara soru soruyordum, bana cevap vermiyorlardı, çok kızıyordum. Sonra anladım ki aslında konuşamıyormuşum, sadece düşünüyormuşum." Evet, değerli arkadaşlar, tecrit tam da böyle bir şeydir. Yani insanı yavaş yavaş öldürür, insanlık değerlerini çürütür. Tecrit sadece uygulanan kişinin haklarını gasbetmez; aslında tecrit, sizin demokrasinizin askıda olduğunu gösterir, bu ülkede yaşayan bütün yurttaşların hak ve özgürlüklerinin her an her zeminde yok edilebileceğinin işaretleriyle doludur. Çünkü tecridi gerektirecek hiçbir hukuki zemin yok, hiçbir insani zemin yok, hiçbir ahlaki zemin yok, bütün bunlara verilecek hiçbir cevap yok ama keyfî gerekçelerle İmralı Adası'ndaki tutsaklara yönelik derin bir tecrit gerçekleştiriliyor. Ben şurada size seslenmek istiyorum: Herhangi biriniz tutuklu olsaydı, bir cezaevinde olsaydınız, hücrede olsaydınız; anneniz, kız kardeşiniz, akrabalarınız, avukatlarınız, sevdikleriniz sizi görmeseydi ne hissederdiniz?

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) - Empatiyi şehitlerle yapın, empatiyi şehitlerle yapın.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - Şehitlerin de aileleri var, şehitleri hiç görmüyorlar.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Ve üstelik de uyguladığınız tecrit sizin yasalarınızı ilga ediyorsa. Yani aslında Ceza İnfaz Kanunu'nuzda ve hiçbir düzenlemenizde hiçbir tutsak için -mutlak eşitlikten bahsediyoruz ya, soyut eşitlikten- diğerinden ayırıcı bir yere koymayacağınız ibaresi varken sizler tecridi uyguluyorsunuz.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Türkiye'de tutsak yok; Türkiye'de tutuklular var, hükümlüler var. "Tutsak" kelimesini reddediyoruz.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Dinle, dinle.

EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - Toprağın altındakileri nasıl göreceksin, toprağın altındakileri? .

RECEP ÖZEL (Isparta) - Seni şehit annesinin yanına koyalım, konuşsana bir.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) - Siz ruhunuzu tutsak etmişsiniz. Türkiye'de tutsak falan yok

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Dinle, hatibi dinle.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Sen kendi ruhuna bak, bizim ruhumuz gayet özgür, sen kendi ruhunu kime tutsak ettiğine bak.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Siz devam edin Vekilim, devam edin.

BAŞKAN - Karşılıklı konuşmayın değerli arkadaşlar.

Sayın Koçyiğit, buyurun, Genel Kurula hitap edin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Size, bu tutsaklığa, bu taassuba bir örnek daha vermek istiyorum. 16'ncı yüzyıl Cenevre'si. Cenevre'de Katolik kilisesine karşı bir reform hareketi başlıyor. Reformcular mücadeleyi kazanıyorlar, yönetimi alıyorlar. Yönetime kim geliyor? Calvin geliyor.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Başkanım, biraz da bütçeden bahsetsin.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Calvin, bu yönetimi aldıktan sonra ne yapıyor değerli arkadaşlar? Bütün bir şehri koyu bir taassuba büründürüyor. Hiçbir düşünce ve fikir özgürlüğünü tanımıyor ve ben ne dersem o olur diyor. İşte bu 16'ncı yüzyıldaki yaşanan olayı Stefan Zweig çok iyi bir şekilde "Vicdan Zorbaya Karşı" diye kaleme almış ve ben o kitaptan küçük bir bölümü size okumak istiyorum değerli arkadaşlar. Vicdanın yani eşitlik, özgürlük, adalet duygularının başkaldırısı anlatılıyor bu kitapta. "Calvin, olağanüstü örgütlenme yöntemlerinden yararlanarak bütün bir şehri ve her türlü düşünce özgürlüğünü kendi öğretisi içine hapsetmeyi başarmıştır. Şehrin ve devletin içinde belli bir güce sahip ne varsa; makamlar, meclisler, kilise, mahkemeler, kolluk güçleri, okullar onun mutlak kudretine tabidir." Evet, bunu yapmış değerli arkadaşlar.

Peki, başka ne yapmış? Bu kitaptan yine küçük bir alıntı: "Başkalarının fikirlerini gaddarca baskı altına almaya çalışanlar kendi şahıslarına yönelik her türlü muhalefete karşı fazlasıyla tepkili olurlar." Sayfa 159. "Despot bir mizacın ilk düşüncesi karşı fikri baskılamak, sansürlemek, susturmak olur." Ben bir şey daha ekleyeyim: Tasfiye etmek olur diyerek de ifade edebiliriz sanırım.

Evet, değerli arkadaşlar, şimdi bunu niye söyledim? Bugün AKP Genel Başkanı bir konuşma yaptı ve ülkede kendileri açısından kültür ve sanatta istedikleri yerde olmadıklarına dair belirli belirlemelerde bulundu.

Değerli arkadaşlar, tabii ki istediğiniz yerde olamazsınız. Düşüncenin, özgür düşüncenin olmadığı yerde, demokrasinin olmadığı yerde, farklılıklara tahammülün olmadığı bir yerde nasıl sanat gelişsin?

BAHAR AYVAZOĞLU (Trabzon) - Demokrasi yoksa sen burada nasıl konuşuyorsun?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Siz en ufak sanatı "ucube" diye nitelendirirken; sanatçıları, akademisyenleri cezaevlerine koyarken, bilimsel düşüncenin önüne ket vururken bu ülkede ne bilim gelişir ne sanat gelişir ne de kültür gelişir. Çünkü bütün bunların bir ön koşulu vardır; o da özgürlüktür, demokrasidir, eşitliktir, farklılıklara tahammül etme gerekçesidir değerli arkadaşlar. Şimdi bunları yapamadığınız için tabii ki her gün dizinizi dövüyorsunuz ve yapamadıklarınız için de dövünüp durursunuz daha.

Değerli arkadaşlar, 2019 yılının bütçesini konuşuyoruz. Bütçe üzerine çok cümleler sarf edildi, ben sadece bir iki şey söyleyeyim. Bütçeler sadece rakamlardan ibaret değildir; bütçeler, aynı zamanda, devletten, kamu kaynaklarından, artı değerden kimlerin faydalanacağını, hangi sınıfın lehine düzenleme yapılacağını da belirler.

Biz AKP iktidarında neye tanık olduk? Biz AKP iktidarında her zaman işçinin, çiftçinin, köylünün, kadının ezildiğine; yandaşın, rantçının, holdinglerin de zengin olduğuna tanık olduk değerli arkadaşlar.

İkinci bir şey: Bu bütçe için çok söylendi, bir kez daha söylemekte sanırım fayda var. Bu bütçede Emniyete, Jandarmaya, Millî Savunmaya vesaireye vesaireye vesaireye ayırdığınız bütçe neredeyse ülke kaynaklarının yarısı değerli arkadaşlar.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Millî güvenliğimiz için.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Savunduğunuz, övündüğünüz şey, bütçede güvenlik...

RECEP ÖZEL (Isparta) - Terörü bırakın.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Millî güvenlik nasıl sağlanır? Millî güvenlik eşitliklere saygıyla sağlanır.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Terörü bırakın.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Terörle mücadele ediyoruz, teröristlerle mücadele ediyoruz.

BAŞKAN - Karşılıklı olmasın değerli arkadaşlar.

Siz Genel Kurula hitap edin.

MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - O, Genel Kurula hitap ediyor. Siz müdahale edenleri susturacaksınız.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Millî güvenlik, insanları bir arada tutacak ortak değerleri, ortak evrensel insanlık değerlerini geliştirmek, korumak ve onları güvence altına almakla olur değerli arkadaşlar.

HASAN ÇİLEZ (Amasya) - Vatanımıza göz diken var, ne yapalım?

BAŞKAN - Arkadaşlar, sataşmayın lütfen.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sataşmıyoruz efendim, o bize sataşıyor.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Şimdi, dün burada bir resim göstermiştim, yoksulluğun resmini, Muş'tan bir kareydi. Yine Muş'tan bir iki şey söyleyerek devam edeyim.

Değerli arkadaşlar, sizin için sadece farklılıklar yok, bir de etiketlediğiniz iller var. Belirli iller yoksuldular, hâlâ yoksullar. Hani on altı yılla övünüyorsunuz ya, ben size söyleyeyim, on altı yılın sonunda yaptığınız şu: Muş'un tek şeker fabrikasını kapattınız, tek fabrikasını özelleştirdiniz.

HACI TURAN (Ankara) - Kapatmadık, özelleştirildi.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - 7.100 insan o fabrikadan ekmek yiyordu, 7.100 insanın ekmeğine mâni oldunuz. Taşeronda çalışan işsiz kaldı, kadroda olanları da dağıttınız, attınız oraya.

Yine, size Muş'la ilgili bir şey daha söyleyeyim: Yıllar önce, 1980 ile 90 yılları arasında Muş'taki küçükbaş hayvan sayısı 3 milyona yaklaşıyordu değerli arkadaşlar, 3 milyonun üzerinde küçükbaş hayvan vardı. Şu anda ne kadar biliyor musunuz? 1 milyon 200 bin. Bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu siz ve sizin politikalarınız.

Bir şey daha söyleyeyim, yine çok temel bir şey daha var. Örneğin çiftçiye destek veriyorsunuz, genç çiftçilere de destek veriyorsunuz; peki, Muş'taki hangi genç çiftçiye destek veriyorsunuz? Tabii ki AKP il teşkilatının referansıyla gelen genç çiftçiye destek veriyorsunuz. Kanıtı var, ispatı var, hiç merak etmeyin, hepsini biliyoruz.

Değerli arkadaşlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) - PKK'lılara mı vereceğiz?

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Sayın Başkan, toparlayacağım hızlı bir şekilde, bir iki şey daha var.

BAŞKAN - Bir dakika veriyorum, toparlayalım.

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Bir şey daha var, hani burada, salonda konuşuyorsunuz ya "Demokrasi... Demokrasi..." diye, dün ODTÜ'den bir örnek verildi, ben size bugün Hacettepeden bir örnek vereyim. Şair Ahmet Telli'nin Hacettepede yaptığı etkinlik bir grup tarafından basılıyor ve deniliyor ki: "Biz dışarıdakileri tutamıyoruz, hemen burayı boşaltın; solculara ölüm." Sizin demokrasiniz, çok uzak değil yani yaşattığınız, yaptığınız demokrasi bu.

Bir şey daha söyleyeyim, 25 Kasımda alanlardaydık, ben en önde olanlardan biriydim. Ne yaptınız? Önümüze polis barikatları kurdunuz, kadınları yürütmediniz, tıpkı Cumartesi Annelerini yürütmediğiniz gibi, tıpkı Emine Ocak anneyi yaka paça gözaltına aldığınız gibi.

YELDA EROL GÖKCAN (Muğla) - Biz şehit annelerini yürütüyoruz, boş ver sen, terör propagandası yapma!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - AKP'nin politikaları bu; kadını evde çocuk makinesine çeviren, bütün bir yaşamdan soyutlayan; kamusal alandan, sosyal alandan, siyasal alandan dışlayan bir zihniyetiniz var, bir politikanız var değerli arkadaşlar.

HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - Dağa çıkarmıyoruz, dağa!

CAHİT ÖZKAN (Denizli) - Bu kadar bayan milletvekili var, onlara ayıp ya! Ayıp yani, ayıp!

GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Devamla) - Bütün bunları siz de biliyorsunuz, gerçekler acıdır; en azından burada tahammül edin, dinleyin, zihinleri açar diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)