Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:38
Tarih:20/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; "Devlet borçları" başlıklı 5'inci madde üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün içinde bulunduğumuz ekonomik durumu daha iyi anlamak için konuşmama biraz geriden başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nın kendisine miras bıraktığı büyük bir borçla hayata başladı. Osmanlı Devleti, 1854 yılındaki ilk borçlanmadan borç ödemelerini sürdüremeyeceğini ilan ettiği 1875-1876 yıllarına kadar çok büyük miktarlarda ve ağır koşullarda borçlanmıştır. 1860'tan sonra hazineye giren her 1 İngiliz lirası için 2 İngiliz lirasından çok borç yaratılmaktaydı. Diğer devletlerin uluslararası mali piyasalardan borçlanmalarıyla karşılaştırıldığında Osmanlı Devleti son derece olumsuz koşullarda borçlanmaktaydı ve bu koşullar içindeyken devlet sağlanan fonların büyük bir kısmını cari harcamalar için kullandı, Boğaziçi'nde saraylar yaptırdı ama yatırımlarına hiç kaynak ayırmadı. Osmanlı Devleti'nin mali borçlanmasının en temel nedeni ise merkezî devletin güçsüzlüğü ve mali krize uzun vadeli çözüm bulamaması, bütçe açıklarının önüne geçememesidir. Cumhuriyet Dönemi'nde uygulanan planlı bir ekonomik kalkınma modeliyle, Lozan Anlaşması gereği ödenmesi gereken Osmanlı borçları 1954 yılında tamamen ödenmiştir.

Cumhuriyet tarihinde AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar hükûmetlerin harcadığı para 713 milyar dolar, 2003-2017 yılları arasında AKP hükûmetlerinin harcadığı para 2 trilyon 94 milyar dolardır. Cumhuriyet Dönemi'nde harcanan paralarla Keban, Karakaya, Atatürk Barajları yapıldı. Bu süre içerisinde depremler yaşandı, Kıbrıs barış harekâtı gerçekleştirildi, Türkiye'ye ambargolar uygulandı. Devlet Demiryolları, TELEKOM, MTA, ŞİŞECAM, Sümerbank, Etibank, Ziraat Bankası, Şekerbank kuruldu ve daha burada sayamadığımız yüzlerce yatırım yapıldı. Tüm bu yatırımlar bugün acımasızca eleştirdiğiniz cumhuriyetin ilk yıllarında, o günün koşullarında karma ekonomik programı uygulanarak gerçekleştirildi değerli arkadaşlar. Türkiye o dönemde de bu düzenlemelerle dış ticaretini toparlamış, cari açığı denetim altına almış ve kalkınmaya başlamıştır.

Gelelim AKP dönemine. Harcadığınız 2 trilyon 94 milyar dolarla siz ne yaptınız? Yatırım yaptınız mı? Hayır. Osmanlı'nın yaptığı gibi borç paralarla saray yaptırdınız, bol keseden harcadınız, cumhuriyetin kazanımlarını bir bir sattınız. (CHP sıralarından alkışlar) 1923-1939 yılları arasında üretime dönük kırk beş fabrika açılmışken, biz şimdi, döneminizde fabrika yapılıp yapılmadığını tartışıyoruz yani utanç verici bir durumdayız. Başka ne yaptınız? "Kamu-özel iş birliği" adı altında bir yöntem keşfettiniz. Devlet borçlu görünmeyecek ama büyük yatırımlar yapılabilecekti bu yeni yöntemle. Bir de sıkıştıkça "dış güçler" "devletin bekası" gibi sanal gündemler yarattınız. "Kamu-özel iş işbirliği" adı altında yaptığınız geçiş ve hasta garantili tünel, yol, köprü, hastane gibi yatırımlar için 2017 yılında 1 milyar 438 milyon; bakanlıklar toplamı olarak söylüyorum, 2018 yılında ayrılan bütçe 9 milyar 35 milyon, 2019'da öngörülen 13 milyar 699 milyon, 2020'de 24 milyar 757, 2021'de de 28 milyar 205 milyon TL'dir ve bu rakamlar her yıl artarak devam etmektedir. İşte bu rakamlar "Bütçeye yük olmayacak, devletin kasasından bir kuruş bile çıkmayacak." diye övündüğünüz projelerin sadece 2021 yılına kadar verilen kredi, yolcu, hasta, geçiş garantilerinin bütçeye getirdiği yüktür. Doğacak her çocuğumuz bu projeler nedeniyle şimdiden milyarca dolar borçludur. O nedenle, bütçeye yük olan ve vatandaşın cebinden her gün daha fazla para götüren bu yöntemden artık vazgeçmelisiniz.

Bir de şunu yapıyorsunuz: Sık sık "kamu borç yükünün 2002 yılına göre reel borca oranla düştüğü" savunmasıyla karşımıza çıkıyorsunuz. Doğrudur, çünkü, devlet yerine özel sektörü ve vatandaşı borçlandırdınız, özel sektöre dövizle borçlanmanın önünü açtınız, şirketler daha fazla borçlandı. Peki, ödeyemezlerse ne olacak? Bugün yaşadığımız konkordatolar, iflaslar ve şirketin kapısına kilit vurup üretmekten vazgeçenlerin sayısı daha da artacak. Peki, tüketici kredisini ödeyemeyen, kredi kartı borcu takibe düşmüş, her gün borcu katlanan binlerce vatandaşımız için durum ne? Borçları nedeniyle takibe alınan kişi sayısı eylül ayı verileriyle 3 milyon 300 bin kişiye ulaşmıştır. Sonuç olarak her geçen gün borç batağına giren kişi sayısı artıyor, işsizler ordusuna yenileri ekleniyor. İşte, değerli arkadaşlar, "Biz devleti borçlanmaktan kurtardık, kamu borçlarını düşürdük." dediğiniz durumun tablosu budur. Burada gördüğünüz gibi, vatandaşın borçlarının ne kadar fazla arttığını görüyorsunuz. 2002'de de 6,7 milyar, 2017'ye geldiğimizde 541 milyar. Vatandaşın durumu böyle.

Gelelim devletin durumuna: "Kriz yok." diyorsunuz ama Maliye Bakanınız her konuşmasında sıkı para politikasından, maliye politikasından bahsediyor. Sizin para politikanız, sıkı para politikanız maalesef vatandaşa kemer sıktırma politikasıdır. AKP iktidarları döneminde toplam borçlar 2018 yılı ilk yarısı itibarıyla 5 trilyon liraya yaklaşmış durumda. Peki, 2002 yılında bu borç ne kadardı? 0,4 trilyon. Yani artış ne kadar, tam 12,5 kat. Yine, bugün, toplam borçların millî gelire oranına baktığımızda, karşımıza çıkan rakam gerçekten korkunç, bu oran tam yüzde 149,5; yani, 100 liralık gelirimize karşılık 150 liralık borcumuz var. 2002'de yaşanan krize, depreme ve karşı çıktığınız koalisyonlara rağmen bu oran yüzde 107'ymiş.

2017 bütçe açığı 47,4 milyar, 2018 yılı için beklenti 72,1 milyar, 2019'da ise 80 milyarın üstüne çıkması öngörülüyor ki bu rakam, ekonominin durumuna baktığımız zaman, oldukça iyimser. Bu açıkların en büyük nedeni tabii ki ödediğimiz borç faizleri. Sadece 2019 yılı borç faizi ödememiz 117 milyar TL olacak. Her geçen yıl gelirimiz ile giderimiz arasındaki uçurum artıyor. Alınan borçlarla da gelir yaratılamamış, üretim yapılmamış, ülke için harcamalar yatırıma çevrilememiş, borçla yaratılan kaynak betona gömülmüş durumdadır.

Peki, üretemiyorsak nasıl ödenecek bu borçlar? İşte, can alıcı nokta burası. Çünkü bu borçlar da borçla ödenecek ve iktidar harıl harıl borç arıyor. Faizler artırılıyor, varlık fonları kuruluyor, başka yöntemler uygulanıyor ama gördüğümüz kadarıyla, istenilen borç bir türlü bulunamıyor çünkü yabancı yatırımcıları kurduğumuz üstün demokrasi niteliklerine sahip yeni yönetim sistemiyle de ülkeye çekemiyoruz; ülkemize güven yok, aldığımız borçları geri ödeyebileceğimize inanmıyorlar. Maalesef, yabancıya güven vermediğimiz gibi kendi insanımıza da güven vermiyoruz; sadece Ocak-Mayıs 2018 arasında ülkeden kaçan sermaye miktarı 2,9 milyar TL. Dünyada döviz likiditesi azalıyor ve bu azalma 2019 yılında da devam edecek; bu da gösteriyor ki öyle ucuz borç bulmak da kolay değil.

Uluslararası Finans Enstitüsünün son raporuna göre -ki bu kuruluş ülkeler arası döviz hareketlerini en sağlıklı izleyen kuruluşlardan biridir- ülkemiz için 2019 yılında öngörülen sıcak para girişi 5,1 milyar dolar. Merkez Bankamızın verilerine göre ise Ağustos 2018-Ağustos 2019 arasındaki dönemde, vadesi bir yıldan az olan bankacılık, özel sektör ve kamu dış borcu stokumuz 175,2 milyar. İşte, paranın Türkiye'ye bol miktarda, 50, 60, 70 milyar dolarlarda girdiği dönem 2011-2015 arası; yani, sizin har vurup harman savurduğunuz, bir türlü üretim ekonomisini yaratamadığınız, yatırıma çeviremediğiniz dönem. İşte, şimdi 5,1 milyar dolar da burada, beklenen kaynak. Ve ne demiştik? 175,2 milyar dolar kısa vadeli borç stokumuz. Ben yorumu sizlere bırakıyorum bu konuda. Sanki bir dejavu yaşıyoruz arkadaşlar, Osmanlı'nın borç batağındaki dönemine geri gidiyor gibiyiz. Peki, soruyorum o zaman size: Nerede uçurduğunuz ekonomi, nerede tek parti istikrarı, nerede güçlü devlet, nerede güçlü kurumlar? Yaşanan ekonomik krizden kurtulmak ve sürdürülebilir bir büyüme sağlamak için önce hukuk, demokrasi, yargı bağımsızlığı, temel hak ve özgürlükler gibi alanlarda doğru adımlar atılması gerekmektedir. Üretim ekonomisine geçilmeli, devlette tasarrufa önem verilmelidir. Bunların yanında, "İşçi kesimi için asgari ücreti en az 2.200 TL'ye yükseltin." önerimize de kulak vermelisiniz. Ayrıştırıcı bir dil kullanarak toplumun büyük bir kesimini yok saymak ve düşman görmekten vazgeçmelisiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Başkanım, toparlayacağım.

BAŞKAN - Sayın Emecan, buyurun, bir dakika.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Böyle devam etmekte ısrar ederseniz dış yatırımlar ülkemize iktidarınız gidinceye kadar uğramayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin borçları konuş konuş bitmez. Bütçe hakkı çerçevesinde on altı yıllık AKP iktidarı olarak siz en fazla kimlere borçlusunuz biliyor musunuz? Emeğini sömürdüğünüz işçiye, hakkını ödemediğiniz çiftçiye, maaşından çaldığınız emekliye; her gün öldürülen, şiddet gören kadına, işsiz bıraktığınız gençlerimize; eğitim hakkını aldığınız, tacizine, tecavüzüne sessiz kaldığınız çocuklarımıza, katlettiğiniz doğaya, iş cinayetlerinde göçük altında can veren işçilerimize, tren raylarında kaybettiğimiz yaşamlara borçlusunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Ve sayesinde o koltuklarda oturduğunuz bu ülkenin kurucusu Büyük Atatürk'e ve yol arkadaşlarına saygı ve minnet borçlusunuz. On altı yıldır yönettiğiniz ve kendinizi devletin sahibi olarak gördüğünüz ülkemizde devlet olarak bu borçlarınızı ödemenizi tüm vatandaşlarımız adına sizden talep ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Başkanım, son cümlem müsaadenizle...

BAŞKAN - Peki, son cümlenizi toparlayın.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Bu bütçe Meclisten geçse bile arkadaşlar, kendinize "Bu millet bu bütçeyi bize helal edecek mi?" diye sorun arkadaşlar.

Sizi vicdanlarınızın sesiyle baş başa bırakıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)