Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:38
Tarih:20/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Merhabalar.

Bütçeyi konuşuyoruz ama bütçeyi konuşabilmek için sanırım önce demokrasiyi, özgürlükleri, adalet sistemini ve yargı bağımsızlığını konuşmak gerekiyor. O nedenle, ben bugün yargı bağımsızlığı ve avukatlar üzerine konuşmak istiyorum.

Ülkemizde yasama, yürütme, yargı tek elde toplanmış, yargının kısmi bağımsızlığı dahi ortadan kaldırılmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne, hiçbir zaman aslında, tam anlamıyla yargı bağımsız olmamış, bir bağımsız fonksiyon işlevi görmemiştir. Zaten teorik olarak da her ne kadar yargının tarafsız ve bağımsız olması gerektiği ileri sürülse de sınıflı toplumlarda yargının bağımsız ve tarafsız olması çok zordur. Burjuva demokrasisinin nispeten geliştiği ülkelerde yargının kısmi bağımsızlığından söz edilebilir. Bizde ise yargı idari bir birim faaliyeti olarak yer almış, bir hukuk organı olarak değil, muhalifler ve ötekileştirenler için adli teşhir, adli getto yaratma görevini üstlenmiştir. Cumhuriyet tarihinde dönem dönem uygulanan düşmanla savaş hukuku ise bu dönem yerleşik hâle gelmiştir. Düşmanla savaş hukukunda, kamuyla ilişkilerinde, düzenle ilişkilerinde, devlet ilişkilerinde bilişsel güvence vermeyen kişi insan bile değildir. Dolayısıyla insan olmayan kişinin de sanık hakları olmaz yani onun yargılanmasında masumiyet karinesi, "aynı nehirde iki kez yıkanılmaz" "aynı suçtan dolayı iki kere yargılama olmaz" ilkesi, "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesi, "adil yargılanma ilkesi" uygulanmaz. Düşmanla savaş hukukunda kişi bir fiil işlemese bile tehlikelidir; bertaraf edilmesi, ortadan kaldırılması gerekir.

Normal yurttaş ceza yasasında bir suç için fiil aranması şartken düşmanla savaş hukukunda bir fiil olmasa da kişi, bir suça konu eylem yapmasa da eğer düzen karşıtıysa yargılanıp toplumdan dışlanabilir. Bu nedenle her söz, her davranış terör kapsamına alınır; iktidarın düşüncelerini savunmayan her kişi yada grup terörist ilan edilir, dün suç sayılmayan eylem ya da sözler yasal düzenlemede herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen suç hâline getirilir; bugün yaşadığımız örneklerdeki gibi, Gençay Gürsoy'a, Şebnem Korur Fincancı'ya ve birçok akademisyene barışı savundukları için verilen cezalar gibi. Yasada suç olan eylem ve sözler ise iktidar ve yandaşları için asla suç olmaz, asla cezalandırılmazlar. Hukuk kuralları görünüşte vardır ancak gerçekte uygulanmaz.

O denli herkes terörist hâline getirilir ki mesela bir ceza davasında, eşine şiddet uygulayan erkek, cezadan kurtulmak için "Eşim FETÖ'cü ya da PKK'li olabilir. Savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum." der ve mahkeme suç duyurusunda bulunur. Zira kokteyl örgüte üye olmak siyasi davalarda olağan, kabul görmüştür.

Türkiye'de yargıçlar ve savcılar kendilerini hukukun değil de iktidarın bekçisi olarak görmekte ya da görmeye zorlanmaktadır. Bu görevi üstlenmek istemeyenler ise tasfiye edilir, aynı YARSAV'da olduğu gibi kurumları kapatılır.

Avukatlık Yasası şöyle der: "Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder." Avukat, yargının üç kurucu unsurundan biridir ancak uygulamada avukatlar duruşmalardan atılır, gizlilik kararları nedeniyle soruşturma ya da dava dosyalarını incelemeleri engellenir, çalışma alanları olan adliyelere girişlerde üstleri aranır, adliye içerisinde hâkim ya da savcıyla görüşebilmeleri engellenir hatta daha ileri gidilerek mahkeme kalemlerine bile girişleri engellenmektedir.

Bir duruşmada tutuklu müvekkilinin duruşma boyunca ayakta bekletilmesine müdafinin itiraz etmesi üzerine hâkimin kararıyla avukat, Emniyet güçlerince dışarıya yaka paça atılır. Dosyadan fotokopi almak bir eziyet hâline gelmiştir. Avukatlar yaptıkları savunmalar nedeniyle duruşma salonlarından atılmakta ve hatta tutuklanmaktadır. Duruşmalarda binbir bahaneyle savunma yapmaları engellenmekte, hâkimler tarafından yapılan savunmalar dikkate alınmamaktadır. Çoğu kez kararlar hazır hâlde bulunmakta, kopyalayapıştır yöntemiyle kararlar verilmektedir. Karakollarda, özellikle terörle mücadele birimlerinde müvekkilleriyle görüşme hakkı engellenmekte, saatlerce kapı önünde bekletilmektedirler.

Avukatlık mesleği, görünürde olan ama aslında işlevi olmayan bir kurum hâline getirilmiştir. Mesleki faaliyetleri ve müvekkillerinin kimliği ve eylemleriyle tutuklanan, yargılanan avukatların sayısı Türkiye'de oldukça fazladır. Yönetenlerin suçlarını açığa çıkarmak, yargılanmalarını sağlamaya çalışmak, toplumsal muhalefetin ve halkın avukatlığını yapmak, cezaevinde açlık grevi yapan müvekkillerinin hukuki ve tıbbi durumlarını tespit amacıyla ziyarette bulunmak, örgüt mensubu olduğu iddia edilen müvekkillerinin cenaze ve otopsi işlemlerine katılmak, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak, ifade özgürlüğü hakkını kullanmak, yasa dışı silahlı örgütlerin bombalı saldırılarla gerçekleştirdiği katliamlardaki devletin sorumluluğunu hatırlatmak ya da yargılatmaya çalışmak, kolluk görevlileri tarafından işkence ve kötü muameleye maruz kalan müvekkillerinin haklarını savunmak, durumlarını kamuoyuyla paylaşmak, gözaltında bulunan müvekkiline kanunda belirtilen susma hakkını hatırlatmak, insan hakları savunuculuğu yapmak ve en önemlisi de cezasızlıkla mücadele etmek gibi pek çok mesleki faaliyet suç sayılmaktadır. Silahlı örgüte yardım ve örgüt üyeliğiyle, sıklıkla da TMK 7'nci madde kapsamında, silahlı örgüt propagandası kapsamında yargılamalar yapılmakta ve avukatlar bu maddelerden cezalandırılmaktadır.

Yargı baskısının yanı sıra, takip ettikleri davalar nedeniyle avukatların can güvenliği de tehdit altındadır. Faili meçhul davaları takip ederek hesap soran insan hakları savunucusu, Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Tahir Elçi, 28 Kasım 2015 günü Diyarbakır'da öldürülmüştür. Hem yargı baskısı hem de can güvenliği sağlanamaması nedeniyle pek çok avukat Türkiye'yi terk etmek zorunda kalmıştır.

Yine, avukatın mesleki faaliyetini -savunma hakkının kullanımı anlamında- engelleyen, masumiyet karinesini çiğneyen birtakım düzenlemeler yapılmıştır. Gözaltındaki şüphelinin müdafiyle görüşme hakkı cumhuriyet savcısının kararıyla yirmi dört saat süreyle kısıtlanabilir, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen soruşturmada ve duruşmada en çok 3 avukat hazır bulunabilir, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, silahlı örgüt kurma, yönetme ile terör suçlarından tutuklu ve hükümlü olanların müdafiliğini üstlenen avukatların kendileri hakkında aynı suçlardan kovuşturma ya da soruşturma bulunması hâlinde müdafilikten yasaklanabileceği hükmü getirilerek aslında, avukatların avukatlık faaliyetini yapması engellenmekte, önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Tabii, yasal düzenlemede istisnai hükümler gibi gözükse de uygulamada bunların hepsi kural hâline getirilmiş ve bütün dosyalarda, özellikle siyasi dosyalarda uygulanır olmuştur. Tutuklu ve hükümlü ile avukatların cezaevinde görüşlerine kısıtlamalar getirilmiş, savunmanın dokunulmazlığına aykırı olarak dinleme kararları, inceleme, el koyma kararları verilmektedir. Avukatın müvekkiliyle görüşmesinin gizli yapılması esasken bu tür uygulamaların kabul edilmesi savunma hakkına saldırıdır.

Sadece avukatlara değil, avukatların kurumlarına yönelik baskıcı politikalar da devam etmektedir. Türkiye'de yıllardır hak ve adalet mücadelesi veren Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği, Mezopotamya Hukukçular Derneği gibi avukat örgütleri 22 Kasım 2016 tarihinde KHK'yle kapatılmıştır. Oysa hedef hâline getirilen mücadeleci avukatlık faaliyetlerinin tamamı tam da uluslararası düzeyde korunan adil yargılanma ve savunma hakkının bir gereğidir.

Muhalif avukatlık dünyanın neresinde olursa olsun diktatörlüğe, savaşa, katliamlara, ırkçılığa, şovenizme karşı çıkar. Savaş suçlarına, insanlığa karşı suçlara, barışa karşı suçlara, soykırımlara karşı çıkar. Ayrımcılığa, erkek egemenliğine, nefret söylemine, doğaya karşı işlenen suçlara, hayvanlara karşı işlenen suçlara, kötü muamelelere, yargısız infazlara ve işkencelere karşı çıkar. Sömürüye, her türlü adaletsizliğe, OHAL rejimlerine, sıkıyönetime karşı çıkar. Avukatlar, tüm dünyada dillerin ve halkların hak eşitliğini savunurlar. Avukatların görevi sadece duruşmalara girmek, cezaevi ziyaretleri yapmak değildir. Duruşmalarda halkın hak arama özgürlüğünün sesi olurken yaşamın her alanında hak ve özgürlüklerin gür sesini her türlü rizikoya rağmen çıkarmayı kendilerine görev edinirler. Bu hak ve görev kaynağını sadece avukatlara ilişkin uluslararası metinlerden ve yasalardan almaz, aynı zamanda mesleğin doğasından, eşyanın tabiatından alır.

İnsanlık tarihinin tüm önemli reform ve radikal değişim hareketlerinde hukukçu avukatların en ön saflarda ve belirleyici konumlarda yer alması tesadüf değildir; bu hâl, böyle de devam edecektir.

Hukukçu avukatlar iktidar odaklarının maşası olmaz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir dakika ilave edelim.

ZÜLEYHA GÜLÜM (Devamla) - ...hangi iktidar, hangi parti egemen olursa olsun iktidar zulmüne karşı çıkarlar.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum: Avukatların yargılandığı bir davada mahkeme başkanının müdafilere ve yargılanan avukatlara yönelik hukuk tanımaz tavrını eleştirmiş ve hukukun bir gün kendisine de gerekli olacağını hatırlatmıştık. Elbette ki o gün o hatırlatmamız dikkate alınmamıştı ancak bu hâkim, birkaç yıl sonra FETÖ üyeliği iddiasıyla aranırken yakalanmış ve ilk sözü "Avukatımı istiyorum." olmuştu. Bugün, size de hatırlatalım: Hukuk ve avukatlar bir gün size de gerekebilir. Lütfen, bu uyarıyı dikkate alın. (HDP sıralarından alkışlar)