Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:37
Tarih:19/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı Maddeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ERKAN AYDIN (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin 9'uncu maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

"Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" diye dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir sistemin ilk bütçesini yaklaşık on gündür konuşuyoruz. "Cumhurbaşkanlığı" diyorsunuz ama kendi aranızda konuşurken "Başkan" diyorsunuz; "hükûmet sistemi" diyorsunuz, gene konuşurken "yürütme" diye adlandırıyorsunuz ama sistemin adı, buradan, "hükûmet sistemi."

Şimdi, ne demiştiniz 2017 referandumunda sandığa giderken? "Eski parlamenter sistem hantal, hızlı değil, bürokrasi ağır. Sistemi hızlandıracağız." Gerçekten o konuda hızlı çıktınız, hızlandı birtakım şeyler. Ne oldu? Hızla borçlandık, hızla yoksullaştık, hızla paramızın değeri aşağı doğru indi, hızla bütün ülke olarak aşağı doğru çekiliyoruz; bu konuda gerçekten haklısınız!

Şimdi, bu bütçeye bakıyoruz; 9'uncu madde neyle ilgili? Yatırımlarla ilgili ama hepi topu sadece 10 milyarlık bir yatırım; bunun yanında, 117 milyar TL'lik bir faiz ödemesi koyduğunuz bir bütçe teklifi.

Sayın Cumhurbaşkanı bir çok konuşmasında, özellikle emeklilere, yaşı yüksek olanlara defaatle diyor ki: "Gençlere eski Türkiye'yi anlatın. Eski Türkiye nasıldı, onu öğrensinler." Şimdi, biz de eski Türkiye'nin nasıl olduğunu Arnavut Selim'den dinleyelim.

Arnavut Selim şöyle demiş: "Toplaşın, anlatıyorum. Yaşım 53. SGK emeklisiyim. 14 yaşımdan beri çalışıyorum. Ellerinizden öper, 2 ikiz kızım var. O dönemlerde kredi kartımız yoktu, o yüzden bakkala falan borç yapardık ama süpermarketler olmadığı için eve haciz gelmezdi. Sendikalar vardı; tamam, öyle "hö hö" korkutmasa da Devrimci İşçi Sendikası (DİSK) üyesi isen adamı öyle kapının önüne koymaya patronun potkası sıkmazdı. Devlet memuruna it muamelesi yapmaya kimsenin yüreği yetmezdi; 657 sıkı Kanun'du. Öğretmen saygı görürdü ama ana baba gelip höt höt edemezdi, onlar da öğrencilerine tecavüz etmezdi. Öğretmenlerden gizli sigara içmek cesaret isterdi ama okul önünde uyuşturucu satmak kimsenin aklına bile gelmezdi. Komşunun çocuklarını istediğin gibi öper koklardın, kimse 'Ulan, çocuğu taciz mi edecek?' diye aklından geçirmezdi. İnanan inanmayan herkes çocuklara melek gözüyle bakardı. Mahallenin imamından dayak yemek işin şanındandı, taciz edilmek akla bile gelmezdi. Babana gidip 'Cemil Hoca sırtımda sopa kırdı.' dedin mi 'Vay haylaz!' der bir araba da sopa o atardı ama 'Sana başka bir şey yaptı mı?' diye sormazdı. Baban emekli olmaya yaklaştı mı ananla beraber iki göz oda bakardın çünkü ikramiyen ona yeterdi. Ne kadarın varsa ev alırken 'Allah kerim.' deyip eşten dosttan yardım isterdin, kimse 'Yüzde 70 enflasyon var.' deyip 'Dolar vereyim, dolar alırım.' demezdi. Sana kuyruğuna, tüp kuyruğuna girerdin ama o kuyruklarda tanışıp evlenenlerin hikâyelerini dinlerdin. Semtlere göre okul farkı yine vardı ama kimsenin anası babası 'Benim çocuğum onunla bununla aynı sınıfta olmaz.' diyemezdi, ayıptı, günahtı, gerçekten de Allah'tan da kuldan da utanırdı insanlar. Gırgır ve Hey 1 milyon satardı. Bu mizah dergileri ne kadar siyasetçi varsa toptan giydirirdi ama hiçbir siyasetçi bunlara ilişemezdi çünkü bilirlerdi, arkasından Fırt ve Çarşaf da o siyasetçilere sarar, hele hele Oğuz Aral'a laf edecek siyasetçi zaten sahadan silinirdi. Ulan, Atatürk'e 'ayyaş' demek ne demek? Evi işgal edilir, kolpası İstanbul'u dağıtırdı be! Bir siyasetçi 'Ananı da al git.' 'affedersin, Ermeni' 'Kız mıdır kadın mıdır?' 'Alevi' diye sözler ağzına alamazdı. Siyasetçilerin hepsinin diploması vardı ama mesela Ecevit 'Benim üniversite diplomam var.' demezdi. Hırsızlık olmaz mıydı? Tabii ki olurdu ama o adam sahadan silinirdi ister Başbakanın yeğeni isterse İSKİ Müdürü olsun."

Son bir şey söyleyeyim "Ulan, aynı ceketle, aynı pantolonla yıllarca okula gittim de gelecekten korkmadım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ERKAN AYDIN (Devamla) - ...Hep gülecek, sevinecek bir şeyler buldum ama on altı yıldır hem gelecekten hem de çocuklarımın geleceğinden korkuyorum, siz de korkun." diyor Arnavut Selim. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, on altı yılın sonunda hem bu bütçeyle hem de ülkenin geldiği durumla... Aslında evet, bizim de Cumhurbaşkanının dediği gibi, gençlere yaşı yetenlerin bu güzel Türkiye'yi, evet yoksul, evet geliri fazla değil ama mutlu, gelecekten umutlu, fakir de olsa birbiriyle komşuluk içerisinde olan insanları anlatmamız gerekiyor ve bu yoksulluk bütçesini, bu fakire fukaraya hiçbir şey vermeyen bütçeyi onaylamadığımızı ve "hayır" oyu vereceğimizi buradan bildiriyor, Genel Kurula saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.