Konu:Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy'un konuşmasındaki ifadenin Suriye'nin bir leş gibi görülmemesi gerektiğine dair vurgu olduğuna, Suriye'deki vesayet savaşını doğru bulmadıklarına ve özgürlüklerin önü açılırsa çatışmanın zemininin ortadan kalkacağına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:2
Birleşim:35
Tarih:17/12/2018


Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy'un konuşmasındaki ifadenin Suriye'nin bir leş gibi görülmemesi gerektiğine dair vurgu olduğuna, Suriye'deki vesayet savaşını doğru bulmadıklarına ve özgürlüklerin önü açılırsa çatışmanın zemininin ortadan kalkacağına ilişkin açıklaması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYHAN BİLGEN (Kars) - Sayın Başkan, tabii, tek tek her konuşmanın tekrar değerlendirmesini yapmaya imkân yok bugün müzakereleri bitirebilmek açısından ama ben sadece sonuncusu üzerinden başka birkaç şeye de dikkat çekmek istiyorum.

Son konuşmadaki, Suriye'nin bir leş gibi görülmemesi gerektiğine dair vurgudur, konuşmanın bağlamı bellidir.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Tutanaklarda belli.

AYHAN BİLGEN (Kars) - "Türkiye böyle görüyor." değil, tam tersine, sonuçta bir komşu ülkedir ve bir komşu ülkeye karşı dostça, barışçıl yaklaşımın, dış politikanın nasıl olması gerektiğine dair vurgudur. Diğer ülkelerin sayılmaması ise tamamen o devletlere dair bir beklenti içerisinde olmamaktır ve öncelik komşuların nasıl yaklaşacağıdır.

Bizim Suriye savaşına bakışımız başından beri bellidir. Vesayet savaşını asla doğru bulmuyoruz ve bu coğrafyada, Sayın Başkan, 2000'li yılların başında milenyum tartışması yapılırken güvenlik ve istihbarat birimleri de çok yerinde ve doğru biçimde bir Orta Doğu okuması yaparak, Orta Doğu'da eğer rejimler demokratikleşmezse haritaların değişme riski ve tehdidini okuyarak bu yönde adımlar atılması yönünde planlamalar olmuştur. Burada, hemen Balkanlarda Yugoslavya'da yaşananı, Kafkaslarda yaşananı, Orta Doğu'da Arap Baharı sürecinde yaşananı görmemek, yaşanmışlıklara rağmen görmemek, bırakın ileri görüşlülüğü, feraseti, yaşanan acılara rağmen, katliamlara rağmen görmemek, aslında bu ülkeye büyük bir kötülüktür. Yugoslavya'nın parçalanmasının sebebi Boşnakların ya da Hırvatların talepleri değil, Sırpların ısrarlarıdır. Eğer yanı başınızdaki ülkelerin sosyolojik gerçeğini dikkate almadan bir güvenlik politikası belirlerseniz yanlış hesap yaparsınız. "Irakça" diye bir dil yok arkadaşlar. Birileri cetvelle haritaları çizdi diye biz bunun üzerinden tarihin bin yılını inkâr etmeyeceğiz. "Suriyece" diye bir dil yok arkadaşlar. Suriye'de çoğunluk Arap ve Arapça diye bir dil var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Şimdi, biz eğer Suriye'de çoğunluk Arap diye sadece Arapçanın kullanılmasını, sadece Arapçanın meşru görülmesini, Türkmenlerin, Kürtlerin dillerinin inkâr edilmesini meşru görmüyorsak bunu bütün coğrafya için savunmak zorundayız. Irak Parlamentosunda -bakın, Kürt federal yönetiminden bahsetmiyorum- Irak'ın merkez yönetiminin Bağdat'taki Parlamentosunda kürsüde Türkmence konuşuluyor. Ben Irak'ı örnek vermekten utanıyorum. Irak çok yakın tarihe kadar manda yönetimindeydi değerli arkadaşlar, sonra da Baas rejimiyle yönetildi. On beş yirmi yıl önce işgal edildi ve yeni bir dizayna girdi.

Şimdi, ben daha önce Irak Parlamentosundan başörtülü milletvekillerinin kürsüye çıkıp konuşmasını iyi örnek olarak verdiğimde de utandığımı ifade etmiştim. Bu ülke bu sorunu ancak yakın tarihlerde çözebildi. Şimdi de dille ilgili konuyu böyle tartışmak bu ülkeye yapılacak büyük bir kötülüktür. Biz bu konuları asla partiler arasında bir polemik mevzusu olarak görmüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Tam tersine, partilerüstü, hepimizin ortak acıları ve ortak gelecek arzusunun bir parçası olarak görmek ve çözümü de öyle aramak gerektiği düşüncesindeyiz.

Türkiye dış politikası şu anda bu sorunla ilgili hâlâ eski korkuları aşamadığı için kilitli vaziyettedir. Bölgesel davranışları da Avrupa'yla ilişkileri de bu sorunun çözümsüzlüğünün bedelini ödemektedir. Âdeta, devlet bu anlamda rehine durumuna düşmüştür. Akıllı dış politika, akıllı siyaset, sorunlarla yüzleşmek, bunları çözmek ve başkasının elinde koz olmaktan çıkarıp içeride çözümün gücünü yeni bir enerjiye dönüştürmekle sağlanır.

Bakın, biz ısrarla "Bu sorunları konuşarak çözelim, bu sorunları birlikte, ortak sembol ve değerleri, hassasiyetleri gözeterek çözelim." dedikçe tam tersine, siyasete karşı tahammülsüzlük gelişiyor.

Sayın Başkan, biraz önce bilgisi geldi, yine Meclise 17 fezleke gelmiş.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Artık bağlayın Sayın Bilgen.

Buyurun.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Son olarak Sayın Başkan.

Bunun birisi Sayın Baykal'a ait, diğer 16'sı partimize ait; Sayın Buldan'a, bana ve diğer arkadaşlarımıza ait. Eğer siz bana dünyada çatışma yaşamış toplumlarda sorunları demokrasinin önünü keserek, siyasetin önünü keserek aynı zamanda güvenliği sağlamış bir tek örnek gösterin, ben siyaseti bırakacağım arkadaşlar. Ama tersi onlarca örnek var. Demokrasinin önünü açarsanız, özgürlüklerin önünü açarsanız tam tersine çatışmanın zemini ortadan kalkar değerli arkadaşlar.

Bakın, biraz önce buradan uyarılar yapıldı, ben de bir uyarıyla bitireyim: İslam ve Kur'an "Kötülük yapmayın." demiyor, "Kötülüğe tevessül etmeyin." yani "O yola gitmeyin." diyor. Bu ülkede eğer biz şiddeti, çatışmayı doğuran nedenleri ortadan kaldıracak yasal iyileştirmeleri, siyasal kültürü ve demokratikleşmeyi gerçekleştiremezsek çatışma ve boğazlaşma dışında bir seçenek kalmayacak. Bunun kime yarayacağı ve hepimize kaybettireceği çok açık.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bilgen.