Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:34
Tarih:16/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başlığımız belli, bugün 3 bakanlık var, biri de Sağlık Bakanlığı. Benim meslektaşlarım bilirler, geçmişte Sağlık Bakanlığı demezdik, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı derdik eskiden bunun adına çünkü "sağlık" dediğiniz şey hastanecilik hizmetleri değildir, tedavi hizmetleri değildir, ondan çok daha fazla bir şeydir. Sosyal güvenlik dedim, bakın orada "güvenlik" kavramını kullandım. Güvenlik de tank, top, tüfek, uçak değildir, güvenlik dediğiniz kendinizi iyi hissetme durumudur. İyi hissetme durumu da sadece silahların gölgesinde olmuyor. Yani yoksulsanız kendinizi iyi hissedemiyorsunuz, yoksunsanız bazı şeylerden yine kendini iyi hissetme durumu, iyilik durumu vuku bulmuyor. O yüzden biz hekimler "Sağlık, ruhen, bedenen, sosyal ve siyasal iyilik durumudur." diyoruz. Ama Türkiye'ye baktığımızda neyi görüyoruz? Ekonomi diyalizde arkadaşlar yani bunu ben söylemiyorum ekonomi bakanları söylüyor. Eğitimde solunum ve dolaşım yetmezliği var. Biraz önce partinizden ve diğer partilerden arkadaşlar da o dolaşım yetmezliklerine de kısmen işaret ettiler. Beraberinde, sokağa çıktığımızda baskılar hakikaten toplumu felç etmiş durumda.

Sayın Bakan "O parti hariç." diye nasıl söyleyebiliyor; AKP'nin İçişleri Komisyon Başkanı değil, İçişleri Bakanı olarak? Arkadaşlar, bir ülkede hukuk, adalet, demokrasi herkes içindir. "O parti hariç." diye İçişleri Bakanı başlarsa o ülkede artık adalet de, hukuk da, hepsi de bitmiş demektir; böyle bir şey olamaz.

Arkadaşlar, şimdi, bugünlerde Asgari Ücret Tespit Komisyonu çalışıyor. 1.603 lira. Ben sizden rica ediyorum: Bir taneniz, 1.603 lirayla gitsin bir gecekonduyu kiralasın. Ya, ibretiâlem için, o 1.603 lirayla nasıl hayatta kalınır -1 eşiniz var, 1 çocuğunuz var; 2 çocuğunuz var da demiyorum- onunla nasıl yaşanırı lütfen test edin ki... Hani böyle çok özür dileyerek söylüyorum, sizleri tenzih ederek söylüyorum ama timsah gözyaşları dökmeye gerek yok. TÜRK-İŞ açıklıyor: Açlık sınırı 1.942 lira. Biz de oturalım buradan bir komisyon tespit edelim; bu ülkede nasıl yaşanır bu rakamlarla, hakikaten yaşanılabilir ücretlerse asgari ücret dediğimiz şey, eyvallah diyelim, geçelim.

Arkadaşlar, büyük işler yapılabilir, büyük hava meydanları da yapabilirsiniz; piramitler de yapıldı, piramitler binlerce yıldır ayakta -piramitleri nasıl ki firavunlar yapmadıysa, bugün de nasıl firavunlar başta değilse- emekçiler yaptı. Ama o emekçilerin o güvenlik durumundan, o iyilik durumundan da siz sorumlusunuz. Orada eğer 200 bin civarında insan o üçüncü havalimanının inşaatında çalışmışsa siz, 2 patronu değil, 200 bin insanı düşünmek zorundasınız. Eğer vicdan üzerine, hak ve adalet üzerine konuşuyorsak, o zaman meselenin merkezine neyi koymak durumunda olduğumuz çok açık ve net olarak çıkar.

Diyeceksiniz ki: "Bütçeye gel." Geleyim. Sağlık Bakanlığının bütçesine baktığımız zaman, giderleri, SGK primlerini ve personel giderlerini çıkardığımız zaman geride 13 milyar 773 milyon liralık bir rakam kalıyor. Bunun içinde o şehir hastanelerinin kira ödemeleri de var arkadaşlar, bu 13 milyar 773 milyon liranın içinde. Sayın Albayrak onları söylerken muhtemelen sizler de gözlemişsinizdir. Sağlığa bu paylar ayrılırken "Biz oranları şuradan şuraya getirdik..." Geçmişte ben bu rakamları çok iyi hatırlıyorum, "Kişi başına sağlık harcamalarında OPEC ülkeleri içinde şu rakamdaydık, 850 dolarlara geldik..." O zaman dolar ucuzdu ya. Şimdi niye söylemiyorsunuz dolar bazında? Dolar pahalandı değil mi? Ama sağlık hizmetleri de pahalanıyor arkadaşlar, dolar pahalandıysa onlar da pahalanacak ve şu anda şu bütçeyle nasıl ki Cerrahpaşada idrar tahlili yapılamaz hâle geldiyse, önümüzdeki yıl da birçok kamu işletmesi zora girecek.

Ben sizleri biliyorum, diyeceksiniz ki: "Çok hastane açtık, yatakları çok artırdık, ettik." Evet, özel hastanelerin açılmasının yolunu açtınız. Bu ülkede AKP döneminde özel hastaneler açıldı arkadaşlar ve özel hastaneler yetmedi, "kamu hastaneleri" dedik, kamucu olduk. Ee? "Şehir hastaneleri açalım sizlere." dediler ama orada da başka bir özel işletmecilik yapıldı. Ne oldu? Şu anda açılacak olan şehir hastaneleriyle 8.400 yatak üretiliyor arkadaşlar. Bu maliyetin üretilmesi için 10,5 milyar dolarlık bir karşılık var. Kapatılan yatak sayısı ne kadar? Kapatılan hastane sayısı ne kadar? Ona baktığınız zaman, 6.555 yatağa tekabül eden hastane kapatılıyor, 1.845 yatak için 10,5 milyar dolar bu ülkede para ödeniyor.

Ben Avrupa'yı da gezdim -şimdi yurt dışı çıkış yasağım var silahlı terör örgütü üyesi olmaktan, sadece, bir tek neşter kullanmayı biliyorum ama öyle- Basel'deki hastaneyi gördüm, Hamburg'daki hastaneyi gördüm; arkadaşlar, en az elli, altmış yıllık binalar, en az elli, altmış yıllık binalar. Çünkü onların da bir hafızası vardır, biliyor musunuz? Nasıl hastaların hafızası varsa o hastanelerde aldıkları hizmete ilişkin, o binaların da hafızası ve dili vardır. Oraları kapattınız, şehirlerin dışında hastane şehirleri oluşturdunuz; şehir hastaneleri oluşturmadınız.

Lütfen şunu çok iyi düşünün: O "1.200, 1.600 yatak" dediğiniz yerde hastasıyla, refakatçisiyle, çalışanıyla, emekçisiyle, oradaki esnafıyla siz ilçeler oluşturdunuz. Hastane şehri ilçesine gidiyorum, şehrin bir ucundan öbür tarafa 30 kilometre. "Ulaşılabilirlik"ti, değil mi arkadaşlar? Yani esas olanın ne olduğu, hastanelerin nasıl çalışması gerektiğini söylemiştik.

Arkadaşlar, bunların içinde emekçiler çalışıyor; hekimler, hemşireler, sağlık teknisyenleri. Ne yaptınız? Ne olduğu belirsiz güvenlik soruşturmalarıyla, onlarla... Hani, diyorduk ya bir zamanlar "Fişleme var, fişleme var." fişlemenin dik âlâsı var şu anda. Binlerce genç hekim, binlerce yeni mezun şu anda güvenlik soruşturması bekliyorlar. Sayın Bakan da dinliyor, bunu biz komisyonlarda da tartıştık: "Üç ay bekliyorlar, dört ay bekliyorlar..." Dedik ki: "Bunu dört yüz elli güne düşürdünüz. Bu dört yüz elli günü bu üç dört ayın neresinden başlatacaksınız?" Yani "Bakanlığa ilk başvuru gününden..." diye gün pazarlığı yaptık.

Bu çocukları askere alıyor musunuz? Alıyorsunuz. Bu çocuklar hekim olarak çalışsalardı yani terör mü enjekte edeceklerdi, terör hapları mı vereceklerdi de askere alıyorsunuz, silah veriyorsunuz? Yapmayın. Hani derler ya: "Analara kıymayın efendiler." "Evlatlarınıza kıymayın beyler." Bir gece bir kanun hükmünde kararname çıkaracaksınız -insanları- ve âdeta bir infaz makinesine döneceksiniz. Bu olmaz, infaz da yapılıyor.

Hani dedim ya güvenlik... Yol güvenliği... Yol güvenliği için sinyalizasyon kurmayanlar... 9 yurttaşımız yaşamını yitiriyor, aileleriyle beraber düşünürseniz, şu anda kaç evde yas var? Beyler sinyalizasyonu yapmadan yolu hizmete açmışlar. Büyük hizmetler yapıyoruz. Oturup bir soralım kendimize yani o sistemi kurmadan bu iş yapılır mı? Bu iş yapılırsa, bu insanlar yaşamlarını yitirirlerse hiç mi bunda bu işin sahiplerinin vicdani, hukuki, idari sorumlulukları yoktur? Orkestrada eğer kemancı "gıy gıy" ediyorsa, orada orkestra şefinin hiç mi sorumluluğu yoktur? Ya, insan çıkar, işin haysiyeti gereği der ki: "Ya, biz de bu işte sorumluyuz." "Yok, efendim, oradaki makasçı makası değiştirmeyi düşünemedi, 9 kişi gitti." Olur mu öyle? Başka yerde 9 kişi olmuş olsaydı şimdi burada ne halaylar tutulurdu, değil mi? 9 insan, orada da 9 insandır, burada da 9 insandır. Ölüleri tasnif yapmayalım.

Arkadaşlar, bütçeye baktığımız zaman... Faiz ödemelerine baktınız mı? Bu bütçenin her 8 lirasından 1 lirası faiz ödemesine gidiyor. Hani, Erbakan Hoca diyordu ya: "Siz gidi faizciler, sizi." Evet, o rakam nedir, biliyor musunuz arkadaşlar? 2001 krizinde hani "Biz kurtaracağız bu ülkeyi IMF'nin boyunduruğundan." dediğiniz zaman, ülkenin kurtarılması için -ekonomist arkadaşlar, biliyorsunuz- 21 milyar dolarlık bir işlem yapılmıştı. O rakam, sadece bugün faizler için ödenen rakam 21 milyar dolardan çok daha fazladır arkadaşlar, 115 milyar civarında olması lazım, rakamı çok fazla toplamadım. Aynı zamanda da hani diyorsunuz ya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Başkan, özür diliyorum.

BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Ülkemizin güvenlik sorunları, o güvenlik bütçesine ayrılan kadar da faize para gitmektedir.

Arkadaşlar, söylenecek çok söz var ama ben hani biraz böyle belki uhrevi olsun, şey olsun, "onur" kelimesini sözlükten okuyayım: "Kişinin kendi varlığına, kendi kişiliğine karşı beslediği saygı, insanı insan yapan iç değer." diyor. Bu onur kişilerde olduğu gibi kurumlarda da vardır, bu Meclisin bir onuru vardır; denetim yapacak, yasama yapacak. Bütün bu işleri yaparken Meclisin bu hükmi şahsiyetinin temsilcisi olan birisi otuz dokuz gündür açlık grevinde, onun onuru bizim de onurumuzdur. Onun buradaki varlığını... Yasamanın bir üyesi olarak, sadece tutuklu olan, hükümlü olmayan, hiçbir şekilde içeride tutulması açısından anayasal olarak bir karşılık olmayan bir üyemiz eğer cezaevindeyse bizim onun bu tutumuna sessiz kalmamız mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Dolayısıyla onun talebi talebimdir diyorum, sizleri de bu konuda bir tutum almaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)