Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:34
Tarih:16/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MENSUR IŞIK (Muş) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

2019 yılı merkezî yönetim bütçesinin İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçeleri üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Leyla Güven, bugün otuz dokuz gündür -Hakkâri'nin iradesi olarak seçilmiş olan- Diyarbakır (Amed) zindanında açlık grevinde bulunmaktadır. Otuz dokuz gün boyunca bu Meclisten maalesef tek bir ses çıkmadı. Leyla Güven tıpkı sizin gibi seçilmiş ve en az sizin kadar meşru halk iradesini temsil eden bir milletvekili. Meclisin bugüne kadar Leyla Güven arkadaşımız için tek bir ses çıkarmamış olmasından, açıkçası Meclisin bu durumundan utanıyorum ben; bunu çok net bir şekilde ifade etmem gerekmektedir. Leyla Güven arkadaşımızın eylemi, bilindiği gibi, İmralı Adası'nda Sayın Öcalan'ın üzerinde süren tecridin kaldırılması ve üç yıl önce AKP iktidarının devlet aklıyla yürütmüş olduğu çözüm ve diyalog müzakeresine tekrar dönülmesi talebiydi yani bütün Türkiye halkları için, bütün Türkiye halklarının faydasına olan bir eylemlilik, bir amaç aslında. Bu yönüyle biz de buradan bir kez daha Leyla Güven arkadaşımıza selamlarımızı, saygılarımızı da gönderiyoruz ve onun eyleminin arkasında olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz.

Sevgili arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu savaş bütçesi bir otoriter rejim bütçesidir aynı zamanda. Bir bütçenin savaş bütçesi olduğunun en bariz örneği, elbette ki bütçesindeki verilerden ortaya çıkmaktadır. Savaşların, ekonomik krizin tetikleyici etkisi konusunda en önemli veri ve belge, dediğimiz gibi, bütçelerdir.

Şimdi, biz bu bütçenin savaş bütçesi ve otoriter bir bütçe olduğunun verisini şu şekilde ortaya çıkarabiliriz: Savunma ve güvenliğe ayrılan pay. Bunun için iki tane örnek vermek istiyorum aslında. Millî İstihbarat Teşkilatı, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Sahil Güvenlik Komutanlığı gibi savunma ve güvenlikle ilgili kurumların bütçeleri 2017 yılında yaklaşık olarak 64 milyar iken 2018 yılında bu bütçe 84,5 milyara çıkmıştır.

Şimdi sağlık ve eğitime ayrılan bütçe de maalesef 20 milyar bile altında. Yani savunma ve güvenliğe ayrılan bütçenin bir yıl içerisindeki farkı 20 milyar iken bu 20 milyar eğitim ve sağlığa ayrılan bütçeden çok daha fazla maalesef. Bu yönüyle de tam olarak yapılması gereken şey, bu ekonomik ve siyasal krizden çıkmaktır. Bunun da yolu yöntemi, biraz önce belirttiğim gibi, Sayın Leyla Güven'e ses vermektir, onun taleplerini sahiplenmektir.

Peki, değerli arkadaşlar, sevgili milletvekilleri; bizim ne yapmamız lazım? Aslında Meclis, yapması gereken işlerden çok daha farklı işler içerisindedir. Bugün Meclis, maalesef, âdeta sayın vekiller tarafından bir taziye çadırına dönüştürülmüş bulunmaktadır.

Sevgili arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu halk sizi şu ceylan derili koltuklarda oturmanız ve halka taziye vermeniz için göndermedi. Halk size dedi ki: "Gidin orada benim sorunlarımı çözün." Kimse size demiyor ki "Ben gencecik fidanlarımı veriyorum, götürün Gabar'da, Cudi'de, Afrin'de öldürün, sonra da gelin Mecliste ceylan derili koltuklara oturup onlara taziye verin." diye çocuklarını göndermiyor, bunlara çözüm bulun diye gönderiyor çocuklarını.

Aynı şekilde, iki gün önce bir tren trafik kazası yaşandı maalesef, feci bir kaza. Orada da aynı şekilde Sayın Bakan burada gelip taziye veriyor. Bunun sorumlusunun yapması gereken öncelikle bu halka hesap vermektir. Bunun sorumlusu kimlerdir, ondan hesap sorması lazım. Ama maalesef Meclis bu mecradan çıkmış bulunmaktadır.

Sevgili arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıyken PKK sorununa dair bir tespitte bulunmuştu, şunu dedi: "Bugüne kadar bunlar 28 kez isyan etti ve devlet ne gerekiyorsa onu yaptı. 29'uncu kez -PKK isyanı da 29'uncu isyandır- biz de devlet olarak ne gerekiyorsa onu yapacağız." dedi ve yaptılar da. Ne yaptılar? Sayın Meclis Başkanı Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanıyken yapmış olduğu bir konuşmada, savaşın maliyetinin yaklaşık olarak 1 trilyon dolar olduğundan bahsetti. Yirmi beş yıllık aradan sonra 40 bin insanımızı kaybettik ama bunun PKK'lisi, asker ya da polis ayrımı yapmaksızın 40 bin insanımızı yitirdiğimizden bahsetti, aynı şekilde bunun inanılmaz derecedeki maliyetinden bahsetti. Mesela, 200 adet Boğaz Köprüsü, 120 tane Atatürk Barajı, 450 bin kilometrelik bölünmüş yol vesaire, vesaire. Bu şekildeki mali zarardan bahsettikten sonra, Hükûmet bunu gördükten sonra şunu yaptı, dedi ki: Biz aslında bu meseleyi bu şekilde çözemeyiz. Hükûmet yetkililerinin, AKP'nin ve Erdoğan'ın sürece yaklaşımı şu şekilde değişti bütün bu kayıplardan sonra "Gencecik fidanlar, delikanlılar, ana kuzuları sararıp solmasına artık tahammülümüz yok, ağıtlara tahammülümüz yok. Annelerin gözyaşlarına, evlat acısına feryat figana daha fazla tahammülümüz yok." dedi Başbakan Erdoğan, 11 Ağustos 2009. "Silahların değil fikirlerin, siyasetin konuşmasını istiyoruz. Savaş kolaydır, barış zordur. Biz zor olana talibiz." Başbakan Erdoğan 16 Şubat 2013. "Şu anda İmralı beklentilerimize cevap verecek şekilde adımlarını atıyor." Başbakan Erdoğan, 1 Şubat 2013.

Değerli arkadaşlar, biz bu şekilde Hükûmetin o dönemki söylemlerini çok fazla uzatabiliriz ama Sayın Bakan buradayken kendisinin bir dönem yapmış olduğu konuşmaya da değinmek gerekecektir, gerçekten de harika bir konuşma, onu buradan tebrik etmek lazım. Şunu diyor Sayın Bakan, Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Soylu: "Ben bunu Kocaeli'de, Trabzon'da, Aydın'da, Ülkü Ocaklarında da söyledim; Batman'da, Mardin'de söylüyorum."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MENSUR IŞIK (Devamla) - "Türkiye, Şeyh Sait meselesiyle, İstiklal mahkemeleri meselesiyle, Dersim, Sivas ve Madımak'ta yaşananlarla yüzleşmedikçe 21'inci yüzyılda benim bildiğim, modernleşmeyi, zenginleşmeyi, demokratikleşmeyi, özgürleşmeyi zor yakalar, benim düşüncem budur." diyor. "Ben Türkiye'nin üç temel sorunu olduğunu düşünüyorum, Anayasa sorunu ötesinde üç sorun. Bunlar: Kürt meselesi, Alevilerin yaşadıkları mesele ve üçüncüsü de kadının cinsiyet sorunu. Bunlarla birlikte, dindarlar ve köylülerin yaşadıkları sorunlar da vardır." diyor Sayın Bakan. Ben buradan Sayın Bakanın, sayın iktidarın bir kez daha bu soruna eğilmesi gerektiğini, bu yönüyle eğilmediği müddetçe sorunun çözümünün mümkün olmadığını düşünüyorum.

Ve buradan küçük bir eklemeyle bitirmek istiyorum. Bakın arkadaşlar, değerli dostlarım, Kürt meselesi gibi meseleleri yaşayan dünya ülkeleri, coğrafyalar ya da milletlerdeki savaşlar; Kolombiya'da kırk beş yıl, İrlanda'da otuz beş yıl, Filipinler'de kırk yıl, Endonezya'da yirmi dokuz yıl, Guatemala'da yirmi dokuz yıl sürmüştür. Buralarda en sonunda müzakerelerle sorun çözülmüştür. Kimi yerlerde müzakereler iki yıl, kimi yerlerde de yirmi yedi yıl sürmüştür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MENSUR IŞIK (Devamla) - Ben buradan bir kez daha Sayın Genel Kurula ve halkımıza şunu söylüyorum: Bizim müzakereden başka yolumuz, yöntemimiz yok. Eninde sonunda yapacağımız müzakere; kazanacak olan barış ve müzakeredir. Bir kez daha saygıyla hepinizi selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)