Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:31
Tarih:13/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, Ankara'da yaşanan tren kazasında hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum. Buradan da Devlet Demiryollarının yönetilemediğinin altını çizmek istiyorum. Aslında Türkiye'de sadece Devlet Demiryolları değil, birçok kurum yönetilememektedir, birazdan da geleceğim buna.

Bugün üç bakanlığımızın 2017 bütçesinin kesin hesabını ve kullanılacak olan 2019 bütçesini konuşuyoruz. Hangi ortamda konuşuyoruz? Kriz ortamında konuşuyoruz, ekonominin daraldığı, üçüncü çeyrekte yüzde 1,6 büyüdüğümüz yani küçüldüğümüz bir ortamda konuşuyoruz. Büyüyen tek şey ise devletin harcamaları, kamunun israfı, faize ödenen para.

Öncelikle altını çizelim, 2019 bütçesi, krizin yükünün yüzde 20 artan vergiyle dar gelirlinin sırtına yüklendiği bir bütçedir. Bu bütçede 117 milyar borç faizi ödememiz, 80 milyar da öngörülen bütçe açığımız vardır.

Değerli milletvekilleri, Tarım Bakanlığı ve Orman Bakanlığı birleştirildi. 2019 yılı bütçesi iki bakanlığın 2017 toplam bütçelerine göre azaltılmış, 33 milyar 744 milyon TL bütçe ayrılmıştır. Bu rakamlardan da aslında genel bütçeden tarıma ve ormancılığa ayrılan bütçenin azaldığını anlıyoruz.

2017 yılı Sayıştay denetim raporlarından da bir örnek vermek istiyorum çünkü Sayıştayın raporları önemli, önemli olumsuz bulgular var bakanlıkların yönetimleriyle ilgili. Devlet Su İşleri, belediyeler adına yapılan içme suyu yatırım bedellerini muhasebeleştirip izleyememiş ve tahsil edememiş. Toplamda 4 milyar 866 milyon, 2017 yılı içerisinde tahsil edilmesi gereken ise 493 milyon lira var. Zaman kısalığı nedeniyle tüm bulgulara burada, bu kürsüde giremiyoruz ama yani gelirini, giderini kayıt altına alamayan bir bakanlığı konuşuyoruz. Siz bir bakanlığı bile yönetemezken gelişmiş ülkeler tarımda Endüstri 4.0'a geçtiler. Dünyada tarım sektörü teknolojiyle birlikte gelişmekte, tarımda eğitim, sosyal destekler ve dijitalleşme üzerine adımlar atılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesi özetle şöyle der: "Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz." Peki, uygulanıyor mu bu madde? Hayır. En son 2017'de yüzde 0,41 pay ayrılmış, 31 milyar verilmesi gerekirken 18 milyar TL verilmiş. Yani 2006-2019 yılları arasında üreticiye verilmesi gereken hak ne kadar diye baktığımızda, 154 milyar 850 milyon lira devletin çiftçiye, üreticiye borcu var.

Yine, Sayıştay raporlarına göre bu tarımsal destekleme ödeneklerine ilişkin etki analizi de yapılmamış, raporlaması da yok. Büyük projelere, saraya, rantiyecilere para var ama bu ülkenin tarımını kalkındıracak olan çiftçimize, gübresine, tohumuna, mazotuna para bulunamıyor değerli milletvekilleri. Bu noktada, AKP Hükûmetinin tarım politikasındaki siyasal tercihlerini de iyi anlamak gerekiyor.

Büyükşehir Yasası'yla mahallelere dönüştürülen köylerimizdeki tarım alanlarının yok edilmesiyle ekilebilir tarım alanlarının yüzde 15 oranında azalmasına neden oldunuz ama gidip Sudan'da 780 bin hektar tarım arazisi kiralayabiliyorsunuz. Türkiye'de ise çiftçi üretemez, tüketicinin büyük çoğunluğu da pahalılık nedeniyle yeterli gıdaya ulaşamaz hâle gelmiştir. Şu anda Türkiye'de nüfusumuzun yüzde 20'si açlık sınırının altında yaşamaktadır.

Buğday bizim stratejik ürünümüzdür. 19 milyon ton buğday üretmekle övünüyorsunuz ama 50 milyon tonu da ithal ediyorsunuz. Bugün ürettiğimiz tarım ürünlerinin 6 katını ithal eder duruma geldik.

Fındık üreticisini İtalyan Ferrero Rocher markasına teslim ettiniz, FİSKOBİRLİK'i işlevsiz hâle getirdiniz. Fındıkta uygulanan yanlış politikalardan dolayı dekar başına ortalama verim 2002'de 107 kilogram iken 2018'de dekar başına 78 kilograma düşmüştür.

Organik tarım dünyada giderek yaygınlaşmaktayken biz organik tarımda ve iyi tarım uygulamalarında dünyanın çok gerisindeyiz.

Hayvancılık neredeyse tamamen bitme noktasına gelmiş, dışa bağımlı. Et ihraç eden bir ülkeyken ithal eder duruma gelmişiz.

Değerli milletvekilleri, Çevre Bakanlığının bütçe gerçekleşmesi 2017 Sayıştay Raporu'nda belirtilmiş. Başlangıç ödeneği 2017 için 1 milyar 823 milyon lirayken harcamalar 31/12/2017 itibarıyla 5 milyar 80 milyon olmuş. Burada anormal bir artış var.

Yine, Sayıştay raporlarına göre büyükşehir belediyelerinden tahsil edilmesi gereken çevre katkı payı, tapu harçları gibi gelirler tahsil edilememiş.

Birçok eleştiri var. Yani yine bütçesini tutturamayan, gelirini giderini idare edemeyen bir bakanlık.

Peki, "Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ne kadar çevreci?" diye sorsak... Ne yazık ki bu Bakanlık doğa, çevre ve rant arasına sıkışmış, tercihini de ranttan yana kullanmaya başlamış bir bakanlıktır.

Çevre kirliliği ve doğa katliamları artarak devam ediyor, şehirlerimiz talan ediliyor, birçok yerde ÇED raporları hayata geçirilemiyor. Komisyonda bu konudaki soruma yazılı olarak "ÇED raporlarına 'ÇED Gerekli Değildir.' kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım izni verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez." cevabı geldi. Hâlbuki çıkarmış olduğunuz 2009/7 sayılı Genelge'de "'ÇED Olumlu' kararları hakkında yürütmenin durdurulması iptal kararları verilen ÇED raporunun bir ya da birkaç bölümüne ilişkin ise ÇED raporunun hazırlanmasına ilişkin tüm sürecin en baştan tekrar edilmesine gerek yoktur." deniliyor ve siz bu genelgeyle ÇED raporlarını birçok yerde yok sayabiliyorsunuz. İşte, çevre anlayışınız bu maalesef.

Topraklarımızın yüzde 92'si deprem kuşağında yer alıyor değerli milletvekilleri. Kentsel dönüşüm özellikle büyük şehirlerde maalesef ranta dönüşmüştür. 6306 sayılı Yasa'yla deprem tehlikesi altındaki yerler değil, ranta odaklı alanlar riskli alan ve rezerv alan ilan edilerek hem o bölgelerde yaşayan insanlar mağdur edildi hem de bu alanlar ranta kurban edildi. İstanbul'dan birkaç örnek: Sulukule, Tarlabaşı kentsel dönüşüm, Esenyurt, Fikirtepe ve Kirazlıtepe. İstanbul'da deprem toplanma alanlarını yok ettiniz. 493 bölgeden 416'sında AVM, rezidans ve gökdelenler inşa ettiniz. Elinizdeki mevcut yetkiler yetmedi, iktidar yanlısı sermaye grupları için yerel yönetimlerden imar planlarının yapım yetkisini alıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve TOKİ gibi kurumlara verdiniz. Biraz önce cevap verildi bu konuda: "Kurumların kendi içindeki yetkisi önemli değil, önemli olan yerelden bu yetkinin alınıp genele, Bakanlığa verilmesidir." Şimdi, o da yetmedi, son torba kanunun 48'inci maddesindeki düzenlemeyle belediyelere büyük projelerin yapımı için kaynak aktarım yetkisini Cumhurbaşkanına vermek istiyorsunuz seçim öncesi partili Cumhurbaşkanı tarafından rahat rahat AKP'li belediyelere kaynak aktarılabilsin diye.

Özetle, on altı yıllık AKP iktidarınızda Türkiye'de ne çevre kaldı ne de şehircilik. Bakanlık olarak ÇED izni verirseniz sizi Ulaştırma Bakanlığıyla birlikte bir çevre ve şehircilik katliamcısı olarak tarihe geçirecek olan proje hangi projedir biliyor musunuz? Kanal İstanbul Projesi'dir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti çağdaş, demokratik bir hukuk devleti olarak kurulmuştur. ancak bugüne geldiğimizde, adaletin uygulanması noktasında, geçtiğimiz on altı yıl boyunca, kuruluş amaçlarından uzaklaşan bir ülke hâline dönüştürüldüğümüz ortadadır. İyi, doğru ve adaletli yönetilen ülkelerde suç artmaz, azalır. Bunu, demokrasisi gelişmiş, hukuku üstün ve yargısı bağımsız ülkelerde görmek mümkündür.

Cezaevi sayısını azaltıp modernleştirmekle övünüyorsunuz ama kapasitesini artırdınız, bunu söylemiyorsunuz. Sizin döneminizde, 2002 yılında 60 bin olan tutuklu, hükümlü sayısı bugün 240 bine çıkmış durumda. Oysa amaç suçun azaltılmasını sağlamak, suçluyu ıslah etmek ve suça olan eğilimi azaltmak, adalet mekanizmasını herkes için doğru işletmek olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 2017 yılı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ihlal karar sayısı sıralamasında Rusya'nın ardından 2'nci sıradayız. Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde çarptırıldığı cezalar son beş yılda tam 13 kat artmıştır. 2012'de 3,9 milyon TL olan tazminat tutarı, 2017 yılında rekor bir yükselmeyle 52 milyon TL'ye çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Emecan.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (Devamla) - Ayrıca iki yıldan beri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine kriterlerine uygun bir hâkim bildiremedik. Türkiye Cumhuriyeti devletinin üçüncü kez sunduğu liste, adayların yeterli düzeyde nitelikli olmayışları gerekçesiyle reddedildi. Bu durum, yönetiminizin başka bir ayıbıdır. Orada bile iktidara yakın, yandaş hâkim aramak, iktidarın AİHM'de bile adalete müdahale etme çabasının bir göstergesidir. Gerçi Anayasa madde 138'in açık yasağına rağmen "AİHM kararlarını tanımıyorum." diyen bir Cumhurbaşkanı olduğundan bu duruma şaşırmamamız gerek.

Değerli milletvekilleri, sözlerime son verirken iktidar milletvekillerimizin bir gün adil yargılanma hakkının kendilerine de lazım olduğunda pişman olmamaları ve en azından bugünden başlayarak ülke çıkarlarını bütün çıkarların üzerinde tutmaları temennimi belirtiyor, saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Emecan.