Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:31
Tarih:13/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3'üncü Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA RIDVAN TURAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli Genel Kurul; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün bu tren faciasında hayatını kaybeden insanlarımızın ailelerine başsağlığı diliyorum, kendilerine Allah'tan rahmet diliyorum ve yaralılara da acil şifa diliyorum. Fakat şöyle bir problemle de karşı karşıyayız tabii: Burası Meclis, taziye evi değil. İktidar uyguladığı siyasetle birlikte burayı -deyim yerindeyse- bir taziye evine dönüştürmüş durumda. Sürekli başsağlığı mesajları, sürekli geçmiş olsun dilekleri ama netice itibarıyla bakıldığında, meseleler han duvarı olarak ortada duruyor. Çorlu tren kazasının ardından, bir tane daha yaşadık. Ben bu işlerde uzun yıllar çalıştım, hiç önyargılı falan olduğumu düşünmeyin, bu baştan sona kadar iktidarın ihmalleri sonucunda ortaya çıkmış bir durumdur ve Bakandan başlayarak müteselsilen herkesin demokratik bir ülkede istifa etmesi gerekir.

Yine, sözlerime başlarken Leyla Güven ve Sayın Selahattin Demirtaş'a devrimci selamlarımı gönderiyorum.

Şimdi, tarım konuşuyoruz değerli arkadaşlar fakat, yani, biraz mütevazı olmak gerekmez mi? Konuştuğumuz Tarım Bakanlığı sapla samanı ithal eden bir Bakanlık. Yani vekillerin konuşmasına ve daha önce Bakanın sunumuna bakıyor olsak, milyon dolarlardan, milyar dolardan bahsedilen, dünyanın dört bir tarafına ihracatlar yapılan bir hayal âleminden bahsediliyor. Bir taraftan, sapı samanı, sığırı ithal ediyorsunuz; diğer taraftan "Kendi uçağımızı yapacağız." diyorsunuz. Yapamazsınız arkadaşlar, böyle bir gerçeklik yok. Dünyanın teknoloji üreten bütün ülkeleri -ABD de başta olmak üzere- tarımda da, öncelikle, kendilerine tamamen yeten ülkelerdir ve aynı zamanda çiftçi desteklerinin de en yüksek olduğu ülkelerdir.

Nasıl bir bakanlığı konuşuyoruz? Mesela on altı yıllık iktidarı döneminde 400 milyar lirayı ithalat için sağa sola saçan ama 50 milyar liralık desteği sağlamayan bir bakanlıktan bahsediyoruz. Mesela, ithal edilen etlerde veterinerlik kontrolünü ve Rusya'dan gelen etlerde laboratuvar kontrolünü ortadan kaldıran bir bakanlıktan bahsediyoruz. Uzun lafın kısası, memlekete şarbon ithal etmiş bir bakanlıktan bahsediyoruz. Gıda güvenliği konusunda durumumuzun ne olduğunu bilmediğimiz, Bakanlığın üst üste yapmış olduğu birtakım araştırmaları, hangi tarım ürününde ne kadar pestisit olduğuna dair herhangi bir veriyi kamuoyuyla paylaşmayan, paylaşanları da, Sayın Bülent Şık gibi değerli akademisyenleri de kapının önüne koyan bir iktidarın bakanlığından bahsediyoruz.

Yine, Afrin'de yoksul halkın geçimlik zeytinine tamah eden, bunu gayrimeşru yollardan ülkeye getiren, böyle yaparak hem Afrin'deki fukara halkın iaşesini engelleyen hem memleketteki zeytin üreticisinin durumunu olumsuz etkileyen ve zeytin dünyasında da memleketi kepaze eden bir iktidarın bakanlığından bahsediyoruz. Evet, arkadaşlar, ben de katılıyorum: Herkes konuşur, AKP yapar.

Şimdi "Tarımda Neoliberal Dönüşüm" diye bir şeyle karşı karşıyayız. Bu artık devletin dönüşümünü aştı ve AKP eliyle doğanın bütün bileşenleriyle beraber bu dönüşüme tabi kılındığı bir düzeye artık ulaşmış durumda. Yeni olan bir şey var, eskiden beri çiftçi üretim yapmak için bankalara gider, kredi açısından bankalara borçlanmaya başlardı ama ilk defa iktidar sayesinde çiftçi ne ekeceğine, nasıl ekeceğine ancak uluslararası alandaki emtianın, tarım ürünlerinin fiyatına bakarak karar verir bir hâle dönüşmüş durumda ve böylece de aynı zamanda krediyi bir gelir ikamesi yöntemi olarak ele almış durumda. Bunların ülke tarımı açısından hayırlara vesile olmayacağını bir kez daha söyleyelim. Ancak AKP'nin yeni olma iddialarının tarım alanında tam anlamıyla boşa düştüğünü görüyoruz. Özellikle 1999 yılında IMF ve Dünya Bankasıyla tarımsal reform uygulama programının öngördüğü Tarımda Neoliberal Dönüşüm her ne idiyse AKP bunu aynen devam ettirdi değerli arkadaşlar. Burada özellikle kimyasal ilaca, kimyasal gübreye, genetiği değiştirilmiş tohuma ve yoğun mekanizasyona dayalı bir şirketler tarımını küçük aile tarımının önüne geçiren bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Bunlar da yetmiyormuş gibi, devletin regülasyon mekanizmalarını tek tek ortadan kaldıran TÜGSAŞ'tan İGSAŞ'a, Zirai Donatım Kurumundan YEMSAN'a, şeker fabrikalarına kadar her şeyi adım adım elinden çıkaran bir yaklaşım. Kriz döneminde, 2000 krizi döneminde Dünya Bankası ve IMF'nin bu ülkeye dikte ettirdiği ne varsa AKP bu programın arkasında gayet militan bir biçimde devam ediyor. Örneğin, Tohumculuk Kanunu'yla devam ediyor. Hani, bir TEKEL vardı hatırlıyorsunuz, o TEKEL'in direnişinde bizi gaza ve polis copuna boğmuştunuz ve bize o zamanlar "vatan haini" demiştiniz, şimdi o TEKEL ne durumda biliyor musunuz? Arkadaşlar, onun içki fabrikalarını bir Amerikan firması Texas Pacific Company İngilizlere devretti ve sizin sattığınız fiyatın katbekat üstünde bir fiyatla. Sigara fabrikasını ise British Tobacco aldı ve sattığınız fiyatın katbekat üstünde bir fiyatla bunları yaptı.

Bakın, Şeker Yasası'yla beraber pancar ekicilerinin sayısı 492 binden 124 bine, tütün üreticilerinin sayısı 330 binden 55 bine düştü. Sonra o tütün üreticileri ne yaptı biliyor musunuz arkadaşlar? O tütün üreticileri başka iş olmadığından dolayı Soma'ya girdi ve 301 tane maden işçisinin hayatını kaybetmesinde, işte, bu sizin politikalarınız var, işte, bu tarımı bitiren politikalarınız var.

Yine, "Toprak Koruma Kanunu" adında çıkartılan kanunla, toprak, büyük tarım şirketlerinin elinde toplulaştırma adımları atıldı. Tohum Yasası'yla birlikte vatandaş, köylü kendi tohumunu işleyemez hâle dönüştürüldü. Büyükşehir Yasası'yla birlikte köylünün kolektif malı mülkü olan meralar, belediyelerin tasarrufuna, dolayısıyla büyük şirketlerin tasarrufuna devredilmiş oldu.

Bakın, Türkiye'de tarım konuşacaksak, bir, neoliberal politikaları konuşacağız, iki, Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarını konuşacağız. 1990'lı yıllarda "alan hâkimiyeti" teziyle 3.500 Kürt köyü güvenlik güçleri tarafından yakılmış durumda, bunların şahitleri hâlâ yaşıyorlar. Hakkâri köylerinin hâlâ yüzde 70'i boşaltılmış durumda; AKP, o dönemdeki Kürt sorunundaki inkâr, imha ve asimilasyon politikasının işte şu anda tam olarak devamı biçiminde siyasetini sürdürüyor. Bakın, Kürt meselesinin yarattığı sorunları görmek için... İşte, Ağrı, Ardahan, Iğdır, Kars illerinde 1995 yılında 3 milyon olan canlı hayvan sayısı 2009'da 1 milyon 700 bine düşmüş durumda. Dersim'de keçide yüzde 67, koyunda yüzde 58 oranında 1990-1995 arasında yani savaş ve çatışma siyasetinin sürdüğü dönemde azalma meydana gelmiş durumda. Küçükbaş hayvanlarda, 1990-2017 arasında Muş'ta 4 milyon olan sayı 1 milyon 200 bine inmiş durumda, Batman'da 2 milyon olan sayı aynı yıllar içerisinde 884 bine inmiş durumda. Yine, Bitlis'te yüzde 38 oranında, Hakkâri'de yüzde 55 oranında, Muş'ta yüzde 44 oranında hayvancılık bitirilmiş durumda. Şimdi, eğer bu meseleyi bütünlüklü olarak konuşacaksak ve çözüme yönelik adım atmak gibi bir zorunluluk varsa bu Meclisin neoliberal politikalardan uzaklaşması gerektiği gibi aynı zamanda Kürt meselesinde çözümsüzlük politikalarından da uzaklaşması gerekiyor. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin; bu memlekette Kürt vardır, bu memlekette Kürt sorunu vardır, bu Kürt sorunu Kürt halkının kendi dilini konuşma sorunudur, kendi kültürünü yaşama sorunudur. Bunlar analarının ak sütü gibi helal olan taleplerdir, asla ve asla terör değildir.

Gelelim çiftçi borçları meselesine. Bakın, 2002 ila 2016 arasında destekler 1,5 kat artarken tarım kredi kullanımı 8 kat artmış. Son birkaç yıl içerisinde uluslararası bankaların verdiği kredi oranı tam 10 kat artmış. Yine, son on yıl içerisinde 3 milyon çiftçi ailesinin borçları 7 kat artmış durumda. Ve daha trajik bir şeyden bahsedeyim, son dört yılda bankalar tarafından verilen krediler yüzde 729 civarında artarken destekleme yüzde 58 civarında kalmış durumda ve arkadaşlar, toprakların büyük bir kısmı, 2014'te arazilerin yüzde 47'si bankalar tarafından ipotek altına alınmış durumda. İktidarın bu tarım politikası sayesinde, 2,5 milyon civarında çiftçi üretimi bıraktı. Tarım ve Orman Bakanlığının verileriyle konuşacak olursak, 2012 ile 2017 arasında, değerli arkadaşlar, 456 bin çiftçi tarımsal alanı terk etti. Yine, 16 milyon hektardan fazla tarımsal alan da boş bırakıldı. Sayelerinde ciddi bir tarım ithalatçısı hâline geldik. 2017 Ocak ayından 2018 Ocak ayına kadar buğdayda yüzde 234, mısırda 8,5 kat, pirinçte yüzde 240, nohutta yüzde 175, kuru fasulyede yüzde 69, ayçiçeğinde yüzde 145...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Turan.

RIDVAN TURAN (Devamla) - ...sığırda yüzde 393, koyunda yüzde 580 ve sığır eti ithalatında ise 29 kat artış meydana gelmiş durumda.

Başta da söyledim ya, sapla samanı ithal edeceksin, ondan sonra "Kendi uçağımı yapacağım." "Kendi arabamı yapacağım." diyeceksin.

İktidarın bu konudaki yaklaşımı illüzyonlarla dolu. Fındığa fiyat açıklamadılar, Bakanlık 14,5 liradan sonra fındığa fiyat açıkladı ama zaten üreticinin elinde fındık kalmamıştı; 9,5 ila 11 liradan tüccara sattılar, tüccar taş atıp da kolu yorulmadan Toprak Mahsulleri Ofisine bunu satmak suretiyle kârına kâr kattı.

Daha söyleyecek çok şey var arkadaşlar ama ben AKP'lilerin malum jargonuyla bitireyim; evet, "Herkes konuşur, AKP yapar." işte bunlar da yapmış oldukları.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Evet, teşekkürler Sayın Turan.