Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:30
Tarih:12/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 2'nci Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İYİ PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET NACİ CİNİSLİ (Erzurum) - Sayın Başkan, Sayın Bakanlar, değerli milletvekilleri; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü hakkında 2019 yılı bütçesi bağlamında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım.

Enerji sektöründeki yatırımlar büyük ölçekli ve kapsamlı olmakla birlikte, maliyetleri ve riskleri yüksektir. Enerjinin depolanması zor ve enerji arzının sürekliliği esastır. Bu koşullar altında enerji piyasalarının serbestleşmesi, rekabet ortamının oluşması, tüketicinin kaliteli ve ucuz enerjiye ulaşması amacıyla özerk bir kurum olarak EPDK kurulmuştur. Siyasetin günlük yönlendirmeleri yerine, piyasa şartlarının enerji sektöründe yol gösterici olması amaçlanmıştır. Bu bağlamda kurumun görevini gereğince yerine getirdiği dönem de olmuştur.

Peki günümüzde EPDK, Enerji Bakanlığından bağımsız, özerk hareket ediyor mu? Tarifelerin belirlenmesi veya lisans verme süreçleri şeffaflık sergiliyor mu? Bu sorulara geçmişte olumlu yanıt vermek mümkündü ancak özerk kurumların denetlenmesi 2011 yılında çıkartılan bir KHK'yle ilgili bakanlara bırakıldı. Bu tür düzenlemelerle iktidarın serbest piyasa sürecine müdahil olduğu açıktır. Özerk bir yapı olarak oluşturulan EPDK'nin üretim ve dağıtım faaliyetlerinin fiyatlanması da uzun bir süredir Hükûmetin etkisinde. Maliyet esaslı oluşturulması gereken tarifelendirme süreçleri ne yazık ki şeffaf değil.

Değerli milletvekilleri, EPDK'nin şeffaf ve hesap verilebilirlik ilkelerine uygun olarak hareket etmesi gerekiyor; aksi hâlde, serbest piyasa şartlarıyla hedeflenen rekabetin artması, fiyatların düşmesi gibi amaçlara ulaşması mümkün olmaz. Şirketlerin EPDK'ye ilettikleri bilgilerin doğruluğu konusunda oluşan şüpheler, şirketlerden daha ayrıntılı bilgiler istenerek çözülmeye çalışılıyor. Hâlbuki EPDK, şirketleri her an izleyen bir konumdan çıkarılmalıdır. Şirketleri daha kolay gözlemleyen, daha pratik, sonuç odaklı denetim yöntemleri geliştirilmelidir.

EPDK'nin aldığı kararlarda yargı yolu açıktır ancak yargılama sürelerinin uzunluğu da bilinmektedir. Yargılama süresinin uzaması veya idari para cezalarının tahsil edilememesi EPDK'nin denetleme fonksiyonunu zayıflatmakta. Örneğin, Eylül 2018'de yayımlanan Sayıştay raporuna göre son beş yıllık dönem içerisinde kurul tarafından verilen yaklaşık 3 milyar 755 milyon lira tutarındaki idari para cezasının ancak yüzde 2,5'luk kısmının tahsil edilebilirliği belirtiliyor. Ayrıca, verilen idari para cezalarının üçte 2'si oranında yargı yoluna gidildiği tespit edilmiş. Verilen cezaya itiraz edilmediği veya tahsilat için herhangi bir yasal engel bulunmadığı hâlde yaklaşık 1 milyar 264 milyon lira tutarındaki idari para cezasının tahsil edilemediği de belirtilmiş. Tutarları yüksek meblağlara ulaşan bu cezalar tahsil edilebilse yüksek faizlerle borçlanılarak finanse edilen genel bütçede önemli bir kaynak bulunurdu.

EPDK gibi düzenleyici ve denetleyici kurumların mali özerkliklerinin korunması amacıyla Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun belirli maddelerine tabi olmaları öngörülmüştür. Bu kanun dışında tutulan konuları düzenlemek ve özerk kurumların tümünde uygulama birliği oluşturmak amacıyla Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar Hakkında Kanun Tasarısı dönemin Bakanlar Kurulunca hazırlanmış ve 2004 yılında Meclis Başkanlığına sunulmuştur ancak kanun tasarısı aradan geçen on dört yıla rağmen gündeme alınmamıştır. Eğer biz, bütçe bağlamında EPDK'nin yönetimi ve hesap verme sorumluluğunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde etkin bir şekilde görüşmek istiyorsak bu kanun tasarısını bir an önce gündemimize alıp tartışmalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; memleketim Erzurum ve diğer illerimizdeki aşırı artan elektrik, doğal gaz faturaları sosyal devlet anlayışıyla çelişmekte. Devletin asli görevlerinden biri, vatandaşının ısınma, aydınlanma gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaktır. Türkiye'de elektrik dağıtım sektörüne bakıldığında şirketlerin dağıtım bölgeleri için ödedikleri bedellerin oldukça yüksek olduğu görülüyor. Bunun bir sonucu olarak pek çok dağıtım şirketi döviz borçlarından dolayı sıkıntı içerisinde. BDDK bu borçların yeniden yapılandırılmasına izin verdiği için faaliyetlerine devam edebilen enerji firmalarının önemli bir kısmı aslında batmış durumda. Bölgesel bazda dağıtım şirketlerinin resmî abone sayıları ile gerçek abone sayılarının uyumlu olmaması, kayıp kaçak oranlarından trafo sayılarına kadar verilerin gerçekçi hazırlanmaması, yerli ve yabancı yatırımcıları yaşadıkları sürprizlerle sektörden uzaklaştırıyor. Şirketlerin tahsil edemediğini devlet vatandaşından tahsil ediyor. Hükûmet, bir yandan, utanılacak şekilde sayaç okuyamadığından yakınıyor; bir yandan, yükü, sayacını okuyabildiği, gücü yettiği vatandaşlarımızın sırtına veriyor. Elektrik faturalarından alınıp TRT'ye aktarılan pay, elektrik sektörünün siyasi boyutuna bir örnektir. Hangi TRT? Milletin TRT'si mi? Hayır, parti TRT'si.

Ayrıca, yapılan açıklamalarda 2018 yılı itibarıyla 81 il merkezimizin tamamında konutlarda doğal gaz kullanılmaya başlanmış olduğu ifade edilmekte ancak memleketim Erzurum'da doğal gaz dağıtım faaliyetlerine yıllar önce başlanmış olmasına rağmen hâlen pek çok hemşehrim doğal gaz yolu beklemekte. Örneğin, doğal gaz hattı Aşkale'ye bağlı Kandilli içerisinden geçmesine ve talep olmasına rağmen doğal gaz dağıtımı ve teslimi yapılmıyor. Peki, yapılsa ne oluyor? Erzurum, Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattı güzergâhında olup en düşük maliyetli doğal gazı kullanması gerekirken pahalı doğal gazı kullanmaya devam ediyor. İnsanımız ağır kış şartlarındaki pahalı yaşamdan dolayı göçe zorlanıyor.

Buradan uyarıyorum: Başta Erzurum, Doğu Anadolu'nun göç sorunu yakında bir millî güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkacaktır.

Son olarak, doğal gazın belirli bir kesime ithal fiyatının altında verilmesi ile bir başka kesimin ortaya çıkan maliyeti üstlenmesi adaletsizliğin en büyük örneği değil midir? Devletin doğal gazı sübvanse edilmiş fiyatlarla satması bir piyasadaki etkinsizliğin başka piyasalara da yansımasına yol açmakta. Bu ve benzeri yanlış uygulamalar enerji sektöründe arzulanan etkinliğin sağlanabilmesini zorlaştırıyor.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın bu bölümünde Ulusal Bor Araştırma Enstitüsüyle (BOREN) ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Bor ürünleri çok geniş bir yelpazede, uzay ve hava araçları ile bu tür taşıtların yakıtları, yapı malzemeleri, sağlık, cam sanayisi, tarım, nano teknoloji, otomotiv ve enerji sektörü gibi 250'den fazla alanda kullanılıyor. Dünya bor rezervlerinin yüzde 70'inden fazlası ülkemizde bulunmakta. Ülkemizden başka yüzde 10'un altında bir rezervle Rusya ve Amerika'da bor mevcut. Ancak bu ülkelerde bulunan bor rezervlerinin en geç kırk yıl içerisinde tükenmesi öngörülüyor. Ülkemizdeki bor cevherlerinin değerine değer katan etkenlerden biri de bu. Türkiye'miz kırk yıl sonra bor rezervleriyle dünyanın en büyük kaynağına sahip tek ülkesi olacak. Bu bağlamda, geleceğe daha güvenli bakabilmek, ekonomik refaha ulaşabilmek ve bor ürünlerinin ticari değerlerinden katma değerler oluşturabilmek için BOREN'i partilerüstü olarak değerlendirmeliyiz.

Bor alanındaki rezerv ve tedarik üstünlüğümüz bütün dünya tarafından kabul edilmiş durumda. Bunun yanına verimli, yenilikçi yatırımları, sektörel iş birliklerini ekleyebilirsek çok önemli bir millî varlık elde ederiz. Bor cevherlerini sadece topraktan çıkarmakla anılmayalım, bilim insanlarımızı bir araya getirip araştırma geliştirme imkânlarını artırıp bor ürünlerinin geliştirilmesini sağlayalım. Ulusal bilim ve teknoloji politikaları temelinde siyasetüstü bir stratejiyle planlama hedefleri koyalım. Özellikle bor ürünlerinin çoğu uygulamada katkı maddesi olarak kullanılmasına imkân sağlayan bor çözeltilerinin üretilmesini sağlayalım.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin toplam maden ihracatı yıllık 4,5 milyar dolar seviyelerinde. Ancak ihracat yaptığımız ülkeler bizden bor cevherlerini aldıktan sonra kimyasal hâle dönüştürüp meta olarak kullanıyorlar. Bizim yapamadığımız, üretemediğimiz bor çözeltilerini Çin ve benzeri ülkeler üretip bizim ham maddemizle fazlasıyla katma değer yaratıyorlar.

Peki, borun katkı maddesi hâline gelmesi nasıl olacak? Tabii ki araştırma ve geliştirme imkânlarının geliştirilmesiyle. Devletçe İşletilecek Madenler Hakkında Kanun gereği, Türkiye'de bor madenlerinin işletmesi Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekte. Eti Maden İşletmeleri, bu bağlamda yıllar içinde yaptığı yatırımları fazlasıyla çıkarmış. Örneğin, 2001-2014 yılları arasında 1 milyar 240 milyon dolar yatırım harcaması yapmış ama 7 milyar dolardan fazla gelir elde etmiş.

Peki, günümüzde ne olmuş? 2017 yılı Ocak ayında Bakanlar Kurulu kararıyla Eti Maden İşletmelerinin Türkiye Varlık Fonu'na aktarılmasına karar verilmiş. Varlık Fonu her ne kadar kendisini Türkiye'nin stratejik varlıklarını geliştirmek, değerlerini artırmak olarak tanımlıyor ise de bor işletimi Varlık Fonu'na portföy olamayacak kadar önemlidir, hepimizin geleceğidir. Umarım, Varlık Fonu'nun dış finans çevrelerinden borç para bulma çabalarında Eti Maden İşletmeleri bir karşı teminat olarak kullanılmaz.

BOREN'in bütçesi potansiyeline göre oldukça kısıtlı tutulmuş. 2017 yılında 15 milyon lira, 2018 yılında 16 milyon lira olan BOREN'in bütçesi, 2019 yılı için 12,5 milyon lira olarak öngörülmüş. Kendisine ayrılan bu cüzi bütçeyle BOREN nasıl gelişir, bu bütçeyle BOREN nitelikli bilim insanı mı çalıştırır, yoksa AR-GE için laboratuvar alt yapısı mı geliştirir?

Değerli milletvekilleri, göz bebeğimiz gibi kıymet vermemiz gereken bir kurumu kendi hâline bırakmışız, sonra da ondan gerçekleşmesi neredeyse mucizelere kalmış başarılar bekliyoruz. BOREN hakkında "Geleceğimiz." diyoruz. BOREN'in kendine ait hizmet binası hâlen olmadığı gibi personel sayısı da AR-GE faaliyetlerinde bulunamayacak kadar yetersizdir. Araştırma geliştirme merkezi laboratuvarlarını, cihaz alt yapılarını güçlendirmek ve insan kaynağını artırmak için şimdiye kadar BOREN bütçesine neden imkân verilmediği de büyük soru işareti.

Maalesef, bu bütçeyle kurum, eksikliklerini kapatamaz. Bir kurumun dünya çapında gelişmesi için en önemli yatırım olan insan kaynaklarına gereken önemin verilmesi ve bu kaleme bütçeden pay ayrılması gerekliliğinin altını çizmek isterim. BOREN çalışanlarının hizmet içi eğitimlerine ve özel alanlarda uzmanlaşmalarına imkân tanınması gerekir. Uygun görülmesi durumunda yabancı bilim insanlarının ülkemize gelip eğitimde bulunması uzmanlaşma yolunda atılacak önemli bir adımdır. Sektörde önde gelen ülkelere yapılacak inceleme ziyaretleri, eğitim programları yetkin personellerin yetişmesine fırsat verir. Ancak ulusal ve uluslararası bilimsel etkinliklere katılımları, bu düşük tutulmuş bütçeyle nasıl sağlayacağız?

Sözlerime son verirken birkaç hususu daha gündeminize getirmek isterim. Halkımızın bor konusunda bilgilendirilme ihtiyacını bir an önce gidermeliyiz. Bu tür tanıtımların bütçe oluşturulurken düşünülmesi ve göz önünde bulunması geleceğimizin inşasında elzemdir. Ayrıca, okullarımızda, üniversitelerimizde borla ilgili öğretici programların finanse edilmesini öngörmeliyiz.

Proje desteklerinde araştırmacıları teşvik edici mekanizmaların bulunmasında mali kaynak sorunu yaşanmaması için tedbirler almalıyız. Özellikle bilgi eksikliği ve bilinçlendirme çalışmalarında herhangi bir finansal imtinaya gitmeden girişimde bulunulmasını sağlamalıyız. Ülkemizde bora dayalı sanayinin geliştirilmesi, verimli ve yenilikçi yatırımların artırılması hepimizin menfaatinedir. Bu nedenlerle bütçenin yeterli düzeyde değerlendirilip hazırlanmadığını ifade etmek isterim.

Genel Kurulumuzu saygıyla selamlarım. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)