Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İlk Görüşmesi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:28
Tarih:10/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İlk Görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına lehte söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Gazi Meclisi, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Elbette, bu çalışmaların bugün gelmesinde katkı veren Plan ve Bütçe Komisyonuna ve emeği geçen bütün arkadaşlarımıza, bakanlıklarımıza hassaten teşekkür ediyorum.

Bir ülkenin mali kaynaklarının ne şekilde elde edileceğini, bu kaynakların seçimler aracılığıyla milletin yetkilendirdiği siyasal iktidar tarafından hangi politikalarla hayata geçirilmesi amacıyla kullanılacağını, bu bağlamda ülke çapında kamu gücünün bir yıl boyunca hangi istikamette kullanılacağını gösteren, bu yönde toplumun ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamı üzerinde etki doğuran temel politik metinlerdir bütçeler. Bu çerçeveden bakıldığında asıl olan, gelir ve gider üzerinde devlet kaynaklarının asli sahibi olan milletin söz sahibi olmasıdır. Günümüzde bütçenin millet adına parlamentolar tarafından onaylanması, diğer bir ifadeyle yürütme erkinin hangi tutarda gelir elde edeceğine ve elde ettiği gelirleri hangi oranda nerede harcayacağına parlamento aracılığıyla milletin karar vermesi demokrasilerin olmazsa olmaz şartlarından kabul edilmektedir.

"Bütçe hakkı" olarak isimlendirilen ve pozitif hukukta kaynağını 1215 yılında Magna Carta'dan alan ve bugüne kadar uzanan; özetle, yasamanın izni olmaksızın yürütmenin gelir toplayamaması ve harcama yapamamasını ifade etmektedir bütçe hakkı.

Temsilî demokrasilerde bütçe hakkının millet tarafından kullanılmasının ilk aşaması serbest seçimlerdir. Zira seçimlere katılan siyasi partiler, kamusal kaynakların ne şekilde kullanılacağını seçmenlere vaatleri arasında sunmaktadırlar. Seçmenler ise kullandıkları oylarla, siyasi partiyi vadettiği politikalar doğrultusunda kamu kaynaklarını kullanmak üzere yetkilendirmektedirler. Bu anlamda, seçimlerde millet tarafından bir siyasi partiye verilen yetki, aslında, belirli bir süre için bütçe siyasetinin gerçekleştirilmesine de onay vermek anlamına gelmektedir. Bu onay aslında, seçimlerle birlikte milletin iradesinde mündemiç hâldedir. Dolayısıyla seçimlerde milletten yetki alan siyasi iktidar seçim öncesinde seçmenlere sunduğu vaatlerini seçim sonrasında bütçeleştirmekte, aslında "bütçe" kavramı siyasal bir kimlik kazanmaktadır bir manada. Bütçe kanunlarının ve bu kapsamda bugün görüşmelerine başladığımız bütçe kanun teklifinin, bu manada bütçe hakkının kullanılmasının hukuki bir aracı olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz.

Teknik anlamda, yasama tarafından yürütmeye millet adına verilen gelir toplama ve harcama yapma izni olması hasebiyle, bütçe kanunu aslında, modern hukuk devletinin temeli kabul edilen "erkler ayrılığı" prensibinin hayata geçirilmesinin de bir ifadesidir. Yasama erki ile yürütme erkinin birbirinden kesin çizgilerle ayrıldığı, anayasal yetki ve sorumluluk dengesinin sağlam bir zemine oturtulduğu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ilk bütçesi olması hasebiyle bu teklifi çok daha anlamlı buluyoruz. Ve Meclisimizde kabul edilmesi hâlinde, yeni hükûmet sisteminin ilk bütçesi olacağından, ülkemize ve milletimize şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.

AK PARTİ'nin bugüne kadar yapmış olduğu bütçelere baktığımızda, yaklaşım olarak 2003 yılından 2018 yılına kadar 16 tane bütçe yaptığını, bunun 17'nci bütçemiz olduğunu görüyoruz. Bu manada bakıldığında, bütçelerin bir karakteristik tarafı olduğu kanaatindeyim. Belki bunları alt alta sıralarsak şunları görme imkânımız olacaktır: Gelir gider kalemleri arasındaki uçurumun azaltılması, harcama kalemlerinin sınır tanımazlığının sonlandırılması ve bütçe denkliğinin öncelenmesi; yatırım yapılacak alanların ve kaynak aktarılacak ekonomik, sosyal politikaların toplumsal ihtiyaçlara, ayrıca bu politikalar hakkında fayda ve maliyet analizlerine göre bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi ve en önemlisi, popülist anlayıştan uzak, sadece yaşanılan ana değil, bugünün fertlerine karşı değil gelecek nesillere karşı da sorumluluk hisseden bir yaklaşım içerisinde, ayakları yere basan, gerçekçi ve hesaplara dayanan bir bütçe olduğunu görmekteyiz. Bu suretle, başta yatırımlar olmak üzere, ekonominin küçük büyük bütün aktörlerinin kale alındığı bir bütçe anlayışını bütün bütçelerimizde bugüne kadar görme imkânımız oldu. AK PARTİ Grubu olarak 2019 yılı bütçe teklifinde de son on altı yıllık bütçe uygulamalarında gördüğümüz bu ilkelerin devam ettiğini görmekteyiz. İsraftan uzak, harcama ve tasarruf dengesi iyi dengelenmiş bir yaklaşım içerisindeyiz. Burada şunun altını çizmek istiyorum: AK PARTİ iktidarının bütçe hazırlama siyasetinden bugüne ve geleceğe dönük olarak sorumluluk bilincinin dayandığı en temel göstergesi, bütçenin hazırlanma ve denetlenme süreci açısından genel kabul görmüş, uluslararası standartları iç hukukumuza kazandırdığı yasal düzenlemelerdir, AK PARTİ Hükûmetinde hayata geçirilmiş olmasıdır tüm bu düzenlemelerin. Bu çerçevede, 2006 yılında 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, devamında 2010 yılında 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle birlikte kamu kurumlarının ve özellikle üst düzey yöneticilerin hesap vermesi sorumluluğunun artırılmış olması, performansa ve strateji planlamaya dayalı kamu mali yönetiminin esas olarak benimsenmesi ve -en önemsediğim bir başlık- Sayıştayın dış denetim kapsamındaki yetki alanının genişletilmesi ve kamu mali yönetiminin sistematik aksaklığını ortaya koyan genel raporların, ayrıca kurumlara ilişkin denetim raporlarının belirli aralıklarla Sayıştay tarafından Meclise sunulması gibi önemli çalışmalar hayata geçirilmiş durumdadır.

Çok değerli milletvekilleri, bir insanın özel hayatında kişisel gelirlerini harcarken yaptığı tercihler, o kişinin hayat tarzı ve hayata bakışıyla alakalı nasıl fikir veriyorsa, bir anlamda kimlik göstergesiyse bütçeler de aynı şekilde, kanunlar ve kamusal kaynakların harcanması, siyasal iktidarın yönetim tarzı, politik tercihleri ve fikirleri konusunda çok önemli bir kanaat oluşturmaktadır.

Bu bağlamda, 2019 yılı bütçesine baktığımız zaman, bütçenin kamusal borçlanma maliyetine ilişkin giderler ve transfer giderlerini bir kenara koymak hasebiyle -çünkü bunlar Hazine ve Maliye Bakanlığında çok ciddi bir yekûn oluşturuyor- bu kenara konulduğunda en büyük harcamanın Millî Eğitim Bakanlığı, daha sonra Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığında olduğunu görüyoruz. Öne çıkan 3 tane bakanlık yani eğitim, sağlık ve devamında da sosyal politikalar. Buradan şunu çıkarmak çok çok tabiidir: Bizim için çocuklarımız, gençlerimiz, kadınlarımız, engellilerimiz, hastalarımız, yaşlılarımız fevkalade önem arz etmektedir.

Buradan belki şunu söylemek istiyorum: Tabii hepimiz buraya gelirken aslında hazırlanmış konuşmalarla geliyoruz. Ama günün akışı içerisinde pek çok şey işittik, daha çok yeni derin bir tartışmadan hatta kavgadan çıktık. O sebeple, o anları da hatırlayarak ve aklımda bulundurarak, özellikle kadın meselesiyle ilgili çok itidalli birkaç şeyin hatırlatmasını yapmak istiyorum.

Kadın meselesi, AK PARTİ'nin hiç vazgeçemeyeceği bir meseledir bizim açımızdan. Bugün yapılan konuşmalar içerisinde çok enteresan başlıklar vardı. Bu başlıklardan bazılarında AK PARTİ'nin kadına dair şiddeti desteklediğine, kadına alan açmadığına dair ifadeler vardı, devletin şiddeti desteklediğine... Oysaki AK PARTİ'nin yapmış olduğu bütün politikalarda kadınlara inanılmaz bir öncelik tanındığını hepimiz görüyoruz. Özellikle 2004 yılında kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunun altını çizdik anayasal bir değişiklik yaparak. 2010 yılında da kadınlar lehine yapılacak olan uygulamaların erkekler aleyhine eşitlik ilkesinin ihlali olarak kabul edilemeyeceğine dair bir düzenleme yaptık.

Böyle bakıldığı zaman, şunu çok net ifade etmek istiyorum: Ülkemizde hukuk önünde kadın ve erkek eşittir, her daim eşittir fakat bu, toplumdaki roller açısından cinsiyet adaleti üzerine konuşmamıza engel değildir. Bunu yaparken özellikle bize bu eleştiriyi getirenlerin destek oldukları çokça şey olduğunu görüyoruz. Mesela, sizlere ben göstermek istiyorum; terör örgütünün kamplarından kaçıp kendilerini anlatan kızlarımız var. Nasıl tacize uğradıklarını anlatıyorlar, bu tacizler neticesinde ortaya gelen bebeklerin zorunlu olarak yok edilmesine zorlandıklarını anlatıyorlar. Kelimeleri dikkatli seçiyorum, bilerek kullanmak istemiyorum. Dünyaya gelen çocukların Avrupa'da satıldığını söylüyorlar. Hiçbir mahremiyetlerine saygı gösterilmediğini söylüyorlar. Bu çocuklar hakikaten çocuk; 13 yaşında, 14 yaşında. Çünkü insanlar 50 yaşında terörist olmuyor. Terör örgütleri çocukları seviyor ama görüyoruz ki daha çok kız çocuklarını seviyor. Ufacık yaşlarda onları derdest ediyorlar, dağa kaldırıyorlar, belki de bir aşk hikâyesi uyduruyorlar, kim bilir ve oralarda o çocuklar bir sürü kişi tarafından iğfal ediliyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Sayın Başkan, toparlayacağım.

Böyle baktığımız zaman, kadın meselesiyle ilgili konuşmak için önce arka bahçelerin gerçeğini bir görmek lazım.

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - Siz kendi arka bahçenize bakın.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Biz Türkiye'de kadın meselesinde yasakları kaldıran bir partiyiz, her manada. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yasaksız Türkiye AK PARTİ'yle başlamış bir Türkiye'dir, her manada. Benim arkadaşlarımın her birinin buradaki varlığı buna şahitlik eder. O sebeple, "AK PARTİ" dediğiniz zaman -aklınıza- kadınlar için özgürlük, hukuken güvence ve her tür haksızlık karşısında direnen bir lider görmeniz lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Doğrusu, ekonomik verilerle alakalı daha pek çok şey söylenebilir fakat on dakika çok kısa bir süre. Bu manada bakıldığında, şu ana kadar yaptığımız bütün çalışmaların, Türkiye'deki refahın artırılması, artırılan bu refahın tabana yayılması... Türkiye'de bunu görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok, sokağa çıkmak kâfi; sokağa çıkmak, etrafta dolaşmak hayat tarzının nasıl değiştiğini görmek için kâfi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYŞE ACAR BAŞARAN (Batman) - İnsanlar aç, refah sadece sizde var, şatafat sadece sizde var, sizin saltanatınızda var.

ÖZLEM ZENGİN (Devamla) - Bizim her birimizin inancı 2019 yılı bütçesinde bu manada Türkiye'deki hayatı bir kat daha yükseltmesi yönünde olacaktır.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)