Konu:2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı İle 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İlk Görüşmesi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:28
Tarih:10/12/2018


2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İlk Görüşmesi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti ve aziz Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçeler bir milletin bağımsızlığının ve egemenliğinin simgesidir, uzun ve zahmetli çalışmaların sonucunda ortaya çıkan hukuki bir belgedir. Bütçelerin her ne şart altında olursa olsun titizlikle hazırlanması ve uygulanması gerekir. Bir yıllık gelir, harcama tahmin ve hedefleri bütçenin hazırlanmasıyla ortaya çıkar. Zira devletin işleyişi, milletimize hizmetin ve yatırımların gerçekleştirilmesi için başka bir seçenek de bulunmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bütçe, geçici bütçeler hariç olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin 96'ncı bütçesi, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin ise ilk bütçesidir. Milliyetçi Hareket Partisi yeni sistemde Cumhurbaşkanı tarafından Meclise sunulan bu ilk bütçeyi önemli görmekte ve nihayetinde desteklemektedir. Memnuniyetle ifade etmek isteriz ki bütçe görüşmeleri sırasında Komisyon çalışmaları olgunluk içinde geçmiştir. Bu çalışmalarda yoğun mesai harcayan sayın milletvekillerine, yürütmeyi temsilen katılan yetkililere ve emektar Meclis personeline teşekkürlerimi sunuyorum. Temennimiz odur ki bu kanunla ülkemizde bütün toplum kesimleriyle birlikte devletin yasama ve yürütme organları marifetiyle, biriken sorunlara çözüm üretmek, gerilim ve kutuplaşmayı ortadan kaldırmak, millî duruşla birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek mümkün olabilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz ve bölgemiz olağanüstü zor bir süreçten geçmektedir. Siyasi ve sosyal alanda köşeye sıkıştırılmak istenen devletimiz, bir yandan da ekonomik manipülasyonlarla mücadele etmektedir. Yaşamış olduğumuz darbe girişimi sonrasında, ülkemizin istikrarını, itibarını ve bütünlüğünü bozmaya çalışanların faaliyetleri hız kesmeden devam etmektedir. Bu sıkıntılı dönemde devletimizin ve milletimizin yanında olmak, devletimize ve milletimize yönelen tehdit ve tehlikeler karşısında ortak, millî tavır geliştirebilmek hayati önemdedir. Böyle zamanlarda günübirlik politikalar, ben merkezli siyasi hesaplar, gevşek ve tarih şuurundan uzak politikalar devletimize ve milletimize zarar verecektir. Bu noktada, millî tavır ve duruş, siyaset anlayışımıza hâkim olmalıdır.

Millî tavır ve duruş, sadece iktidarı ve çoğunluğu elinde bulunduran siyasi yapıların değil Türkiye'de siyaset adına temsil imkânı bulan bütün kesimlerin ortak sorumluluğu olarak görülmelidir. Bölgemizde yaşanan gelişmelere bakıldığında, eli kanlı ve cani terör örgütlerinin dünyadaki büyük güçlerin veya devletlerin vekili sıfatıyla bölgemizde faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır. Dünya, aynı Birinci ve İkinci Dünya Savaşı öncesindeki gelişmelere benzer olaylara sahne olmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan uluslararası sistem çökmüş, zaten tartışmalı olan uluslararası hukuk normları işlemez hâle gelmiştir.

Bu şartlar altında, Türkiye Cumhuriyeti devleti, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine birçok hasmane girişime muhatap olmaktadır. Ülkemiz, topraklarının işgale uğradığı Birinci Dünya Harbi'nden bu yana en ciddi tehdit ve tehlike sarmalıyla mücadele etmektedir. Türkiye'nin böylesine sıkıntılı bir süreçte hür ve bağımsız bir şekilde yoluna devam edebilmesi gerekmektedir. Bunun için millî imkânları seferber ederek gelecek bin yıllarda da vatan toprağında haysiyetimizle yaşayabilmek en şerefli gayemiz olmalıdır.

Bu çerçevede "Türk demokrasisinin üçüncü dönemi" olarak değerlendirdiğimiz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin geleceğe daha sağlam adımlarla yürümesi lazım gelmektedir. Bu hedefe ulaşmada istişare ve liyakat vazgeçilemez iki unsurdur.

Türk devlet geleneği açısından da büyük önem taşıyan istişare ve liyakat anlayışının hâkim olduğu dönemlerde Türk devletleri hep güçlü ve kudretli olmuş, liyakatin ve istişarenin ortadan kalktığı veya dikkate alınmadığı dönemlerde ise Türk devletleri büyük hezimet ve üzüntülere düçar olmuştur.

Milliyetçi Hareket Partisi her zaman liyakat ve istişarenin önemine vurgu yapmış, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yarınları için liyakat sahibi kadroların devlet yönetiminde bulunmasına büyük önem vermiştir. Yine, ülkemizi ve milletimizi alakadar eden millî meselelerde her zaman yapıcı olmuş ve bütün toplum kesimlerinin millî meselelerde ortak tavır sergilemesi konusunda müşfik ve yapıcı bir anlayışla siyasi sorumluluğunu yerine getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, şu anda ilk bütçesini görüşmüş olduğumuz Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 16 Nisan 2017 tarihinde milletimizin onayına sunularak kabul edilmiştir. 24 Haziran 2018 tarihinde seçilen Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 9 Temmuz 2018 tarihinde ant içmesiyle birlikte yeni hükûmet sistemimiz yürürlüğe girmiştir.

1982 Anayasası'nda öngörülen hükûmet sistemi, kriz üretme kapasitesi oldukça yüksek olan bir sistem olmuştur. Bu sistem, klasik parlamenter sistemlere göre Cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluklarının oldukça geniş tutulması nedeniyle yürütmede yetki karmaşasına sebep olmuştur.

2007 yılında yaşanan 367 krizinin bir sistem krizine dönmesinin ardından yapılan Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmiştir. Mevcut hâliyle yürütmede çift başlılığa zaten müsait olan 1982 Anayasası'nın yapılan değişiklikten sonra daha ciddi yönetimsel krizlere sebep olabileceği partimizce 2007 yılında dile getirilmiştir. Nihayet 2014 yılında Cumhurbaşkanı ilk defa halk tarafından seçilmiştir. Bununla birlikte, çift başlılığın tamamen su yüzüne çıktığı sıkıntılı bir yönetim düzeni fiiliyata geçmiş, Milliyetçi Hareket Partisinin 2007 yılında işaret ettiği problemler gerçeklik kazanmıştır. Ortaya çıkan çarpık sistem sorun çözmekten çok sorun üretmeye müsait hâle gelmiş, nitekim bu şartlar 15 Temmuz 2016 hain darbe girişimine de ortam hazırlamıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi siyasi geçmişinde çok defa yaptığı gibi yine sistemin açmazlarını ve tıkanıklıklarını ortadan kaldırmak amacıyla bir Anayasa değişikliğinin gerekliliğini ifade etmiş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekası için bu değişikliğin vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin devleti ebet müddet anlayışı içinde varlığını sürdürebilmesi ve cumhuriyetimizin temel niteliklerinin muhafazası için Milliyetçi Hareket Partisi siyasi uzlaşı ortamı içinde milletimizin tüm kesimlerinin birlikteliğiyle bu değişikliğin gerçekleşmesini teklif etmiştir. Partimizin teklifine olumlu cevap veren Adalet ve Kalkınma Partisiyle birlikte hazırlanan Anayasa değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçmiş, daha sonra 16 Nisan 2017 tarihinde halk oylamasıyla milletimizce onaylanmıştır.

9 Temmuz 2018 tarihinden bu yana yürürlüğe girmiş olan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, Türk devlet geleneğine, yönetim felsefesine uygun bir sistemdir. Bu sistemin kökleşmesi ve kurumsallaşması hayati önem arz etmektedir. Yeni dönemde yasama, yürütme ve yargıda yaşanan uyum sürecinde ortaya çıkan düzenlemelerin Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin murat ediliş gayesine uygun olarak gerçekleşmesi gerekmektedir.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde Türkiye Büyük Millet Meclisinin daha belirgin hâle gelen kuvvetler ayrılığı prensibine uygun olarak yürütmenin tasallutu altına girmeden kanun yapabilmesi mümkün hâle gelmiştir. Yürütmenin bütçe ve kesin hesap kanunu dışında kanun teklif edemediği sistemde Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama işlevini çok daha etkin bir şekilde yerine getirmesi sağlanmıştır.

Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yetkisini baypas eden yürütmeye verilen kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi ortadan kaldırılmıştır. OHAL dönemi kanun hükmünde kararnameleri ise üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmazsa hükümsüz kalmaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim fonksiyonları yeni sistemde daha güçlü hâle gelmiştir. Yazılı soru, genel görüşme, Meclis araştırması, Meclis soruşturması gibi denetim imkânları sayesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama işlevinin yanı sıra etkin bir denetim işlevine de sahip olmuştur.

Yeni sistemde siyasi partilerin ittifak yaparak milletvekili genel seçimlerine girebilmesinin önü açılmıştır. İlk olarak 24 Haziran seçiminde hayata geçen ittifaklar sayesinde bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında 9 siyasi parti temsil edilmektedir. Yine, Türkiye nüfusundaki artışa paralel olarak milletvekili sayımız da 550'den 600'e çıkmıştır.

İfade ettiğimiz bu gelişmeler ışığında önceki dönemde yönetimde istikrarı temin etmeye çalışırken feda edilen temsilde adalet anlayışının yeni dönemde teminat altına alındığını, maddi anlamda eksik temsilin de ortadan kalktığını ifade etmek gerekmektedir.

Meclisin çalışma usul ve esaslarını düzenleyen ve sessiz anayasa olarak tabir edilen İç Tüzük, kural üretmenin hukuki kurallarını saptamaktadır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçildikten sonra Meclis İçtüzüğü'nde lafzi yönü ağır basan bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklik sürecinde de ifade ettiğimiz üzere Milliyetçi Hareket Partisi olarak, yeni dönemin ruhuna ve var ettiği güçlü Meclis anlayışına uygun bir şekilde yeni bir İç Tüzük hazırlanmasının gerekliliğine inanmaktayız. Bu sayede, yürütmenin, yargının yeniden yapılandığı bir süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi de güçlenecek ve Türk demokrasisinin teminatı olmaya devam edebilecektir.

Değerli milletvekilleri, güçlü devlet, güçlü yönetim ve demokratik istikrar anlayışı yeni sistemin temel taşlarını oluşturmaktadır. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, siyasi ve toplumsal uzlaşmanın hâkim olduğu bir sistemdir. Bu sistemde millî iradenin doğrudan tercihiyle yürütmenin başının yani Cumhurbaşkanının seçilebiliyor olması tartışmasız ve doğrudan bir meşruiyet zemini oluşturmaktadır. Yeni sistemde halkın doğrudan yürütmenin başını seçebilmesi yönetimde istikrar anlayışını teminat altına alırken yasama organının oluşumunda temsilde adalet anlayışını ise kısıtlamamaktadır.

Yine, yeni sistemde hükûmet tartışmaları, koalisyon pazarlıkları, hükûmet kurmak için gerçekleştirilen milletvekili transferleri tarihe karışmış, önceki sisteme göre yönetim veya sistem krizi çıkma ihtimali minimum seviyeye inmiştir. 24 Haziran seçimlerini örnek verecek olursak, Türk seçmeni hiçbir duraksamaya yer vermeyecek bir şekilde meşru ve şeffaf bir seçimle Cumhurbaşkanını seçmiş ve bu sayede yürütme yani Hükûmet sandıktan çıkmıştır. Seçimin sonrasında Cumhurbaşkanı yeminini ederek görevine başlamış ve yeni Kabinesini oluşturarak yönetimsel bir boşluğa fırsat verilmemiştir.

Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde devlet çok daha hızlı organize olup karar alabilmektedir. Çözüm odaklı çalışan ve siyasi, ekonomik ve demokratik istikrarı temin eden yeni sistemle çok daha dinamik bir devlet organizasyonu ortaya çıkacaktır. Bu kapsamda, 9 politika kurulu, 4 Cumhurbaşkanlığı ofisi, 1 İdari İşler Başkanlığı, 11 bağlı kuruluş ve 16 bakanlıktan oluşan Cumhurbaşkanlığı teşkilat yapısının ve idari teşkilatının hızlı ve sorunsuz bir şekilde oluşturulmasını önemli ve değerli bulmaktayız.

Değerli milletvekilleri, Anayasa değişikliğiyle yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde yargı alanında da bazı değişiklikler yapılmıştır. Yargının bağımsız olması yanında tarafsız olması da Anayasa hükmüne bağlanmıştır.

Askerî yüksek mahkemeler kaldırılmış, disiplin mahkemeleri hariç olmak üzere askerî mahkemeler kapatılmıştır. Askerî mahkemelerin sadece savaş hâlinde kurulabileceği hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinde askerî yüksek mahkeme üyeleri arasından seçilen 2 üyelik kaldırılarak toplam üye sayısı 17'den 15'e düşürülmüştür. Yeni sistemde Cumhurbaşkanının seçtiği üye sayısı 14'ten 12'ye düşmüştür. Anayasa Mahkemesi üyelerinin neredeyse tamamının Cumhurbaşkanı tarafından seçildiği yönünde yapılan haksız eleştiri ve ithamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Zira, Anayasa Mahkemesi üyeleri on iki yıllığına seçilmekte ve aynı anda, aynı Cumhurbaşkanı tarafından üyelerin tamamının seçilmesi mümkün olamamaktadır.

Daha önceki dönemde var olan Hâkimler ve Savcılık Yüksek Kurulunun gizli ve hain emellere sahip olan FETÖ gibi terör örgütlerinin sızma ve yönlendirmelerine maruz kaldığı bilinmektedir. Bu yapının ortadan kaldırılması amacıyla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, "Hâkimler ve Savcılar Kurulu" adıyla yeniden yapılandırılmıştır.

Anayasa'da yapılan değişiklikle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin şeffaf bir şekilde ve isabetle seçimini temin etmek maksadıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine yetki verilmiştir. Bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek 7 üye nitelikli çoğunluk aranarak seçilmektedir.

Yeni sistemde daha önce yargı denetimine tabi olmayan Cumhurbaşkanının her türlü eylem ve işlemleri yargı denetimine tabi olmaktadır. Önceki sistemde vatana ihanet suçu dışında herhangi bir suçtan dolayı cezai sorumluluğu bulunmayan Cumhurbaşkanı, yeni sistemde, Meclis tarafından salt çoğunlukla suçlanabilmekte, üçte 2 çoğunlukla Yüce Divana sevk edilebilmektedir. Cumhurbaşkanının cezai sorumluğuyla birlikte Cumhurbaşkanı yardımcılarının ve bakanların cezai sorumluluğu da Anayasa'mızda düzenlenmiş bulunmaktadır.

İfade etmiş olduğumuz bu düzenlemeler umuyoruz ki Türkiye açısından daha tarafsız ve bağımsız bir yargının oluşmasına hizmet edecektir, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz adaletin hakkıyla tecelli edebilmesi mümkün olabilecektir.

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında FETÖ'yle mücadele kapsamında yargı üyelerine yönelik soruşturmalar ve ihraçlar neticesinde Türkiye'de mevcut hâkim, savcı kadrolarının büyük bir bölümü boşalmıştır. Boşalan bu kadrolara -hâkimlik stajını bitirmeden- stajyer hâkimler ve meslekte beş yılını doldurmuş avukatlardan çok sayıda atama yapılmıştır. Ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü şartlarda alınması elzem olan bu tedbirlerin bazı olumsuz sonuçlarını da müşahede etmekteyiz. Mesleki liyakat ve tecrübe konusunda eksiklikler yargı kararlarına yansıdıkça vatandaşımızın adalete olan güveninde azalmalar meydana gelebilmektedir. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türk milleti, Anadolu coğrafyasını vatan yaptıktan sonra, bu coğrafyada Türk devletini meşgul etmek, gelişmesini ve büyümesini önlemek maksadıyla birçok isyan ve kalkışma girişimiyle karşı karşıya kalmıştır. Devletin zafiyet içerisinde olduğu ve gevşeklik gösterdiği dönemlerde bu teşebbüsler netice almış ve devletin sarsılmasına, gerilemesine hatta dağılmasına neden olmuştur. Bugün de Türkiye Cumhuriyeti devleti birçok terör örgütünün hedefi ve faaliyet alanı durumundadır. Kâğıt üstünde müttefikimiz durumunda bulunan devletler ile Türkiye'de faaliyet gösteren terör örgütlerinin irtibatı herkesçe malumdur. Türkiye'de elde ettikleri yerli iş birlikçiler, gayrimillî unsurlar eliyle bu kirli ittifak ve beraberlikler gizlenerek milletimizin gözlerine perde çekilmeye çalışılmaktadır. Memnuniyetle ifade etmek gerekir ki milletimiz yaşanan bunca tehdit ve saldırıdan sonra oynanan oyunu fark etmiştir. Bilinmelidir ki Türk milletinin Anadolu ve Ön Asya topraklarından sürülmesini ve yok edilmesini arzulayan Şark siyaseti, Şark meselesi ve Sevr mantığı aynen devam etmektedir. Buna mukabil, Türk milleti irfanı ve idrakiyle bu düşmanca emelleri alt edecek ve hükümsüz kılacaktır. Allah'a şükürler olsun ki millî ruh hem devletimizde hem de milletimizde en üst seviyelerdedir. İçinden geçmekte olduğumuz netameli dönemde millî şuur ve millî refleksteki yükseklik terör odaklarının ve arkalarındaki yapıların kâbusu olmuştur.

Devletimiz, ordusu, istihbaratı, Emniyeti, Jandarması, Sahil Güvenliği, güvenlik korucuları yani bütün unsurlarıyla Türk milletine ve devletine yönelen saldırıları bertaraf etmektedir. Terörle mücadelede Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bir kararlılıkla ve "En iyi savunma, saldırıdır." anlayışıyla terörü bataklığında kurutmak için seferber olmuştur. Sadece 2018 yılında ülke sınırları içerisinde etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 1.289'dur. Türkiye'nin, meşru müdafaa hakkını kullanarak kendisine yönelen terör saldırılarını bertaraf etmek için girişmiş olduğu Fırat Kalkanı Operasyonu'yla 1.775'i DEAŞ'lı, 310'u PKK ve PYD'li terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Burada gururla vurgulamak gerekir ki dünyada Türk ordusundan daha fazla DEAŞ'lı teröristi etkisiz hâle getiren başka bir ordu veya askerî bir güç bulunmamaktadır. Fırat Kalkanı bölgesinin terörden temizlenmesiyle bölge insanı huzur ve güven ortamında yaşamaya başlamış, bu bölgeden Türkiye'ye yönelen saldırılar son bulmuştur.

Türkiye, Fırat Kalkanı Operasyonu'ndan sonra topraklarımıza yapılan terör saldırılarına mukabele etmek, vatandaşımızın can ve mal güvenliğini temin edebilmek maksadıyla Afrin'e yönelmiştir. Terör örgütü PKK 1980'lerin başından itibaren Afrin'de faaliyetlerini sürdürmeye devam etmiş ve oluşturmaya çalıştığı terör koridorunun uç noktası olarak Afrin ve çevresini belirlemiştir. Buraya yaptığı yığınaklarla Türkiye'ye karşı defaatle saldırı girişiminde bulunmuş ve teröristlere silahlı eğitimini bu bölgede vermiştir. Türkiye, Rusya ve ABD üçgeninde stratejik bir öneme sahip olan bölge, ayrıca ABD'nin terör örgütlerine stratejik olarak destek verdiği bir konuma gelmiştir.

Bu ahval içerisinde, Türkiye, bölgeyi terör örgütlerinden arındırmak için uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru müdafaa hakkını kullanarak Zeytin Dalı Operasyonu'nu düzenlemiştir. Bu operasyon milletimizi birbirine kenetlemiş, her türlü uluslararası tepki ve içeride iş birlikçi siyasi odakların dezenformatif faaliyetlerine rağmen büyük bir başarıyla sonuçlandırılmıştır. Bu harekât kapsamında 4.774 PKK/PYD-YPG'li terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devleti bu bölgeyi de teröristlerden temizleyerek güvenli hâle getirmiş, oluşan huzur ve güven ortamı, Afrin ve Fırat Kalkanı bölgesine toplamda 200 binin üzerinde Suriyelinin geri dönüşüne imkân sağlamıştır.

Terörle mücadele kapsamında, Türkiye, Menbic, Fırat'ın doğusu ve Kandil terör yuvalarını da yok etmek mecburiyetindedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin cesaretlendirmesiyle, bölgede müstakil bir terör bölgesi oluşturmaya yönelik çalışmalara tahammül göstermemiz beklenemez. En son Fırat'ın doğusunda, ABD desteğiyle PKK/PYD unsurlarına kurdurulan gözetleme noktaları Türkiye Cumhuriyeti devletine tehdittir, güvenliğimizi tehlikeye sokan bir husustur. Bu hasmane ve terörist faaliyetler, Türkiye'nin bölgeye müdahalesini meşru kılacak önemli delillerdir. Bu çerçevede, inşallah, Menbic'de, Fırat'ın doğusunda ve Kandil'de terör yuvaları imha edilecektir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugüne kadar karşılaştığı en sinsi terör yapılanması olan FETÖ'yle mücadelenin de hiçbir şekilde tavsatılmadan, sulandırılmadan kararlılıkla sürdürülmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, son dönemde dünyada yaşanan ticaret savaşları ve ekonomik mücadeleler Türkiye gibi gelişmekte olan birçok devleti olumsuz yönde etkilemiştir. Bu ülkelerin içerisinde Türkiye, yaşanan olumsuzluklardan en fazla pay alan ülke durumundadır. Burada, özellikle bölgemizde yaşananlar, Türkiye'nin egemenlik haklarını ve millî güvenliğini tehdit eden gelişmeler ve küresel ölçekte bizzat Türkiye'yi hedef alan ekonomik manipülasyonlar ekonomik verilerde olumsuzluğa yol açarak ülkemize önemli bir mali yük bindirmiştir.

Dünyada küresel güçler, arzuları ve hedefleri doğrultusunda hareket etmeyen, ne yapacağı kestirilemeyen ve güçlenme eğilimi içerisinde olan devletlere karşı sadece ordularıyla müdahalede bulunmazlar. Bu müdahaleler genellikle ve daha çok ekonomik saldırılar şeklinde gerçekleşmekte, ülkelerin iç dinamikleriyle oynanmaktadır.

Yakın geçmişimizde Türkiye'ye yönelik olarak her türlü kaos enstrümanının devreye sokulmuş olduğunu görmekteyiz. Son olarak 24 Haziran seçimleri öncesi ve sonrası kur ve faiz üzerinden Türkiye'ye küresel odakların organizesiyle ekonomik saldırılar gerçekleşmiştir. Ekonomimizin bu süreçte mevcut kırılganlığı ortaya çıkan zararı artırmış, enflasyon artmış, büyüme azalmış, işsizlik oranı yükselmiş, ekonomi sıkıntı içerisine girmiştir. Bu durum hâlen devam etmekte, reel sektörde ciddi tahsilat sorunlarıyla beraber nakit sıkışıklığı yaşanmaktadır. Türkiye açısından borçlanma faizleri artmakta, faiz arttıkça finansman kaynaklarından faydalanmak çok daha maliyetli hâle gelmektedir.

Resmî rezerv varlıklarına bakıldığında, 2017 yılı Ocak ayı verilerine göre rezervlerimiz yüzde 26,5 oranında azalmış, eylül ayında 84,7 milyar dolara gerilemiş, ekim ayı itibarıyla bu rakam 86,2 milyar dolar düzeyine gelmiştir. Artan döviz kuru ve faizle birlikte Türk lirasında yaşanan değer kaybı ticari işletmeleri zora sokmuş, girdi ve kaynak maliyetleri yükselmiştir. Bu süreçte birçok firmanın konkordato başvurusuna yöneldiği görülmektedir. KOBİ'lerin ve esnafın da taşıyabileceği ve baş edebileceğinin çok üzerinde sıkıntılarla boğuştuğu görülmektedir. Bu süreçte hane halkı borçlanması oldukça yüksek seviyeye çıkmış, tüketici kredileri ve kredi kartı borçları olan kişi sayısı 30 milyona ulaşmıştır. Enflasyon, kurdaki artışın etkisiyle hızla yükselmiş, son on beş yıl içerisinde görülen en yüksek rakamlara ulaşmıştır. Gıda enflasyonunda ise ortalama enflasyonun üzerinde artış meydana gelmiştir.

2019-2021 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program, 20 Eylül 2018 tarihinde "Yeni Ekonomi Programı" ismiyle kamuoyuna duyurulmuştur. Yeni Ekonomi Programı'nda çerçevesi çizilen hedefler ile bütçe teklifinin birbiriyle uyumlu olduğu görülmektedir. Dengeleme, disiplin ve değişim esasları üzerine oturtulmuş olan Yeni Ekonomi Programı'nda belirtilen makroekonomik hedefler, bazı alanlar hariç olmak üzere genel olarak gerçekçi gözükmektedir. Bu programla, ekonomide büyüme yavaşlamakta, cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının 2019 yılında 3,3'e; 2021 yılında 2,6'ya düşürülmesi planlanmaktadır. Kişi başına millî gelirin ise 9.385 dolardan 2021 yılında 10.973 dolara yükselmesinin hedeflendiği görülmektedir.

Yapmış olduğumuz değerlendirmelerde, ihracatın desteklenmesi gereken bir dönemde oldukça sınırlı bir artışın hedeflendiği görülmektedir. Ayrıca ithalatın artışının önce yüzde 3,2; sonra yüzde 3,1 olarak öngörüldüğü anlaşılmaktadır. İşsizlik oranlarının ise 2019 yılında yüzde 12,1; 2021 yılında ise yüzde 10,8 seviyelerinde olması beklendiği görülmektedir. Bu oranlar, kanaatimizce iyimser oranlardır.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak 24 Haziran 2018 seçim beyannamemizde, Türkiye'nin kısa vadede üzerinde tedbir üretmesi gereken konuları sırasıyla ifade etmiş bulunmaktayız. Seçim sonrasında Mecliste tek başımıza yeterli çoğunluğu elde edemesek de her zaman, sorun çıkaran değil, çözüm üreten; göz boyayan değil, gerçekçi olan bir siyaset anlayışı içerisinde hareket etmeye kararlıyız. Bu çerçevede, katma değeri yüksek olan üretimin özendirilmesi, yurt içi tasarrufların artırılması, ithalat bağımlılığının azaltılması, üreticiye gerekli desteğin sağlanması, adaletli bir vergi sisteminin oluşturulması, verginin tabana yayılması, kamu yatırımlarının adil bir şekilde dağıtılması, tarım ve hayvancılık reformu, iş gücü piyasası ve çalışma reformu gibi milletimizin refahını ilgilendiren konuların ivedilikle çözülmesi ve hayata geçirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, toparlayın lütfen.

Teşekkür ederim.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) - Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu çalışmalarda uzlaşmanın temin edilebilmesi ve çözümün ortaya çıkması için gerekli adımları atıp sorumluluk alabileceğimizi de belirtmek isteriz.

MHP'nin amacı "Dostlar alışverişte görsün." mantığıyla bir şeyler yapıyormuş gibi gözükmek değil; vatandaşımızın sıkıntı duyduğu, şikâyetçi olduğu haklı sorunlarının hâlli için samimi çaba sarf edip çözüme ulaşmaktır. Burada da yeniden altını çizmekte fayda olacaktır. Milliyetçi Hareketçi Partisi vermiş olduğu sözlerin arkasındadır ve takipçisidir. Parti olarak kendi gündemine hâkimdir. Bizler, hiçbir zaman, anlayış ve hedef birliği içerisinde olmadığımız, flu olarak gördüğümüz yapılarla beraber hareket etmeyeceğiz. 27'nci Dönemde Milliyetçi Hareket Partisi, ortaya koyduğu hedefler doğrultusunda, Cumhur İttifakı'nın ruhuna bağlı kalarak Türkiye'nin millî ve yerli anlayışla 2023, 2053, 2071 hedeflerine güvenle varabilmesi için kararlı ve tavizsiz duruşuna devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin önüne koyduğu hedeflere varması için en önemli gelişmeyi millî eğitimde gerçekleştirmesi gerekmektedir. Geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunulan 2023 Eğitim Vizyon Belgesi'nde belirtilen hedefleri desteklemekteyiz. Nesillerimizin millî ve manevi değerleri özümseyen, bilimsel ve teknolojik imkânlardan faydalanmayı bilen, çalışan ve üreten ahlaklı nesiller olarak yetişmesi için üstün gayret sarf etmek gerekmektedir. Dünya toplumlarında görülen ahlaki erozyonun etkileri çocuklarımızın kültür ve medeniyet kodlarıyla buluşturulması sayesinde yok edilebilecektir. Bu topraklar geçmişten bugüne bilgi ve hikmet kaynağı olarak kabul edilecek dünya çapında değerleri yetiştirmiştir.

Cumhuriyet tarihimiz boyunca Türk milleti, en hassas dönemlerinde, tam da belini doğrultacağı zamanlarda, devamlı surette suni gündemlerle meşgul edilmeye çalışılmıştır. Bu süreçlerde oluşturulan gündemler âdeta bir zehir gibi Türk milletinin kanına işlemekte, insanımızın gözleri kararmakta ve herkes birbirine düşman gözüyle bakmaktadır. Misal olarak vermek gerekirse "Atatürk'ü, cumhuriyeti savunuyorsan Osmanlı'ya düşman olacaksın, Osmanlı'yı savunuyorsan Atatürk'e düşman olacaksın, bunun ortası olmayacak." şeklinde yürütülen fitne milletimizin içinde habis bir ur gibi yayılmıştır. Türk milleti bu fitnelerle tahrik edilmiş, birbirine düşürülmüş, bunların neticesinde büyük çekişmeler ve tartışmalar ve hatta darbeler meydana gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) - Tamam, bitiriyorum.

BAŞKAN - Evet, süreniz doldu, lütfen, teşekkür edelim, Genel Kurulu...

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) - Son iki paragraf kaldı; teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) - Teşekkür ederim.

Türkiye'nin karşılaştığı sıkıntılarla mücadele etmesi gereken dönemlerde bu ve benzeri fitneler Türkiye'yi yolundan saptırmakta, hedeflerine ulaşmasını engellemektedir. Yapılması gereken, milletin ve nesillerin bu değerlerin tamamına sahip çıkmasıdır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin dediği gibi, milliyetçi hareket Kocatepe ile Anıttepe arasındaki çelik halattır. Bu çelik halat kuvvetlendikçe milletimiz geleceğe daha büyük bir güvenle bakacak, bu sayede Atatürk de bizim olacaktır Sultan Abdülhamit de, Fatih de bizim olacaktır Sultan Alparslan da.

Bu düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, görüşülmekte olan 2019 yılı Bütçe Kanunu ve 2017 yılı Kesin Hesap Kanunu'nun ülkemiz için hayırlar getirmesini temenni ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)