Konu:Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:26
Tarih:05/12/2018


Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYHAN BİLGEN (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çatıda bulunmamızın, bu çatı altında bir sorumluluk yerine getirmemizin galiba en temel esprisi hem toplumsal çıkarı gözeten bir çaba içinde olmamız ama hem de bunu yapabilmek için siyaset kurumunun kendisini koruyan, kendisini savunan bütün farklılıklarına, bütün rekabet, yarışma, eleştiri ve bütün gerilimlerine rağmen, özü itibarıyla, bütünüyle siyaset kurumunu tahrip etmeyecek, siyasetin hâlâ sorun çözme kapasitesine sahip olduğu umudunu insanlarda yaşatacak bir tarzı savunmaktır.

Bakın, bir yasa çıkartmaya çalışıyoruz ve 16 sıra sayılı Yasa Teklifi aslında bugünün en can yakıcı sorunlarının birinden kaynaklı, o da nedir? Çok yoğun bir borçlanma var, iflaslar var, bu yoğun iflaslara ve borçlanmaya yeni bir çözüm arıyoruz. Daha çok kimin çıkarını gözetiyoruz, kimden yana ibreyi yönlendiriyoruz, bu konuda farklı düşünüyoruz, farklı eğilimlerimiz, farklı yaklaşımlarımız var ama bir ihtiyaç olduğu ortada. Şimdi, nasıl ekonomiyle ilgili sorunlarda bir ihtiyaç okumasında ortaklaşıyorsak, yargıyla ilgili sorunlarda da en azından ihtiyaç analizinde ortaklaşmamız lazım, çözüm önerimiz farklı olabilir.

Bakın, bugün Anayasa Mahkemesinin bir kararı kamuoyuna yansıdı. Sakarya'daki tren kazasıyla ilgili yargılama sürecinin makul sürede bitmediğini Anayasa Mahkemesi beyan etti. Şimdi, değerli arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi, Türkiye yargı sisteminin bir parçası, en üstü, en tepesi ve yerel mahkemenin bu konuda ihmalinin ya da eksiğinin olduğunu ilan ediyor ki başvurucunun talebini kabul etmiş. Şimdi, yargıyla ilgili bir şey konuştuğumuzda, bir şey tartıştığımızda sanki kişisel olarak yargıçları hedef alıyoruz, sanki yargı mensuplarını tahkir ediyoruz gibi bir savunma içerisine girersek toplumu savunamayız. Sonuçta, yasama da toplum için var, yargı da toplum için var, yürütme de toplum için var.

Bakın, bu ülkede yargıçların göreve alımıyla ilgili bir sistem değişikliği tartışılıyor. Çok yakın bir tarihte 70 not barajı, 70 puan sınırı kaldırıldı, şimdi bunu yeniden koymayı tartışıyoruz. Niye kaldırdık ve niye yeniden koyma ihtiyacı duyuyoruz? Hani, burada, ya dersiniz ki "Devlette devamlılık esastır." bir kararı almışsanız arkasında durursunuz ya da o kararın yanlışlığını görür, düzeltme arayışında olursunuz.

Bu ülkede geçmişte çok önemli, kamuoyunda bilinen kimi davalarda yargılama süreçlerinde adı anılan isimler, takdir edilen isimler -Zekeriya Öz, en bilineni olduğu için söylüyorum- kahraman ilan edilen kişiler şimdi aranıyorlar değil mi? Hangi ülkede olduğuna dair magazin haberleri takip ediyoruz. Demek ki yargıçlar da yargı mensupları da yanlış yaparlar -tırnak içerisinde- hukuku aşarlar, hukuk dışı işlere bulaşırlar.

Bakın, Sayın Demirtaş ve Önder'le ilgili dünden beri bir tartışma yürütüyoruz. Şimdi, bu sözlerin sarf edildiği, bugünden okuyup "Cezalandırılmaları gerekir, hatta daha fazla ceza almaları gerekir." diye sosyal medyada herkes ahkâm kesiyor.

Değerli arkadaşlar, 4 tane gazete manşetini size getirdim. Sabah gazetesi -Hükûmete yakın gazeteleri getirdim- "Nevruz ateşi barış için yandı." Demirtaş'ın konuşmasını yaptığı "Nevroz" ve yine aynı şekilde Önder'in konuşmasını yaptığı "Nevroz." "Çözüm Nevruzu" Akşam gazetesinin manşeti. Yeni Şafak gazetesi: "Silah sustu, barış zamanı." Tam sayfa haber olmuş bu gazetede. Star gazetesi: "Nevruz ateşi ortak kader için yakıldı."

Değerli arkadaşlar, bu atmosferde söylenmiş sözleri siz bugün kriminalize eder ve çok vahim sözler, şok edici, rahatsız edici -tırnak içinde, AİHM'in ifade özgürlüğü standardı olduğu için söylüyorum- bunun bile ötesinde cezalandırılmaya değer kategoriye sokarsanız o zaman, aslında güven kaybına uğrayan bir bütün olarak siyaset olur, ister muhalefet tarafında olsun ister iktidar tarafında.

Bakın, bu işe doğrudan doğruya şahsını sorumlu kılıp ilan ettiği için, ben o dönemin başka isimlerinin, Sayın Beşir Atalay'ın ya da başka isimlerin sözlerini burada kürsüde aktarmayacağım, şık bulmuyorum ama Sayın Erdoğan doğrudan kendisi sorumluluğu üstlendiği için kendi cümlesini okuyorum değerli arkadaşlar, o gün söylemiş bunu, o günkü "Nevroz"da söylemiş, diyor ki: "Silahların değil siyasetin konuştuğu yeni bir süreç başlasın istiyoruz. Gün, kucaklaşma günüdür; gün, muhabbet günüdür."

Değerli arkadaşlar, başka bir cümle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) - Kıymetini bileydiniz.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Teşekkür ediyoruz. Biz kıymetini biliyoruz, siz de arkasında durup sahip çıksaydınız iyi olurdu diye düşünüyorum.

BAŞKAN - Sayın Bilgen, siz Genel Kurula hitap edin.

Sayın Eronat, lütfen...

Devam edin, toparlayalım.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - Şu cümleyi de takdirlerinize sunacağım değerli milletvekilleri: "Nedir bu süreç? Bu süreç bir çözüm sürecidir, bu süreçte kimse bizim karşımıza Kürtlükle çıkmasın, kimse bizim karşımıza Türklükle çıkmasın; biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız. Kuru siyaset, kuru milliyetçilik yok; hep birlikte 'Silahlar sussun; fikirler konuşsun, siyaset konuşsun.'" diyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, o günün koşullarında, o günün ikliminde, o günün atmosferinde 2 siyasetçi "Nevroz"da çıktılar, konuşma yaptılar ve üç yıl boyunca bu konuşmalarıyla ilgili herhangi bir soruşturma, herhangi bir inceleme söz konusu olmadı; aradan üç yıl geçti, o zaman kıymetini bilip bilmeme tartışmasını yapmadığımız bir şeyin şimdi çok tehlikeli olduğunun farkına vardık ve bu isimler, bu siyasetçiler, bu milletvekilleri, bu parti yöneticileri şimdi beş yıla yakın hapis cezası onaylanarak cezalandırılıyor. Bu, elbette ki tarihte hak ettiği yeri bulacaktır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)