Konu:5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 84'üncü yıl dönümü vesilesiyle Hakkâri Milletvekili Leyla Güven ve kadın belediye başkanlarının cezaevinde olmasının Türkiye için geriye gidiş olduğuna, üçüncü havalimanı işçilerinin davasına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:2
Birleşim:26
Tarih:05/12/2018


5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin 84'üncü yıl dönümü vesilesiyle Hakkâri Milletvekili Leyla Güven ve kadın belediye başkanlarının cezaevinde olmasının Türkiye için geriye gidiş olduğuna, üçüncü havalimanı işçilerinin davasına ilişkin açıklaması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AYHAN BİLGEN (Kars) - Sayın Başkan, ben de 5 Aralık kadınların seçme ve seçilme hakkıyla sözlerime başlamak istiyorum.

Osmanlı'nın son döneminde çok güçlü bir kadın hareketi vardır. Tanzimat Dönemi'nde çıkarılan dergiler, kurulan cemiyetler; hepsini bir tarafa bırakalım, Sultanahmet'te Halide Edip'in konuşmacı olduğu miting... Aslında sosyal hayatta, ülkenin geleceğiyle ilgili kadınların söz söylemesi konusunda son derece güçlü bir altyapının en azından İstanbul'da -Anadolu'da değilse bile- ve belki bazı şehirlerde olduğunu bir kere biliyoruz. Elbette ki seçme, seçilme hakkının tanınması ve en azından o dönemde Avrupa'da, dünyada kadınların siyasette nerede olduğunu düşündüğünüzde, karşılaştırmayı böyle yapmak ve hakkaniyetle bu durumu kabul etmek, ifade etmek gerekir.

Şüphesiz, kadınların toplumdaki yeriyle ilgili kanunlarla düzenleme yapmak ne kadar önemliyse ve öncü bir rol ifade ediyorsa zihinsel dönüşümü gerçekleştirmek de o kadar önemlidir. Bazen toplumlar geriye giderler. Bin dört yüz yıl öncesinin Suudi Arabistan'ıyla karşılaştırdığımızda, bugün, Suudi Arabistan'da kadınların araç kullanıp kullanmamayı tartışıyor olması geriye gidişin de pekâlâ olduğunu göstermeye tek başına yeter.

Cumhuriyet Dönemi romanına baktığımızda, kadınların toplumdaki öncülüğüyle ilgili ilginç bir şey görürüz. Bu öncülüğün en önemli sebebi neredeyse 20'nci yüzyılın ilk çeyreğinin tümüyle savaşlarla geçmiş olmasıdır. Erkeklerin cepheye gitmiş olması, kadınların toplumdaki ağırlığıyla ilgili önemli bir kazanıma dönüşmüştür, önemli bir sorumluluğa ve öncülüğe dönüşmüştür ama bugün itibarıyla neredeyse geçtiğimiz yıl 8 kadın milletvekilimiz, şu anda hâlâ seçilmiş olan bir milletvekilimiz Leyla Güven ve 30'un üzerinde kadın belediye başkanımızın cezaevinde 2018 yılına girmiş olması, hatta 2019 yılını böyle karşılıyor olması aslında Türkiye için de böyle bir geriye gidişi son derece net biçimde ortaya koymaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edelim Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Yine, bir başka karşılaştırma ve geriye gidiş galiba bir bütün olarak siyasete ve siyasetçiye yöneliktir. Osmanlı'nın son döneminde hem Birinci Meşrutiyet hem 1908 Osmanlı Mebusan Meclisindeki siyasetçilerin konuşma özgürlüğü ve onların bazen ağır eleştiri içeren bu sözlerinin ne kadar ve nasıl tahammülle karşılandığı ile bugünü karşılaştırdığımızda, kıyasladığımızda yine bu geriye gidişi çok net görüyoruz. Cumhuriyetin henüz ilanından önce, Meclis varken, savaş devam ediyorken, kürsüden, savaş dâhil olmak üzere o dönemin Meclis hükûmetini ağır eleştiriye tabi tutan siyasetçilerin bile tahammülle, hoşgörüyle karşılanması, sonrasındaki İstiklal Mahkemeleri acı tecrübesine rağmen, bugünle kıyaslandığında çok daha ileridedir. Dolayısıyla da dün Sayın Baluken'le ilgili Yargıtayın verdiği karar, Önder ve Demirtaş'la ilgili istinaf mahkemesinin verdiği karar aslında hem Osmanlı Mebusan Meclisinden hem de Birinci Meclisteki tartışmalardan çok daha geriye düştüğümüzü çok net biçimde gösteriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Bilgen.

AYHAN BİLGEN (Kars) - Sayın Başkan, son olarak da üçüncü havalimanı işçilerinin bugün İstanbul'daki davasına değinerek sözlerimi bitirmek istiyorum.

Dava sırasında çok ilginç bir iddianame üzerinden yargılama şu anda devam ediyor. Sendika temsilcilerinin işçilerle görüşmesi suç gibi tarif edilmiş ve aynen şu ifadeler geçiyor: "Sözde sendika yöneticileri" "sözde sendika çalışanları." Değerli milletvekilleri, eğer siyasetçiyi "sözde" diye, gazeteciyi "sözde" diye, sendikacıyı "sözde" diye tarif etmeye başlarsanız bu ülkede demokrasinin kırıntısı bile kalmaz. Bir işçi -ki orada 50'nin üzerinde ölüm var; bakın, çok hayati bir durumdan bahsediyoruz- yanındaki mesai arkadaşı hayatını kaybetti diye slogan atmış ve mahkemede bu soruluyor, "Niye slogan attın?" diyorlar, o da diyor ki: "'Susma sustukça sıra sana gelecek.' dedim çünkü yanımdaki arkadaşım hayatını kaybetmişti.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.