Konu:Türkiye Cumhuriyeti Ve Birleşmiş Milletler Arasında En Az Gelişmiş Ülkeler İçin Teknoloji Bankası Kurulmasına Yönelik Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:24
Tarih:29/11/2018


Türkiye Cumhuriyeti ve Birleşmiş Milletler Arasında En Az Gelişmiş Ülkeler İçin Teknoloji Bankası Kurulmasına Yönelik Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA MEHMET GÜZELMANSUR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye Cumhuriyeti ve Birleşmiş Milletler Arasında En Az Gelişmiş Ülkeler İçin Teknoloji Bankası Kurulmasına Yönelik Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizi izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bu anlaşma, 22 Eylül 2017 tarihinde New York'da imzalanmıştır. Anlaşmayla kurulan Teknoloji Bankası en az gelişmiş ülkelerin bilim, teknoloji ve inovasyon kapasitelerinin güçlendirilmesini ve en az gelişmiş ülkelerin teknolojiye eşit erişimini sağlamayı amaçlamaktadır.

Burada bahsedilen "en az gelişmiş ülke" tanımı; gelir, insan kaynaklarının zayıflığı ve ekonomideki hassasiyet kıstaslarına bakılarak, Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir sınıflandırma olup hâlihazırda 47 ülkeyi kapsamaktadır ve bu ülkelerin büyük bölümü Afrika Kıtası'nda yer almaktadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bankanın finansmanı üye ülkelerin gönüllülük esasına göre sağlanacaktır. Bu anlamda, Türkiye Teknoloji Bankasına katkı olarak, beş yıllık dönem için, her yıl 2 milyon ABD doları taahhüdünde bulunmuştur. Daha önce, anlaşmanın tali komisyon olarak sevk edildiği Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonunda yapılan görüşmelerde eski Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı yıllık katkı miktarının 30 milyon dolara çıkabileceğini öngördüğünü ifade etmiştir. Ülke başına katkı miktarı da ortalama 1.5 milyon dolar olarak öngörülmüştür. O zaman da yine Sayın Bakan, Norveç'in 2018 için 1 milyon 69 bin dolar, Bangladeş'in 50 bin dolar, Sudan'ın 100 bin dolar, Filipinler'in de 5 bin dolarlık taahhütlerinin olduğunu açıklamıştır. Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Komisyonunda kanun teklifinin görüşmelerinde bağışlara ilişkin sorumuza bürokratların verdiği cevap bağışlar konusunda ilerleme olmadığını göstermektedir. Yani görünen o ki, sekiz ay önce açıklanan ülkelerin sınırlı katkı miktarları ile bugünlerde açıklanan katkı miktarları arasında bir ilerleme yoktur. Katkı miktarı toplamda 1,5 milyon doların altında kalmıştır, öngörülen yıllık 30 milyon dolar bağış miktarının oldukça gerisindedir. Kanun teklifinin Dışişleri Komisyonundaki görüşmelerinde, Bakanlık bürokratları bankanın hiçbir bağış olmadığı takdirde sadece Türkiye'nin imkânlarıyla ilerletileceği mealinde söylemlerde bulunmuşlardı. Umarız ki Birleşmiş Milletler çatısı altında hayata geçirilen bu proje sadece Türkiye'nin sağladığı katkıyla yoluna devam eden bir bankaya dönüşmez, umarız ki böylesine önemli bir girişimde Türkiye yalnızlaşmaz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yalnızlaşma durumu, bildiğiniz gibi, ülkemizin uluslararası arenada sıklıkla yaşadığı bir durumdur. Bunun temel nedeni de yanlış öngörülerle şekillendirilen tutarsız ve değişken dış politikanın hamleleridir. Dış politikada yanlış öngörü ve hesapların ülkemizin güvenliğine ve ekonomik çıkarlarına en ağır darbeyi vurduğu alanlardan biri Suriye'dir. 2011'de Suriye'de iç savaş patlak verdiğinde iktidar Suriye rejimine birkaç ay ömür biçmişti ancak yedi yılın sonunda Suriye rejimi hâlâ orada duruyor. "Üç saatte Şam'a gideceğiz, Emevi Camisi'nde namaz kılacağız." diyen iktidar dokuz saatte Süleyman Şah Türbesi'ni taşımak zorunda kaldı. Açık kapı politikası uygulamaya başlayan iktidar gelecek Suriyeli sayısını 100 bin olarak öngörmüştü. Bugün bunun 35 katı yani 3,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapmak zorunda kaldık.

İktidar, Suriye yönetimi ile Rusya ve İran'ın ilişkilerini, rejim sonrası dönem için emperyalizmin planlarını doğru okuyamadı. Sonradan kabul edilen diplomatik hatalar yapıldı. Tüm bunların sonucunda, yanlış Suriye politikasının sadece Suriyeli göçmen ayağında 35 milyar dolarlık bir servet harcadık, açık kapı politikası sonucu sınırlarımız kevgire döndü, ülkemizde teröristler cirit atar oldu, terör saldırıları arttı; turizmimiz, ekonomimiz baltalandı.

Özetle, değerli milletvekilleri, yanlış öngörülerle, yanlış okumalarla girilen Orta Doğu macerasında Türkiye, elinde 3,5 milyon Suriyeli, milyarlarca dolarlık mali bir yük; toplumsal, kültürel, psikolojik, ekonomik yüzlerce sorunla orta yerde yapayalnız başına kaldı.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yanlış Suriye politikasının daha derinden etkilediği bir Hatay boyutu vardır. Hatay, yedi yıldır Suriye'de süren iç savaşın gölgesinde yaşayan bir şehirdir. Hatay 1,5 milyonluk nüfusa göre yapılan hesaplardan pay alan ama bu payı gerçekte Suriyelilerle birlikte 2 milyonun paylaştığı bir şehirdir.

Suriye iç savaşından ekonomik, sosyolojik, psikolojik anlamda en derinden etkilenen şehirdir Hatay. Suriye iç savaşının başlaması ve yanlış Suriye politikası nedeniyle ihracat yollarımız daraldı, sınır kapılarımız kapandı, nüfusunun üçte 1'i kadar Suriyeliye ev sahipliği yapmak zorunda kaldı Hatay.

Lojistik sektörü çökme noktasına geldi. Suriye erişimi sayesinde 14 Orta Doğu ülkesine ihraç ettiğimiz yaş meyve, sebze ve hububatı ihraç edemez olduk. Karşılıklı vizelerin kaldırıldığı, günübirlik giriş çıkışlarla yapılan, yüz binlerce insanın geçim kaynağı olan ve kentin ekonomisine de katkı sağlayan bavul ticareti bitti. En önemlisi, şehrimizin imajı zedelendi. Savaşla, tehlikeyle anılır oldu Hatay.

Hatay bugün Türkiye'nin en mutsuz 4'üncü ili. Hatay bugüne kadar yüz yıllara dayanan hoş görüsüyle, farklı renkleri ahenk içinde yaşatan kültürüyle, kendi kendine yetme beceresiyle iktidarın yanlış dış politikalarının yükünü taşıdı. Ancak ülkemiz derin bir ekonomik krizin eşiğindedir. Paylaşacak ekmek küçülmüştür. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Hatay'ın bu yükü daha fazla taşıyacak gücü kalmamıştır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tüm bunlara son vermek için, Türkiye'nin dış dünyada yeniden saygınlık kazanması için, yeniden güçlü, etkin bir ülke konumuna gelmesi için, Türkiye ekonomisinin rayına oturması için, Ulu Önder Atatürk'ün "Yurtta sulh cihanda sulh." ilkesine paralel bir dış politika istiyoruz. Tarafsız, adil ve akılcı bir dış politika istiyoruz. Dış politikada "istikrar" ve "itibar" anahtar kelimeler olsun istiyoruz. İç politikada birtakım kazanımlar uğruna dış politikada akılcılık ve realiteden uzaklaşılmasın ve ülkemiz yalnızlaşmasın istiyoruz. Suriye'de Türkiye'nin çıkarlarının korunacağı realist hamleler istiyoruz. Tarihsel komşu ilişkileri yeniden tesis edilsin istiyoruz. Sınır kapılarımız açılsın, 14 Orta Doğu ülkesine yeniden erişim imkânımız olsun istiyoruz. İlimizdeki Suriyeliler ülkelerine dönsünler istiyoruz, barış sağlandıktan sonra. Ülkemizde Hatay'ın "Gidilmesi tehlikeli yer." algı ve imajından bir an önce çıkılsın istiyoruz. Dışişleri teşkilatının temelini oluşturan liyakat esasına yeniden ve acilen dönülsün istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülke yönetiminde, dış politikada istikrar, ciddiyet, adalet ve liyakatin hâkim olduğu, üreterek tüketmenin şiar edinildiği günlere en kısa zamanda kavuşmak temennisiyle kanun teklifinin hayırlı olmasını, teknoloji bankasının kuruluş hedefine ulaşmasını diler saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)