Konu:Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:23
Tarih:28/11/2018


Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ALİ MAHİR BAŞARIR (Mersin) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün Çevre Yasası'nı görüştüğümüz saatlerde Kocaeli Kuzey Marmara Otoyolu'nun viyadüğünün çökmesi sonucunda ölen işçilerimize rahmet diliyorum, yaralı işçilerimize acil şifalar diliyorum, ailelerine sabır diliyorum.

Yalnız, bir ülkede böyle bir olay gerçekleşmişse devletin birinci vazifesi sağlık birimlerini olay yerine ivedilikle yollamak, yaralıları kurtarmaktır; kolluğun görevi, bu işi kim yapıyorsa, hangi şirket üstlenmişse onun sorumlularının ifadesini almak, olay yerini incelemektir; yargının görevi de budur ama görüyorum ki Gebze 1. Sulh Ceza Mahkemesi ilk olarak daha yaralılarımız kurtulmadan yayın yasağı veriyor. Kimden korkuyoruz? Neden korkuyoruz? Neyi saklıyoruz? Toplum sağlığı bozulacakmış. Asıl toplum sağlığı bu yasaklar yüzünden bozuluyor. Burada toplum sağlığını mı düşünüyoruz yoksa Kolin, Limak, Cengiz İnşaatın marka değerini mi düşünüyoruz? Çok merak ediyorum çünkü bu 3 şirket on altı yıldır bütçemizin yüzde 15'ine ortak. Kararlar sürekli böyle alınıyor.

Çevre hukukunda da böyle alınıyor. Bakın, Mersin'de bir nükleer santral yapıldı. Daha bu konu konuşulmadan, tartışılmadan Rusya'dan gelen yetkililer yeri beğendi, yeri belirledi, anlaşma ve şartlar gizli olarak antant kaldı. Mersin'in yüzde 99'u karşıydı çünkü Akkuyu'da yapılacak bu nükleer santral fay hattının üzerinde yapılıyordu. Allah göstermesin, bir deprem olsa, fay kırılsa Mersin haritadan silinecekti. Odalar direndi, insanlar direndi, köylülerimiz direndi, sivil toplum örgütleri direndi ama her şeye rağmen nükleer santral yapıldı, bunu da bir gurur vesilesi olarak Türkiye'ye, dünyaya açıkladık.

Bununla da yetinilmedi, bakın -Mersin'i anlatıyorum sadece, Trabzon anlatıldı, Ordu anlatıldı, Burdur anlatıldı- tarım bölgesinde, Tarsus'ta narenciye bahçelerinin hepsi söküldü, tarım alanları tahrip edildi, Türkiye'nin en büyük cezaevlerinden bir tanesi yapıldı. Bunlarla gurur duydular. En güzel köylerimize HES'ler yapıldı, en güzel köylerimize taş ocakları yapıldı yani Mersin'de dağı, şehri, köylerin hepsini talan ettiler. Daha bitmedi, Mersin'de sıra şimdi denizlere geldi. Mezitli'den, Erdemli'den, Silifke'den Anamur'a kadar olan o sahilde balık çiftlikleri yapıyorlar. Denizi kimyasal yemlerle kirletecekler ve yetiştirdikleri o kimyasal balıkları halka yedirecekler ve bunu bir gurur vesilesi olarak anlatıyorlar. Mersinli, bakın yine direniyor "Yapmayın." diyor ama bizi dinleyen, Mersinliyi dinleyen yok.

Cumhurbaşkanı "İstanbul'a ihanet ettik." dedi. Görüyorum ki sadece İstanbul'a ihanet etmedi, 81 vilayete ihanet etti imar anlamında. Bunu yaparken de işte bugünkü olayda olduğu gibi Cengiz İnşaatla yaptı, Limakla yaptı, Kolinle yaptı, Ağaoğluyla yaptı, bu ülkeyi beton yığını hâline getirdi ve biz bununla övündük. Milyar dolarlarca parayı betona yatırdık. En acısı, doğup büyüdüğü, o çay kokan Rize'ye HES'leri getirdi, en büyük ihaneti oraya yaptı. Halk ve doğa gün gelir bunun hesabını sorar. Bu yasa teklifinde tartışmamız gereken şeyleri tartışmıyoruz. Türkiye'de ciddi bir doğa katliamı yapılıyor ve bu, sistematik, bilinçli bir şekilde yapılıyor. Ben kendi memleketime bakıyorum...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - Bitireceğim efendim.

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

ALİ MAHİR BAŞARIR (Devamla) - ...Mersin'in çevre bağlamında başına gelmeyen kalmadı ve günden güne daha sıkıcı, daha Mersin'i bitiren, daha Mersin'i betonlaştıran projeleri getiriyorlar. Buna bir an önce "dur" demeliyiz, hep beraber demeliyiz, birlikte demeliyiz; yoksa, gerek Mersin'in gerek İstanbul'un gerekse ülkemizin hâli bir felaket.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)