Konu:Çevre Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:20
Tarih:21/11/2018


Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA GÜLİZAR BİÇER KARACA (Denizli) - Sayın Başkanım, sayın milletvekillerimiz; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

15'inci sıra sayılı Çevre Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.

Sözlerime başlamadan önce Cumhuriyet Halk Partisi Çevre Komisyonu üyemiz ve Edirne Milletvekilimiz Sayın Erdin Bircan'ı saygıyla bu kürsüden anarak sözlerime başlamak istiyorum. Değerli milletvekilimizin bu kürsüde ve yüce Mecliste doğa hakları ve çevre için verdiği o anlamlı mücadeleyi kendimize bir miras olarak kabul ediyor ve onun anısına ve onun verdiği saygıdeğer mücadeleye olan bağlılığımızla o mirası onurla ve gururla taşıyacağımızı da ayrıca belirtmek istiyorum.

Değerli milletvekillerimiz, doğa hakkı temel insan hakları arasında yer almaktadır. Temiz doğa, yeşil çevre, dengesi korunan atmosfer çağımızın büyük iddiasıdır. Böyle bir ortamda yaşamak her bireyin de temel hakkıdır. Doğa, tüm formlarıyla var olma ve kendini yenileme hakkına sahiptir. İnsanın yaşama ve daha kaliteli bir hayat sürme haklarının temelinde de bu hak yatmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak doğayı insanın mülkü olarak gören, doğal varlıkları kaynak olarak görüp sınırsızca ve sorumsuzca tüketen politikaları kabul etmemiz mümkün değildir. Doğanın korunması ve çevre sorunlarıyla mücadele tüm insanların ve devletin görevidir. Bu görev, yaşam hakkının yanı sıra sosyal adalet ilkemizin de bir gereği ve zorunluluğudur. Daha adil ve eşit bir toplum inşa etmenin ön koşulu, doğayı korumak, yaşam alanlarımızda adaleti sağlamaktır.

Doğa haklarının korunması anlamında Anayasa'mızın 56'ncı maddesiyle devlete, çevre kirliliğini önleme, çevreyi koruma ve genişletme ödevi verilmiştir. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisinin, iktidarı süresince bu ödevi yerine getirmekte ve anayasal yükümlülükleri yerine getirmekte maalesef sınıfta kaldığını buradan ifade etmek isterim. Bugün burada yaptığımız görüşmeler dahi Adalet ve Kalkınma Partisinin doğaya bakış açısının bir özetidir. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak yeni sistemde de alışkanlıklarınızı değiştirmediğinizi görüyoruz. Yine, bir torbanın içine pek çok yasa değişikliğini doldurup önümüze getiriyorsunuz. Meclisteki diğer partileri bir kenara bıraktık, sektör temsilcilerini, sivil toplum kuruluşlarını ve meslek odalarını kale bile almadan, hiç kimseyle istişare etmeden önümüze koyduğunuz bu torbayla -ülke yönetimine- yine "Doğa hakları ve çevre." diyerek oldubittiye getirecek yasal düzenlemeleri hayata geçirmeye çalışıyorsunuz.

Önümüze gelen torba kanunla 7 kanunda değişiklik yapacağız. Çevre Kanunu, Karayolları Trafik Kanunu, İmar Kanunu, Kıyı Kanunu, Mera Kanunu, Hazineye Ait Taşınmazların Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun, Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun gibi ülkemizin doğal yaşam alanlarına, tarım arazilerine, meralarına, kıyılarına, kentlerindeki yaşam alanlarına çok ciddi etkileri olacak değişiklikler öngörülmektedir. 7 kanundaki bu değişiklik 13 Kasım günü elimize geldi, 15 Kasım günü Çevre Komisyonunda görüşüldü ve bugün bu torba kanun maalesef bir hafta gibi kısa bir sürede, hiçbir katılımcının, sivil toplum örgütünün, odanın, bu kanunlardaki değişikliklerle ilişkili odaların görüşleri dahi alınmadan burada, gecenin bu vaktinde görüşülmeye başlandı.

Öncelikle "Poşetleri paralı yapacağız. Bisiklet yolları yapıyoruz." şeklinde pazarlanmaya çalışılan bu kanun değişikliği teklifinin içeriğine baktığımızda, maalesef alışageldiğimiz şekilde doğa değil, rant politikalarının kokularını ve izlerini görmekteyiz.

Bir kere şunu net olarak ifade edelim: Torba kanunu bu kez plastik poşete koydunuz ve çevreyi koruma kandırmacasıyla topluma pazarlamaya çalışıyorsunuz. Belki bilmiyorsunuzdur, size hatırlatmak isterim. Aslında, poşetlerin parayla satılmasına ilişkin düzenleme yine AKP, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından 2017 yılında yürürlüğe giren Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği'nde düzenlenmekteydi. Bu yönetmelikte "Plastik torbalar, 1/1/2019 tarihinden itibaren mesafeli sözleşmeler ile yapılan satışlar da dâhil olmak üzere satış noktalarında kullanıcıya veya tüketiciye ücretsiz temin edilemez..." düzenlemesi yer almaktadır. Peki, poşetlerin parayla satılmasına ilişkin düzenleme 1/1/2019'da yürürlüğe girecek ise bugün bu kanunun teklifinde "Poşetleri parayla satıyoruz, çevreye atık salımını azaltıyoruz." diyerek neden bu düzenlemeye çevreseverlik, doğa dostu bir görünüm kazandırmaya çalışıyorsunuz? Bu tekliften anlaşılıyor ki aslında derdiniz atık falan değil.

Bakanlığın açıklamalarına göre ülkemizde yılda 45 milyar poşet kullanılmaktadır. Bu hesaba göre, bu teklif uyarınca, 15 kuruştan 6 milyar 75 milyon lira para halktan toplanacak. Aslında aklımıza şu gelmiyor değil: Hazinenin boşalmış olan kasası ve ekonomik kriz acaba buradan toplanacak -poşetlerden toplanacak- parayla aşılmak mı isteniyor? Hadi paralı poşet uygulamasıyla plastik poşet kullanımını yüzde 90 azalttınız diyelim, yine 675 milyon lira para halkın cebinden gidecek. Çevreyi korumak için mi yoksa sarayda efuli ya da ejder suyu içilmek için mi hazineye gelir kaydedilecek?

Değerli milletvekilleri, unutmayalım, plastik doğada yok olmamaktadır. Çok açık ki, resme baktığımızda plastik atıkların bir kısmı paralı oluyor ama paralı olmayan bu plastik atıkların birçoğu da maalesef doğaya salınmaya devam edecek. Bakanlığın rakamlarına göre Türkiye, 2016 yılında 3,1 milyon ton plastik ambalaj üretti, poşetler bu atıkların yarısı bile değil. Çin, plastik poşet ve çöp ithalatına doğaya ve insan sağlığına zararlı diyerek yasaklama getirdi. Peki, Çin'deki bu yasak nedeniyle Avrupa'nın, İngiltere'nin çöpleri nereye geliyor biliyor musunuz? Maalesef Türkiye'ye. Türkiye, İngiltere'den en çok plastik çöp ithal eden ülke durumundadır. 2018 yılının ilk üç ayında Türkiye İngiltere'den 27.034 ton plastik çöp ithal etti, geçen yılın aynı döneminde 12.022 tondu yani yüzde 100'den fazla bir artış demektir. Burada bize "Sıfır atık." diyerek yola çıktığınız bu düzende plastik poşeti paralı yapıp "Doğayı koruyoruz." diyenlere, çevreci maskelerinizi lütfen indiriniz diyoruz. Şimdi, bu sözlerime de itiraz edecek ve "Çöpleri geri dönüştürüyoruz." diyeceksiniz. Onu da bilmiyorsanız buradan sizlere anlatayım: Türkiye'nin toplam çöpünün sadece yüzde 1'i geri dönüştürülüyor, yüzde 99'u ise doğaya salınmaya, doğaya ve insan sağlığına zarar vermeye devam ediyor. Uluslararası saygın bir bilim dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Türkiye plastik atıkları geri dönüştürmek konusunda en başarısız 20 ülkeden biridir.

Atık denilince buradan Giresun'un Çavuşlu halkının isyanını da siz milletvekillerimizle paylaşmak isterim. Geçtiğimiz hafta Karadeniz Bölgesi'nde doğa hakları ihlallerine ilişkin yürüttüğümüz çalışmalarda Çavuşlu'daki atık depolama tesisi nedeniyle o bölge halkı isyanlarını orada bize dile getirdiler, bugün bu kürsüden de sizlerle paylaşmalıyım. Vahşi depolamayla ayrıştırılmadan, arındırılmadan tonlarca atık burada toplanıyor, halk sağlığını hiçe sayan bu tesisten dereye bırakılan akışkanların zaman zaman içme suyuna karışması nedeniyle anonslarla halka "Çeşmelerinizden akan suyu kullanmayın." deniliyor.

Değerli milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Giresun Milletvekili Sayın Cemal Öztürk 24 Haziran seçimleri öncesinde Çavuşlu halkına "Burada yaşanan manzara vahim, seçildiğim günün hemen ertesi günü Çevre ve Şehircilik Bakanıyla görüşüp bu vahim tabloyu çözeceğim." vaadinde bulunmuştu. Peki, o günden bu yana sayın milletvekili ne yapıyor? Çavuşlu halkı kendisinden haber bekliyor, Meclis kürsüsünden de kendisine bu vaadini ve sözünü hatırlatmak istiyorum.

Komisyonda görüşüldüğü hâliyle 27'nci, Genel Kurula gelen hâliyle 25'inci maddeyle düzenlenen (6)'ncı fıkrayla Bakanlık, müteahhitlerin sahip olacakları niteliklere dair diğer tüm kanunların üzerine çıkacak bir yetki alıyor, özel kanunlarla belirlenen standartları bile değiştirme yetkisi alıyor ve bunu kendi hazırlayacağı planlarla yapabiliyor. Kanun hiyerarşisinde de tamamen aykırı bir düzenlemeyi bu kanun teklifiyle yürürlüğe koymaya çalışıyorlar.

Aslında bu kanun teklifinin Komisyon görüşmelerinde, doğa hakkı kavramına ve içeriğine uygun, gelecek nesillere anayasal bir sorumluluğun gereği olarak yaşanabilir bir doğa bırakmak adına olumlu düzenlemeler de hayata geçirildi. Hep olumsuzlukları konuşacak değiliz ya, bu olumlu düzenlemeleri de sizlerle paylaşmayı bir görev addediyorum. "ÇED Gerekli Değildir." kararını, bir kelime oyunuyla doğa hakları mücadelesini ve yargı kararlarını hükümsüz kılacak bir düzenleme olan "B sınıfı ÇED olumlu kararı" olarak değiştirilmesini sağlayacak 2'nci ve 5'inci maddeleri, geçtiğimiz hafta Çevre Komisyonunda Cumhuriyet Halk Partisi Komisyon üyelerinin verdiği önergeler ve haklı gerekçelerle, mücadeleyle tekliften çıkartılmış bulunmaktadır. Bu nedenle aslında bu olumlu gelişme de bizler için ve çevre mücadelesi verenler için oldukça değerlidir. Maddeler aynen kalsaydı çevrenin korunması için hiçbir ek yaptırım gerektirmeyip sadece isim değişikliğiyle doğa hakları ihlallerinin üzeri örtülmeye çalışılacaktı.

Yeri gelmişken ÇED konusuna da biraz değinmek isterim. ÇED sürecinde mevzuat uygulama ve yargılama kararlarına uyulması dikkate alındığında ÇED'in bir yasak savma hâline getirildiğini burada açıkça ifade etmek gerekir. ÇED Yönetmeliği uyarınca halkın katılımının sağlanması gereken toplantılarda, maalesef o düzenlemeden ve yapılacak projeden etkilenecek halk polis koridorlarıyla, polis kordonlarıyla toplantının yapılacağı alana sokulmazken yöre halkından olmayan, değişik illerden, değişik ilçelerden getirilen insanlarla ÇED bilgilendirme toplantısı yapılıyormuş gibi tutanaklar yapılıp maalesef bu şekilde düzenlemeler hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.

Türkiye'de tüm kanun ve yönetmeliklerin üzerinde bir de bir genelge yayımlandı. Aslında bugüne kadar yaşadığımız doğa hakları ihlallerinin ve hükümsüz kılınan yargı kararlarının üzerinde olan bu genelge 2009/7 no.lu Genelge. Dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu imzasıyla yayımlanan bu genelgeyle maalesef kanunlar, hukuk, Anayasa ve ÇED başvuru hakları yok sayılmaktadır. 2009/7 no.lu Genelge gereğince Sivas Eğricek köyü Bakırtepe altın madeninde tam 3 kez alınan "ÇED Gerekli Değildir." kararı mahkeme heyetinin oy birliğiyle iptal edildi. Ama bu genelge nedeniyle 4'üncü kez ÇED raporu alan maden hâlâ çalışmaya devam etmekte, doğa talanına ve insan sağlığına yönelik tehditleri de giderek artmaktadır.

Yine, Antalya Kumluca ilçesinde Alakır Vadisi'nde "ÇED Gerekli Değildir." kararının iptalinin ardından 3 kez ÇED olumlu kararı da iptal edildi. Ancak HES projesi son hızla devam etmekte; dereleri, ormanları yok etmeye de devam etmektedir.

Yaşanan bunca sorun yetmezmiş gibi bir de teklifin 18'inci maddesi kritik bir önem taşımaktadır; kıyılarda, deniz ve göller dâhil tüm su alanlarında "enerji yatırımları" adı altındaki enerji hatları projelerinin yapılması düzenlemesini içermektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde göller kuruyor, bazı göllerimiz maalesef rant projeleri nedeniyle artık geri dönülemez bir vaziyette kirlenmektedir. Eğirdir Gölü, Burdur Gölü, Eber Gölü, Akşehir Gölü kurumaktadır; Muğla Bafa Gölü artık -bugün reddedilen- Menderes Nehri'nin kirliliği nedeniyle geri dönülemez bir kirlilik seviyesine ulaşmış bulunmaktadır. Çocuklarımıza, geleceğe bırakacak su havzalarımız neredeyse kalmayacaktır.

Değerli Başkanım, sayın milletvekillerimiz; ülkemizin ormanları, tarım alanları, dereleri, ovaları kirlilik tehdidiyle karşı karşıyayken kentlerimizde insanlarımız nefes alacak yeşil alan ve sağlıklı gıdaya ulaşma yolları ararken maalesef "Çevre Kanunu" adı altındaki bu değişiklik hiçbir soruna çözüm üretmeyecek bir düzenleme içermektedir.

Öncelikle bazı örnekleri de sizlerle paylaşarak konuşmama devam etmek isterim. 17 dönümlük arazisinde 3.500'ten fazla endemik türe ev sahipliği yapan Botanik Bahçesi, İstanbul Üniversitesi Botanik Ana Bilim Dalının elinden alınarak müftülük bahçesi hâline getirilerek Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmiş ve bilimsel araştırmaların yapıldığı Botanik Bahçesi alelacele polis zoruyla boşaltılmıştır.

Yine, Bitkisel Biyoçeşitlilik, Geofit Araştırma ve Eğitim Merkezi Müdürlüğü aynı akıbete uğramış, bitkisel biyoçeşitliliğin korunması, doğadan toplanan süs bitkisi türlerinin ıslah edilerek yeni çeşitlerin elde edilmesi ve bunların tescil ettirilmesi gibi faaliyetler yürüten bu merkez, maalesef, sarayın sosyal tesisine dönüştürülmüştür.

Değerli milletvekilleri, bilim olmadan iklimi de doğayı da halk sağlığını da koruyamayız. Bir iktidarın bilime karşı bakışı neyse, insana ve doğaya bakışı da odur. Doğa ve insan yaşamını, torbalara doldurup karşımıza getirdiğiniz bu kanun teklifiyle koruyamayız. O yüzden, gelin, 27'nci Dönem, ülkemizin, ülkede bizden sonra yaşayacak kuşakların geleceği için, aynı zamanda doğa hakları için, çevre için doğru ve samimi adımların atıldığı ve tarih yazıldığı bir dönem olsun. Öncelikle, yapay millet bahçeleri şovuna son verelim, Paris İklim Anlaşması'nı Parlamentoya getirelim ve bir an önce Parlamentodan geçişini sağlayarak iklim felaketlerinin önüne geçmek için bir adım atalım.

ÇED olarak adlandırdığımız Çevresel Etki Değerlendirmesinin yanında Stratejik Çevresel Değerlendirme süreçlerini hayata geçirelim ve kümülatif etkilerini belirleyerek sağlık etki değerlendirmesini de zorunlu hâle getirelim.

Değerli milletvekilleri, Trakya bölgemizde can veren Ergene, Ege Bölgesi'nde can veren Menderes Nehri'ndeki kirlilik artık geri dönülemez boyutlarda. Gelin, bu su havzalarımızın korunması için tüm su havzalarımızı Ramsar Sözleşmesi kapsamına alalım ve bir daha geri dönülmesi mümkün olmayacak düzenlemelerle geleceğimize miras olarak bırakalım. Sivas Divriği Mursal Barajı'nda yaptığınız gibi, içme suyu havzalarının yanı başına maden projeleri kondurmayalım. Yer altı kaynak suları, yüzey suları ve yer altı sularının besleme alanlarını mutlak koruma alanı hâline getirelim.

Bunlarla başlayalım, politika tercihlerimizi çok daha ileriye götürebilirsek ancak o zaman gelecek nesiller bizi hayırla anacaktır. Doğa haklarını her politikamızın önceliği hâline getirebilirsek ülkemiz ilelebet payidar kalacaktır.

Değerli milletvekillerimiz, aynı gök kubbe altında yaşıyoruz, aynı havayı soluyoruz. Aynı gemide olmasak da rant ve talan politikalarınız yüzünden yok olmakta olan doğa, günü geldiğinde bizden hesabını soracaktır. Henüz geç değil, Millet Bahçesi örtüsüyle kentlere ihanetinizi gizlemekten vazgeçin ve diyorum ki: Doğa hakkı bu torbaya sığmaz, plastik poşette de doğa hakkı hiç durmaz.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)