Konu:Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:17
Tarih:14/11/2018


Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ZÜLEYHA GÜLÜM (İstanbul) - Bu yasa, aslında klasik bir AKP iktidarının yasa önerilerini Meclise getirmeden önceki klasik taktiğiyle karşı karşıya. Yine, her zamanki gibi aslında toplumun, halkın aleyhine olan bir yasayı sanki lehineymiş gibi göstermek üzere küçük bir düzenlemeyle önümüze getirip bunu bir de üstelik sosyal medyada, basında, şurada burada "sağlıkta şiddeti önleme yasası" gibi sunarak, bir algı operasyonuyla, hep bizi, başkalarını suçladıkları algı operasyonunu kendileri yaparak bu yasayı önümüze getirdiler.

Sağlıkta şiddet gerçekten önleniyor mu, bunlarla doktorların ölümleri engellenecek mi, sağlık emekçilerinin ölümleri engellenecek mi? Çok açık ki asla gerçekleşmeyecek bir şeyden bahsediyoruz çünkü sağlıkta şiddetin kaynağının neresi olduğuna bakmak gerekir. Buradan çözebiliyorsanız, burayı ortadan kaldırabiliyorsanız çözebilirsiniz. Sağlıkta şiddetin kaynağı sağlığın piyasalaştırılmasından geçiyor. Sağlık, AKP iktidarının on altı yıllık iktidarı boyunca piyasalaştırıldı, ticarethaneye çevrildi, hastaneler bir ticarethane, hastalar ise bir müşteri olarak görüldü. Daha fazla para kazanma yolları nelerdir, bunun üzerine kafa yoruldu. Özel hastanelerle birlikte devlet hastaneleri, kamu hastaneleri borç batağı altına bilerek sürüklendi ve insanların sağlık hizmetinden yararlanma hakkı, bunu bir kamu hizmeti olarak sunma hakkı ellerinden alındı. Böyle bir ortamda başka ne oldu? Doktorlar çok uzun saatlerde çalışmak zorunda kaldı. Biraz önce bir arkadaşımız anlattı. Beş dakikada bir kişiyi muayene etmek zorunda olan doktor arkadaşlarımızdan bahsediyoruz ya da çok uzun saatler boyunca çalışmak zorunda kalan sağlık emekçilerinden bahsediyoruz ya da hastaneye gittiğinde, eğer özel hastaneye gidemiyorsa, parası olmadığı için sağlık hizmeti alamayan hastalardan, hasta yakınlarından bahsediyoruz, parası olmadığı için "Öl." denilen hastalardan bahsediyoruz. Şimdi, böyle bir ortamda sağlıkta şiddetin olmaması mümkün mü? Her şeyin bu kadar parayla ölçüldüğü, "Paran yoksa öl." denildiği bir toplumda sağlıkta şiddeti önlemenin imkânı yok. Önce buradan bakmak gerekiyor meseleye.

Bu da yetmedi, sağlıkta şiddet meselelerinde diğer bir neden, iktidarın sürekli sağlık emekçilerini hedef göstermesiydi.

Yine buna ilişkin olarak bir diğer neden, bu süreç boyunca toplumda şiddet arttı. Sadece sağlık çalışanlarına değil ki, tüm toplum aslında şiddetin yaşandığı bir alan hâline getirildi; iktidar kutuplaşmayı artırdıkça, savaş politikalarını artırdıkça, militarizmi artırdıkça, kutuplaşmadan beslendikçe tabii ki toplumdaki şiddet de daha fazla artacaktı. Ekonomik şiddetle bugün karşı karşıyayız. Ekonomik kriz derinleştikçe tabii ki toplumdaki şiddet çok daha fazla olacak ve bunun sağlık alanına da yansımaları olacak. Bu da yetmedi; sağlık çalışanları, sağlık emekçileri çok iyi koşullarda çalışıyormuş gibi şimdi de güvenlik soruşturmalarıyla, KHK'lerin devamlarıyla sağlık çalışanları ya işlerinden atılıyor ya da memur olarak atanmasının önüne geçiliyor.

Peki, bu koşullar altında çalışmaya devam eden sağlık emekçileri nasıl gerçek anlamda bir sağlık hizmeti verecek? Nasıl gerçekten hastaların ihtiyacını karşılayabilecek? Karşılamayacak ve gerilim sağlıkçılarla, sağlık emekçileriyle hastalar arasında olacak. Asıl muhataplar hastaların karşısına çıkmadığı için, hasta yakınlarının karşısına çıkmadığı için hedefe sağlık emekçileri konuluyor. Oysaki muhatapları bu yasaları geçirenler, sağlık hizmetinin piyasalaşmasına yol açan iktidarın kendisi idi.

Son bir olaydan bahsetmek istiyorum. Dün bir duruşma vardı; Cizre'de sokağa çıkma yasakları döneminde ambulansın geçişine izin verilmediği için hayatını kaybeden Orhan Tunç'un yakınlarının açtığı dava AİHM'de görüldü. Dikkatinizi çekiyorum, ambulans gitmediği için Orhan Tunç öldü. Bu, sadece Orhan Tunç için geçerli değildi, sokağa çıkma yasakları döneminde hastaların hakları, sağlık hakları tanınmadığı için, orada ölsünler diye bakıldığı için birçok insan bu şekilde ya sakat kaldı ya da ölümle yüz yüze geldi.

Son olarak buranın, bu Parlamentonun bir üyesi olan Leyla Güven'den bahsetmek istiyorum. Hâlen tutukluluğu devam eden, hâlen serbest bırakılmayan, tüm yasal ve anayasal kurallar hiçe sayılarak tutuklu olan Leyla Güven arkadaşımız tecrite karşı açlık grevinde, bu ülkede barışın yolunu açmak için açlık grevinde ve bugün itibarıyla yedinci gününde hatta belki de bugün sekizinci gününe girmiş oldu. Bunu da bir kez daha buradan duymak istemeyen kulaklara duyurmak isterim.

Teşekkürler. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Gülüm.