Konu:Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:17
Tarih:14/11/2018


Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gün döndü, artık ayın 15'indeyiz ve dikkat ediyorum, salon boşalmaya başladı, esneyenlerin sayısının arttığını gördüm. Bir anda eski yıllara gittim. Cerrahi asistanlığını yaptığımızda 1990'lı yılların başıydı ve ben Ankara Tıp usulü pazartesi sabahı başlayan, cuma günü sabahleyin biten dört gün aralıksız nöbet tutardım, cerrahi nöbetlerimiz böyleydi. Cuma sabahı çıktığınızda da "çivileme" dediğimiz şekilde bu defa günün elektif ameliyat listesine yazılırdınız. Ben böyle çalıştım. O beş yılın sonunda on yıllık mesai yapmıştım, yani şu an otuz bir yıllık bir hekim gözüküyorum, esasında otuz altı yılın, belki kırk yılın mesaisi var. Nöbetlerle beraber düşündüğünüz zaman ne kadar meşakkatli bir süreç olduğunu ifade etmek için söyledim.

Şimdi, bu bir üniversite hastanesiydi, üniversite hastanesinde bu kadar angaryanın, iş yükünün olduğu bir ortamda ben o çalıştığım fazla mesailer için 1 kuruş alıyor muydum? Hayır, almıyordum. Biliyorsunuz, bilenler bilirler, 10 nöbetten fazlasının devlet size parasını ödemez, ödediği nöbet paraları da oldukça düşük rakamlardır, bunu bütçe uygulamalarında da görmüşsünüzdür. Dolayısıyla, şimdi, benim buradan varmaya çalıştığım yer özellikle o hekimliğe hazırlanma sürecinde sizin yüreğinizde birikenlerle pratik hayatın içinde bulduklarınız arasındaki uçurumlara işaret etmek istiyorum: Biz hekimler beyaz giyeriz arkadaşlar; beyaz durudur, saftır, temizliğe işaret eder. Yemin ederiz, yemin ederken dil, din, ırk, sınıf, hiçbir ayrım gözetmeyeceğimizi, hastamızla olan ilişkilerimizdeki mahremiyete sonuna kadar bağlı kalacağımızı söyleriz. Yani biz sizlerden daha farklı bir disiplinle hayata hazırlanırız. Mesleğimizi icra eden ustalarımızdan da bunları öğrenerek bunları uygulamaya yöneliriz. Şimdi, bu noktada özellikle hani AKP'nin de çok övündüğü o özel sistemin, neoliberal politikaların sonucunda ortaya çıkan özel sağlık teşekkülleriyle beraber ne olduyu gerçekten kendi aralarınızda da oturan hekimlere sorun. O sistemle beraber hekim emeği nasıl bu özel sistemin bir aracı hâline geldi? Performans sistemiyle hekimlerin kendi mesleklerine olan saygısı veya meslek uygulamalarındaki tutumlarına nasıl hasarlar verdik? Niye biz kalkıp da hâkimlere "Yahu hâkim arkadaş, sen girdiğin dava kadar ücret alacaksın." demeyiz de hekimlere deriz ki: "Sen baktığın hasta kadar şey edeceksin." Niye hâkime reva gördüğümüz ücreti hekime vermeyiz, onun üç katı eğitim görür. Askerlere verirken, diğer meslek mensuplarına verirken, onların emekliliklerine yansımalarını görürken niye hekimlere vermezsiniz? Ben sizlere soruyorum, hepinize soruyorum.

Şimdi, bütün bunlardan hareket ettiğimiz zaman, bazen zihinlerimizin arka planındaki bagajları görürüz, bazen de buradaki bu sistemin nasıl başka başka şekillerde rantları üretmek için çalıştığını görürüz. Biz böyle bir dünyadan bakarken karşımızdakiler nasıl bir dünyadan bakıyorlar. İşte, bu kadar açık yani sömürüye maruz kalan; mesleki emekleri, mesleki itibarları, mesleki onurları özellikle siyasilerin kullandığı dille zaman zaman beş para edilebilen veya... Çok iyi biliyoruz 2005'li yıllardan sonra bunlara dönük saldırıların niye yoğunlaştığını. Kullanılan -siyasetçinin kullandığı- dili bir gözden geçirmek zorundayız. Hani, bazıları "Kedi ulaşamadığı ciğere murdar." dermiş, ben de öyle diyeyim, belki onlar o anlamda bu dili kullanıyorlardı diyeyim.

Şimdi, arkadaşlar, daha önce ülkemizde de kurulan ister ticaret odaları olsun, ister barolar olsun, ister tabip sendikaları olsun, ister Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği olsun, bunların hepsi yasalarla kurulmuş ve o meslek örgütünün gerek ilgili hayat alanlarında gerekse meslek erbabına ilişkin çalışmalarını düzenleyen, ilişkilerini tanzim eden örgütlenmelerdir. Türk Tabipleri Birliği de bu örgütlenmelerden, Türk Dişhekimleri Birliği de yine bu örgütlenmelerden bazıları.

Şimdi, bu yasayla getirilmek istenilen şey, esasında, bu örgütlerin kendi meslek grubunun hak ve çıkarları üzerindeki etkisini daha çok azaltmaya dönük olan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Mızraklı.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Ben Komisyon esnasında söylemiştim, "Savaş bir halk sağlığı sorunudur." denildiği için âdeta onun rövanşını almaya çalışan, Türk Tabipleri Birliğine dönük veya Türk Diş Hekimleri Birliğine dönük böyle bir tutumla karşı karşıyayız. Ya ondan sonra? Biraz evvel arkadaşlarımız, eğer o totaliter devlet biçimlerinden bir tanesi olarak faşizmden bahsettikleri zaman alınganlık etmeye hiç gerek yok. Eğer değilsek o zaman, arkadaşlar, sağlıklı çalışan demokrasilerde aynı zamanda bu sivil toplum örgütlerine, bu tür yapılara kamu kaynak ayırır. Avrupa Birliği müktesebatı sürecinde sizden önceki arkadaşlarınızın veya hâlen devam eden arkadaşlarınızın önüne de gelmiştir bu meseleler.

Gidin, hemen burnumuzun dibinde, Zaho'da, Dohuk'ta tabip sendikaları var. Ben, Dohuk'taki tabip sendikasının Başkanına sorduğum zaman kendilerine yıllık olarak 150 bin dolar katkı yapıldığını söylemişlerdi. Şimdi, orası öyle...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Çok özür diliyorum Başkanım.

Yani biz "cumhuriyet" diyoruz. Cumhuriyet demokrasi olmadığı zaman ruhu olmayan insan gibi olur arkadaşlar. Cumhuriyet demokrasiyle taçlandırılmalıdır. "Demokrasi" dediğiniz güçler ayrılığını getirir, bağımsız medyayı getirir, güçlü bir sivil toplum aygıtını getirir; güçlü, özerk, bağımsız üniversiteleri gerektirir, güçlü bir basını gerektirir, yurttaş bilinci gerektirir, yurttaşın örgütlü kurumlarını gerektirir. Eğer bunlardan vareste olarak biz bir düzen hayal edersek, bunu da tek adamın iki dudağının arasına bırakırsak onun adı başka bir şey olur. Dikensiz gül bahçesi isteyebilirsiniz; hani, eskilerin deyimiyle "Şu muallimler olmasaydı Maarif Vekaletini yürütmek ne kadar kolay olurdu." Evet, eğer biz ilgili hayat alanlarındaki meslek örgütlerinin güç ve etkilerini azaltacak olursak belki bu işler kolay gelecek gibi gözüküyor ama o zaman, kanun çıkarırız ama adalet üretmeyiz, yasama için en geniş toplumsal uzlaşıyı arayarak yasama yapmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Hepimizin buna ihtiyacı var. Demokrasi dolu yarınlar diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Mızraklı.