Konu:Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:17
Tarih:14/11/2018


Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Diyarbakır) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yine, önemli bir yasayı gündemimize almış bulunuyoruz. Daha önce son konuşmalarımızdan bir tanesini evvelki hafta burada, 18.632 polis ve askerin mesleki unvan kullanımlarından silah ruhsatlarının iptaline kadar içeren bir vesileyle yapmıştık. Yani insanlar söz konusu olduğu zaman, onlarla beraber aileler söz konusu olduğu zaman hakikaten hepimizin elimizi vicdanımıza koyarak, eğer bir kişi bile zarar görecekse bundan o minval üzerine çok iyi düşünmemiz gerekiyor. Şimdi, söz konusu olan bu yasayla normalde sağlıkta şiddetin önlenmesi konusuyken, yasanın bu geliş şekli itibarıyla âdeta sağlık meslek erbabına, başta hekimler olmak üzere, sosyal ve ekonomik şiddeti âdeta getiren bir yasaya dönüşmüş durumda. Bu hâlinden bir an önce çekilmelidir yani başta 5'inci madde, 11'inci madde gibi, 18'inci madde gibi maddelerin sağlıkta yarattığı tahribat göz önünde bulundurularak çekilmelidir.

Şimdi arkadaşlar, ben hekimlik mesleğine girdiğim zaman üniversite sınavlarında Türkiye derecesi yaparak girmiştim. Hacettepe'de okuyordum ve son sınıfa geldiğim zaman Halepçe'ye kimyasal silah atılmıştı. O kimyasal silah atıldığı dönemde Türkiye'de âdeta yer sağır gök bakır olmuştu. Türkiye'nin gazeteleri burnunun dibinde kimyasal silah kullanıldığı zaman âdeta bihaber gibi davranıyordu. Bizler de bölgeden haber alan gençler olarak birçok yere başvuruda bulunuyor ve duyurusunu yapmaya çalışıyorduk. Şimdi ben düşünüyorum, sadece oradaki talihsiz insanlık vahşetini duyurmak için ben o çabaları gösterirken, tıp fakültesini bitirdiğimde demek ki güvenlik soruşturmasına girseydim, benim için de benzeri bir kararı verebilirlerdi. Veya benzeri şekilde burada da ifade edildiği gibi sağdan veya soldan, Türk veya Kürt hiç önemli değil, kim olursa olsun, eğer devletin bu yasal düzenlemelerle yapmış olduğu veya idari tasarruflarından kaynaklı olarak gadre uğruyorsa hepimizin oturup düşünmesi gerekir. Yeni yeni mağduriyetler yaratacak birtakım işlemlerin kesinlikle müsebbibi olmamalıyız. Hani pek kullanmak istemiyorum, buradaki hiç kimsenin inancını da tartışmaya açmak istemiyorum ama kul hakkı yememeliyiz. Yani bu minval üzere, herkesin bu noktadaki tutumu gözden geçirmesi gerekiyor.

Şimdi arkadaşlar, yani, ilk önce problemi ortaya çıkarıyoruz, hani, bir kuyuya taş atıyoruz, akıllı olarak kuyuya taş atıyoruz, bu defa 101 tane akıllı olarak da o kuyudan taşı çıkartamıyor durumundayız şu anda. Yani ortaya bir şey getirdik, bu getirdiğimiz veya yaptığımız bu idari tasarruflar üzerinden ortaya çıkan oldukça sıkıntılı durumlar var ve bunu ayaklarının üzerine tekrar nasıl oturtabiliriz, onun tartışmasını yapıyoruz çünkü mağduriyet yarattıklarını eğer ben biliyorsam siz de haydi haydi biliyorsunuzdur, sonuçlarından hepiniz haberdarsınızdır. Bu minval üzere meseleye yaklaşmak gerektiğini söylüyorum.

Şimdi, benim genç hekim arkadaşım Mustafa atanmamıştı, Diyarbakır'da ve Toptancılar Sitesi'nde minibüste şoförlük yapıyordu ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için, ailesinin umuduydu. Şimdi, dönüp baksak, yani hiçbir hukuki çemberden geçmeksizin bu tür durumları yaratıyorsak eğer hepimiz düşünmek zorundayız. 28 Şubatın o astsubayı vardır meşhur, hepiniz bilirsiniz; atılır, atıldıktan sonra eşine, çocuklarına bile söyleyemez, her gün gider dışarıda çalışır, ta ki matbaada iş buluncaya kadar. Matbaada iş bulduğu gün gider eşine der ki: "Ben işimden atıldım." Ama her sabah o asker elbiselerini giyip servis saatinde çıkar, gider o güne kadar. Dolayısıyla burada böyle çok, hepimizin vicdanları veya şeye özellikle sanki vurgu yapıyormuş gibi algılanmak da istemiyorum ama herkesin, bu meseleyi masaya yatırdığı zaman, önüne aldığı zaman lütfen buradan çıkacak sonuçları çok iyi düşünmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Mızraklı, buyurun.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Özür diliyorum.

BAŞKAN - Rica ediyorum.

Buyurun.

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Çünkü şunu çok iyi biliyoruz: Buradaki kullanılan kavramların hukuktaki karşılıklarıyla bile problemli olduğunu biliyoruz tarif noktasında "iltisak" gibi. Şimdi öyle dediğiniz zaman, şu kürsüde konuşma yapmış ve bir de tarih koymuşuz üzerine, 17-25 Aralık. Yani hukukun hiçbir yerinde "Şu tarihten öncekiler, milattan önce, milattan sonra..." gibi bir tarih yoktur. Hukuk böyle bir kavram da kabul etmez. Bu kürsüde konuşma yapanlar iltisaklı kabul edilebilirlerdi ama onlar kabul edilmiyorlar, başkaları çok sudan gerekçelerle "iltisaklı" denilerek mağduriyetlere uğruyorlar.

Ben çok iyi bilirim, 2008'de Dicle Üniversitesinde çok sayıda öğretim üyesi göreve başlatılıyordu. 143 öğretim üyesi göreve başlatılmıştı. Bakmıştım, bunların 143'ünün 143'ü de Diyarbakırlı olmayan kişilerdi. Sonra sordum "Ya, bu ne iştir, ne oluyor?" diye; dediler ki: "Buralarda, Dicle Üniversitesinde kimin başlayacağına Kahramanmaraş Sütçü İmam'da bir tane yardımcı doçent var, imamdır, o karar veriyor." 2008'te ben bunu duydum; bu devletin kocaman kulakları var, kocaman gözleri var, onlar mı duymadılar? Şimdi, dolayısıyla hani o iltisak kavramının nelere tekabül ettiğini sizler benden çok daha iyi biliyorsunuz.

Bu noktada, vereceğimiz kararlarla dediğim gibi ayıp işlemeyelim, yanlış yapmayalım, hukuksuzluk yapmayalım diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN SELÇUK MIZRAKLI (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Mızraklı.