Konu:(10/361, 405, 406, 407, 410) No.lu Tıbbi Ve Aromatik Bitki Çeşitliliğinin Korunmasında, Bunların Üretiminde Ve Pazarlanmasında Karşılaşılan Sorunlar İle Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:15
Tarih:07/11/2018


(10/361, 405, 406, 407, 410) No.lu Tıbbi ve Aromatik Bitki Çeşitliliğinin Korunmasında, Bunların Üretiminde ve Pazarlanmasında Karşılaşılan Sorunlar ile Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ RIDVAN TURAN (Mersin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Tabii, tarım konuşmak, aslında uygarlığı konuşmak anlamına geliyor. Zira avcı, toplayıcı toplumlardan günümüze kadar gelen tarihsel süreç insanın tarımla kurduğu ilişkiler bağlamında ele alınıp değerlendirilebilecek bir süreç. Özellikle tabii, buğdayın evcilleştirilmesiyle beraber ve insanın ilk kez tükettiğinden daha fazlasını üretir hâle gelmeye başlamasından itibaren uygar toplumların ortaya çıkması, sınıfların ortaya çıkması, toplumsal, sosyolojik ilişkilerin ortaya çıkması ve nihayetinde devletin ortaya çıkması bu saikle mümkün oldu. Ünlü Marksist antropolog ve tarihçi Gordon Childe "İnsan soyunun gördüğü ilk devrim, neolitik devrimdir." der yani insanın doğada avcı, toplayıcı olmaktan çıkarak ilk kez bilinçli tarım üretmeye başlaması, insanın aynı zamanda insan olarak kendisini var etmesi, savaş, açlık, kıtlık, buna benzer pek çok musibetten kendi soyunu kurtarması açısından anlamlı oldu.

Hiç kuşkusuz tabii, bu bağlam içerisinde uygarlığın başından bu yana aromatik, tıbbi bitkilerin çok büyük önemi var. Özellikle Anadolu açısından düşünecek olursanız özellikle zeytin, defne gibi ürünlerin bütün antik metinlerde ve son derece de güzel biçimde anıldığını göreceksiniz. Yalnızca Anadolu neolitiği ya da tarihi açısından değil, bütün Orta Doğu açısından, Uzak Asya açısından, dünyanın farklı yerleri açısından da böyle bir durumdan bahsetmek tabiatıyla mümkün. Fakat takdir edersiniz ki şöyle bir temel meseleyle karşı karşıyayız; bu konuda -aşağı yukarı- Parlamentoda bir uzlaşma var; bu, takdire şayan bir durum ama şöyle bir problemle karşı karşıyayız: Türkiye tarımının çok önemli yapısal problemleri var.

Şimdi, pek çok hatibimizin burada anlattığı şeyler, destekler, girdiler vesair şeyler; evet, bunlar belki gerekli olan şeyler ama tarım, sınıfsal çelişkilerle bölünmüş durumda yani yoksul tarım çalışanlarıyla, topraksız köylüler ile yüz binlerce dönüm araziye hitap edenler aynı tarımsal portföy içerisinde değerlendiriliyor. Dolayısıyla böylesine bir sınıfsal çelişki yumağı söz konusu olduğunda buraya ilişkin yaptığınız destekler, aldığınız önlemler ya da sair şeyler ne yazık ki gerçek anlamını bulmuyor. Bir sacayağı nasıl ancak düz bir zeminde durursa aromatik bitkiler konusunda yaptığımız değerlendirme de ancak Türkiye'nin tarım politikasının, özellikle neoliberal siyasetten ve neoliberal tarım politikasından kurtulduğu ve kendi içerisinde demokratikleşme adımı atıldığı koşullarda anlamlı olacak. Bu nasıl olacak? Yani örneğin, ülke çiftçisi tek başına kalmış durumda. Kimler karşısında? Neoliberal tarım tekelleri karşısında.

Geçenlerde Bakanlık tohum konusunda -biliyorsunuz- bir yönetmelik çıkardı yani evlere şenlik bir yönetmelik. Bizim atalık tohumlarımızı kullanmak, bu tohumları takas etmek, üretmek, köylünün kendi içerisinde döngüsel bir biçimde yaptığı şeyler artık devlet zoruyla yasaklanmış durumda.

Şimdi değerli arkadaşlar, tarıma eğer böyle bakarsanız tarım da size ne yazık ki böyle bakar ve tarımda mutlak ihracatçı bir ülke olmaktan çıkar, sapı samanı ithal eder duruma düşersiniz, şu anda düştüğümüz gibi. Küçük aile çiftçiliğinin özendirilmediği durumda -ki kırsal tasfiye olmuş durumda; şu anda yüzde 75 kentlerde, yüzde 25 kırsalda yaşıyor- kırsalın bu kadar tasfiye olmasının özellikle güvenlikçi politikalarla, bölgede köy yakma, köy boşaltma sayesinde tarımsal tasfiye söz konusu olduğu koşullarda gerçekten bu konuda adım atmak da zorlaşıyor.

En önemli mesele şudur tarımımıza ilişkin: Türkiye'de çiftçinin pazarda ya da çok uluslu tekeller karşısında sahipsiz olmasıdır, örgütsüz olmasıdır. Çiftçi örgütlenmedikten sonra; kooperatifler, çiftçi sendikaları, köylü sendikaları biçiminde örgütlenmedikten sonra değerli arkadaşlar, her zaman sermaye karşısında sahipsiz kalacaktır. Buradan hareketle, evet, aromatik bitkileri kalkındıralım, aromatik bitkiler de bizi kalkındırsın. Tıbbi bitkilere önem verelim, destekler sağlayalım, girdi fiyatlarını düşürelim. Mesela, iktidarın yaptığı gibi, bir senede yalnızca gübreye yüzde 120 zam koymayalım. Tohumu keza yine öyle zamlandırmayalım. Traktörde kullanılan mazotu ucuzlatalım. Eyvallah, bunları ancak tarımda toptan bir demokratikleşme sağlayabildiğimiz koşullarda, örneğin topraksız köylüye toprak verdiğimiz koşullarda, bir toprak reformu yaptığımız koşullarda ancak başarabiliriz.

Bu anlamda, bütün partilerin üzerinde anlaşmış olduğu tıbbı ve aromatik bitkiler önemli bir konudur ve biz de bu konuda bir önerge vermiştik. Araştırılmasının anlamlı olacağını, ülke insanımıza ve ekonomimize katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Evet, bunun üzerinde bir fikir birliğimiz var ama fikir birliğimiz olmayan bir mesele var, en azından dün saatlerce konuştuğumuz Sağlıkta Şiddet Yasası.

Arkadaşlar, yasayı biliyorsunuz, ne getirip ne götürdüğünden bahsetmeyeceğim, ancak, mesele şu ki bu yasanın, ülke barışına, ülke demokrasisine faydalı bir sonucu yok. Özellikle, bakın, hekimlerin mesleklerini yapmaktan menedilmesi hem de haklarında herhangi bir yargı kararı olmaksızın, haklarında yazılmış çizilmiş birtakım şeylerden dolayı mesleklerinden menedilmiş olması, ülke demokrasisini geliştirecek bir durum değil. Tabii, üzücü fakat iki gün önceki toplantıda "Yahu, kardeşim, KHK'lilerin ne kabahati var?" dediğimizde, bir sayın milletvekilinin "251 şehidin ne kabahati vardı?" demesi, AKP'nin zihninin gerisindeki kodları özetliyor değerli arkadaşlar:

"Mesele, terör tehlikesiymiş." Buna inanmamız için şunu yapmanızı tavsiye ederiz sevgili AKP'li milletvekili arkadaşlarım: Kendi içinizde FETÖ'nün siyasi ayağının ortaya çıkartılmasına dair bizi ikna edici bir çalışma içerisine girersiniz, biz de deriz ki demek ki mesele, gerçekten terörün tasfiye edilmesiymiş, terör örgütüyle ilişki içerisindekilerin açığa çıkarılmasıymış. Meselenin o olmadığını biliyoruz. "İltisak" diye bir kavram üretilmiş. Nedir iltisak ya? İrtibat değil, örgüt üyeliği değil, alaka değil... İltisakla, insanları mesleklerini yapmaktan menediyorsunuz, olacak gibi değil.

Ülkemizin siyasetinin temel meselesi şu: FETÖ'yle kol kola girmiş olanların ülke yönetmeye ehliyeti var ama AKP gibi düşünmeyen hekimin, hekimlik yapma ehliyeti; AKP gibi düşünmeyen öğretmenin, öğretmenlik yapma ehliyeti; AKP gibi davranmayan polisin, polislik, askerin, askerlik yapma ehliyeti yok. Arkadaşlar, böyle bir matrak durum olmaz. Bu, trajik bir durumdur. Dolayısıyla, burada 130 bin kişinin kanun hükmünde kararnamelerle işinden edildiği ve özellikle 6 bin civarında sağlık çalışanının, hekimin ve genç hekimin mağdur edileceği bir durumla karşı karşıyayız. Bakın, terörle böyle uğraşılmaz, böyle mücadele edilmez.

Hani halkımızın bir lafı var, çok da sevdiğim bir laf: "Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöple uğraşır." derler. Arkadaşlar, kendi gözünüzle mertekle lütfen biraz uğraşın. Bakın, komisyonda da geçen tartışmaların bize gösterdiği şey şu: Yani, demokrasinin olmadığı, insan haklarının bu kadar derdest edildiği yerde bu tür tedbirlerle daha iyi bir ülke yaratmak ne yazık ki mümkün olmayacak. İltisaklı olmaktan bahsediyorsunuz ya, iltisaklı olma hasebiyle insanları kapının dışına koyuyorsunuz.

Ben size söyleyeyim, sizinki iltisaklı olmak değil, sizinki aynı örgüt içerisinde olmak. "Ne istediniz de vermedim?" diyen, ardından efendim, Ankara'yı parsel parsel satan... Bu, açık bir örgütsel ilişkinin karşılığı. Böyle bir örgütsel ilişki sizi kriminalize etmiyor, bu ülkeyi yönetme ehliyetini aslanlar gibi elinizde tutmaya devam ediyorsunuz. Ama bunun dışında bilmem hangi bankanın önünden geçmiş... Ya şöyle bir şey olur mu: Babası HDP'ye oy vermiş diye kanun hükmünde kararnameyle işinden edilen ve şimdi de hekimlik yapması elinden alınan insanlar var. Biraz vicdan yok mu? Biraz insanlık yok mu? Yani bu 5'inci madde, gerçekten, değerli arkadaşlar, ülkeyi bir adım ileriye götürecek değil, tam tersine bu, toplumumuzdaki kutuplaşmaları ve gerilimi çok daha fazla artıracak bir durumdur. Bu açıdan diyorum ki, şimdi Komisyonda 5'inci madde yeniden görüşülmeye başlandı ama benim gördüğüm şu, sevgili arkadaşlar...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayalım.

RIDVAN TURAN (Devamla) - Toparlıyorum.

Gördüğüm şey şu: AKP dün akşamki ortamı şeklen tashih etmek için yeniden görüşüyor, yoksa bu meselenin yakıcılığını, bu meselenin kaç tane hekimin hayatına mal olacağını, kaç insanın intihar edeceğini, kaç insanın hayatının söndüğünü, ailesinin hayatının söndüğünü gördüğü için, buna ikna olduğu için değil; bir şekil şartını yerine getirmek için bunu yapıyor. O sebepten, sevgili arkadaşlar, bu ülke hepimizin.

Bakın, size ilginç bir ülke örneği vereyim. Bir profesyonel kamu hizmetinin yenilenmesi yasası çıkartılıyor, ardından lidere ve partiye güvenmemek ve kendini teslim etmemek sebebiyle önce çok sayıda doktorun sigortayla ilişkisi kesiliyor -bizde de öyle, önce sigortayla ilişkisi kesilecek bu insanların- ardından da doktorluk yapmaları engelleniyor. Bura nere biliyor musunuz? 1933 ve 1938 Almanya'sı. Takdir, yüce heyetinizin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RIDVAN TURAN (Devamla) - 5'inci maddenin keenlemyekûn addedilmesi gerekir. Ne siz hiç getirmiş olun ne de biz konuşmuş olalım.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Turan.