Konu:(10/361, 405, 406, 407, 410) No.lu Tıbbi Ve Aromatik Bitki Çeşitliliğinin Korunmasında, Bunların Üretiminde Ve Pazarlanmasında Karşılaşılan Sorunlar İle Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:15
Tarih:07/11/2018


(10/361, 405, 406, 407, 410) No.lu Tıbbi ve Aromatik Bitki Çeşitliliğinin Korunmasında, Bunların Üretiminde ve Pazarlanmasında Karşılaşılan Sorunlar ile Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ CHP GRUBU ADINA ERKAN AYDIN (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tıbbi ve aromatik bitkilerle ilgili verilmiş olan araştırma önergesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Evet -Sayın Kubat burada yok ama- konu teknik olduğu için önce birazcık teknik giriş yapalım, daha sonra da işin siyasi tarafına hep birlikte bakalım.

Bitkiden ilaca giden yolda bitkilerin ülkemiz açısından ve dünya açısından önemi gerçekten çok fazla. İnsanlar yüzyıllar boyunca deneme yanılma yoluyla hangi bitkilerin zehirli, hangilerinin gıda, hangilerinin ise ilaç olarak kullanılabileceğini öğrenmiş ve bu bilgiler sürekli nesilden nesle aktarılarak günümüze kadar gelmiş. Bugün bu bilgiler bilim süzgecinden geçerek yeni ilaçlar, bitkisel ilaçlar keşfedilmekte ve geleneksel tıpta kullanılan bitkilerin yararlı özelliklerinden faydalanılmaktadır. Dünya üzerinde yaklaşık 450 bin bitki türü bulunmakta, yeni türler de keşfedilmeye devam edilmekte. Ülkemizde ise yaklaşık üçte 1'i endemik olmak üzere 12.500'e yakın tür bulunmakta. Bu açıdan da Avrupa kıta florasıyla eşit bitki zenginliğine sahip bir coğrafyada yaşıyoruz.

İnsanoğlu bitkileri iyi tanıdıkça, tedavi edici özelliklerinden de etkin faydalandıkça bu alana yapılan yatırımlara ilgi artmıştır. Tıbbi bitkilerin kullanımı Sümerlere, Çinlilere kadar, milattan önce de 4 bin yılına kadar dayanan, çok eski, geçmişte de baharat ticareti olarak bilinen, İpek Yolu ticareti olarak da bilinen; sömürgeciliğin, emperyalizmin ilk sebeplerinden sayılan, daha sonra sanayileşmeyle de geriye giden... Aslında bu kadar önemi baharat ticaretiyle başlamış, daha sonra da emperyalizmin başka alanlara kaymasıyla da bugün eski önemini yitirmiştir ancak sağlık ve tıp alanında hâlâ devam etmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan halkın yüzde 80'i hâlâ geleneksel tıp tedavileriyle, bitkisel ilaçlarla ve -diğer ilaçlara ve hastane hizmetlerine ulaşamadığı için- bunlara mecbur bir şekilde hayatlarını sürdürüyorlar; özellikle Afrika, bazı Asya ülkeleri, Güney Amerika ülkeleri bunları en çok kullanan ülkeler.

Tıbbi bitkilerden yararlanarak hastalıkları tedavi etmek her ne kadar Uzak Doğu ülkelerinde yaygın gözükse de Batı toplumlarında da bitkisel tıbbi ürün ticareti giderek yükselen bir pazar konumuna gelmiştir. Global ilaç piyasasında bitkisel ürünlerin pazar payına bakıldığında, 2017 yılı itibarıyla 107 milyar dolara yaklaştığı rapor edilirken 2018 yılında ise gelişmiş marketlerde yüzde 7, gelişmekte olan marketlerde yüzde 69 oranında bir artış beklenmektedir. Ülkeler açısından bakıldığında da en yüksek payı Kuzey Amerika, daha sonra Avrupa, daha sonra da Japonya almaktadır.

Evet, bu zenginlikler tabii ki Türkiye'nin çeşitli yerlerinde olduğu gibi benim de memleketim olan, seçim bölgem olan Uludağ'da da kendine has endemik türleriyle, bitkisel florasının zenginliğiyle çok fazla vardır. Ama gelin görün ki on altı yıllık AKP iktidarında o zenginlikleriyle, o meşhur güzellikleriyle, yeşiliyle ünlü olan Uludağ maalesef talan edilmiş; taş ocakları, mermer ocakları, enerji tesisleri, biyokütle katı atık yakma tesisleri, termik santrallerle âdeta talan hâline gelmiştir. Geçen nisan ayında çıkarttığınız, ormanların satışı, suların satışı, özelleşmesiyle de bu talan hızla artmış. Bugün Uludağ böyle giderse birkaç yıl sonra maalesef yaşanamayacak bir hâle gelecektir. Özellikle büyük oranı Karaağız köyünde yapılmak istenen, daha önce de gündeme getirdiğimiz biyokütle katı atık tesisi ağaç yakacağını ifade etmekte. Eğer bu kadar ağacı yakar, bu kadar büyük bir tesiste yirmi dört saat boyunca ağaç yakarsak, emin olun, iki sene sonra Uludağ'da ne bir ağaç bulursunuz ne bir yeşillik bulursunuz ne de bir canlı bulursunuz.

Einstein'in yıllar önce yaptığı çok güzel bir tespiti var: "Eğer dünyada arılar yok olursa dört yıl sonra dünyada yaşam biter." Sayın iktidar vekilleri, bu coğrafyada, bu dünyada sadece insanlar yaşamıyor; arısı da var, börtü böceği de var, canlısı var, ağacı var, kuşu var, hayvanı var. Her türlü canlının bu ekosistemde bir bütünlük yaratarak yaşam hakkı var. Siz bunları yok ettiğinizde oradan elde ettiğiniz rantla belki günü kurtarıyorsunuz, belki yandaşlarınızın cebini dolduruyorsunuz ama emin olun, geleceğimizi, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğini karartıyorsunuz.

Gene, hemen burada güncel bir konuyu da ifade edeyim. Pazar günü, Artvin Cerattepe'de yapılmak istenen ve hâlâ izinsiz olmasına rağmen devam eden maden ocaklarıyla ilgili Bursa'da Artvin Çevre Platformunun bir toplantısı vardı. Bir ay önceden izin alınmış olmasına rağmen AKP'li Yıldırım Belediyesi bir gün önce saat üçte toplantıyı, paneli iptal ettiğini duyurdu. Sayın Kaboğlu Hocamız da konuşmacı olarak geliyordu. Yıldırım Belediyesi... Sanki Barış Manço Kültür Merkezi babasının malıymış gibi, hiç kimseye sormadan "Önümüzdeki seçimde beni belediye başkan adayı yapmazlar." diye korkarak hakkı olmadan bu toplantıyı iptal etmiştir. Buradan da onu kınıyorum. O salon Yıldırımlılarındır, kimsenin babasının malı değildir. (CHP sıralarından alkışlar) Teşekkür ederiz.

Maalesef, iktidar yandaşları tüm doğayı hedef almış durumdalar. Bakın, İsrail, suyu olmayan Arava Çölü'nde su buluyor, yerin altından suyu çıkarıyor, sera çiftlikleri kuruyor, 1 milyar euroluk da tarım ihracatı yapıyor. Biz elimizdeki kaynakları ne yapıyoruz? Önce yok ediyoruz, olanları da yabancılara peşkeş çekiyoruz. Hiçbir şeye sahip çıktığımız yok. Yollar araç geçiş garantili, tüneller araç geçiş garantili, nükleer elektrik alım garantili, köprüler geçiş garantili, hapishaneler mahkûm garantili, hastaneler hasta garantili. Ne varsa yabancılara, ormanlar da yabancılara peşkeş çekilmiş durumda.

Evet, bu eleştiriler belki sizi rahatsız ediyor ama şu sözleri de ifade etmem gerekiyor, bir hikâye, meşhur: "Büyük İskender bir gün vezirine diyor ki: "Seninle artık çalışmayacağım." Tabii, vezir şaşırıyor "Hayırdır, niye çalışmıyorsun benimle?" diyor. "Çünkü ben bir beşerim, zamanı gelir şaşarım ama bu kadar süredir sen beni hiç uyarmadın. Eğer benim bir hatamı görmediysen cahilsin. Yok, hatamı gördüysen, uyarmadıysan da hainsin. İkisinden biri olduğun için seninle artık çalışmıyorum."

Bakın, arkadaşlar, saraydan gelen her şey doğru olmayabilir. Saraydan her geleni sorgulamadan -en son şu sağlıktaki yasa teklifiyle ilgili- bakmadan, halkın ne düşündüğünü görmeden, oradaki doktorun, eczacının, diş hekiminin sahada yaşayacağı sorunları bilmeden, gidip saatlerdir, cuma gününden beri bizi günlerdir uğraştırıyorsunuz. Mesele çok basit; 5'inci maddedeki bir cümleyi çıkartacaksınız. O madde ne diyor: İşte, FETÖ şüphesi, terör şüphesiyle ilgili herhangi bir şüphe varsa SGK'ye bağlı hastane ve kurumlarda çalışamaz. SGK'ye bağlı olamayan özel hastane mi var?

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Evet, var tabii.

ERKAN AYDIN (Devamla) - Nerede var, bir söyleyin, örneğini verin; bir tane verin, tek bir tane verin. Varsa buyurun, söyleyin bir tane. Bakın, arkadaşlar, bir tane olmaz. SGK'yle sözleşme yapmadan hiçbir özel hastane ayakta kalamaz, bunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz çünkü özel hastanelerin çoğu sizin yandaşlarınızın.

ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Muayenehaneleri var.

ERKAN AYDIN (Devamla) - Muayenehanecilik zaten bitti. Aile hekimi, aile hekimi hangi muayenehaneyi açacak? Devlette çalıştırmıyorsunuz, hastanede çalıştırmıyorsunuz, acilde çalıştırmıyorsunuz; "Raporu geçerli değil." diyorsunuz, "Zabıt tutamaz." diyorsunuz, ne yapacak? Resmen diyorsunuz ki bu doktora: "Git, ağaç kabuğu ye." Zaten Anayasa'da belli, yasada var, eğer herhangi bir şekilde mahkeme suçlu olduğuna karar verdiyse sizin bunu, yasayı çıkartmanıza gerek yok. Hem orası, tabip odası hem eczacılar odası hem diş hekimleri odası meslekten men ediyor, zaten çalışamıyor. Ama, siz muhalif gördüğünüzü, kaşının üzerinde gözü var dediğinizi, tipini beğenmediğinizi bu yasaya dayandırarak görevinden attığınızda ya da açlığa mahkûm ettiğinizde, işte, biraz önce o Büyük İskender'in vezirinin düştüğü duruma düşersiniz, bunu yapmayın. Saraydan da gelse insan eliyle geliyor, yanlışlar olabilir, uyarın; uyarırsanız da siz yücelirsiniz, bu millet de takdir eder. Hep işi seçim sonucuna getirip bu gerçekleri maalesef göz ardı ediyorsunuz.

Evet, gene gelelim... "Yerli ve millî" diye diye ne yerli bıraktınız ne millî bıraktınız ne de üretimde bir yerlilik kaldı. İthal edilenlerin oranlarına baktığımızda, dışarıdan gelen, saman meşhur oldu zaten, cevizinden... İşte aklınıza hemen hemen ne geliyorsa yetiştirilen her şeyi ithal ediyoruz. Ama bunun yanında, doğruyu söyleyenleri, gerçeği söyleyenleri de hemen görevden alıyorsunuz. En son, Sayıştay Başkan Yardımcısı... Ne dedi adam? "Kardeşim, sizin belediyelerinizde yolsuzluk var." dedi. İşini yapıyor. Ne dedi? "Kayyum belediyelerinde yolsuzluk var." dedi. İşini yapıyor. Bir ay önce de TÜİK Başkanını, enflasyon oranını doğru söylediği için onu görevden alıyorsunuz. Bence bunu yapacağınıza enflasyonu düşürün, kimseyi görevden almanıza gerek kalmasın. Bunu yapacağınıza belediyelerdeki yolsuzluğu engelleyin, kimse görevinden alınmasın, doğruyu yapsın, siz de doğru yapanı ödüllendirin. Görevden alarak bir ceza ve baskı yoluna gitmeyiniz lütfen.

Gene gelelim tarımdaki oynanan büyük oyunlara. Anadolu toprağı, binlerce yıldır oluşan üretim kültürüyle, kendine has tohumlarıyla, bu tohumlarla da yıllarca, bugüne kadar yaşamış ve bunları yaşarken hiçbir hastalık, bugün görünen kanser, obezite, şeker, metabolik hastalıklar görülmemiş ama bugün geldiğimiz noktada sizin yabancı tohuma teslim ettiğiniz, ithal ilaca teslim ettiğiniz, ithal gübreye teslim ettiğiniz bu topraklarda şeker de, kanser de, kalp krizi de -genç yaşta- hepsi de patlamış durumda. İşin en acı tarafı da şu değerli iktidar milletvekilleri: Bir FOX TV muhabiri gidip Tarım Bakanına ithal edilen eti sorduğunda, bununla ilgili cevap vereceğine, gidip görevini yapan gazeteciyi azarlıyor; bu da yetmiyor, ertesi gün o gazetecinin Tarım Bakanlığındaki akreditasyonu iptal ediliyor. Siz, onu sordu diye iptal edeceğinize ithal etin ithalatını bırakın. Oradaki rakamlara baktığımız zaman, on altı yılda 852 milyar TL para harcamışsınız ithalata. Bunun yanında, on altı yılda çiftçiye verdiğiniz destek 88 milyar. Yani dünyanın hiçbir yerinde çiftçiye verdiği desteğin 10 katı ithalat yapan hiçbir gelişmiş ülke bulamazsınız ki Anayasa'mızda yazıyor. "Gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'ini üreticiye, çiftçiye destek olarak vermeniz gerekiyor." denirken siz ne yapıyorsunuz? Ona vermeniz gereken parayı yandaşa verip, etrafını zengin edip, ülkeyi de ithal et, ithal tarım ürünleri, ithal tıbbi bitkiler cennetine maalesef ki çevirdiniz.

Tabii, burada teknik önerilerimiz de var tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimiyle ilgili. Bunları araştırma komisyonunda konuşacağız ama birkaç tanesini -çünkü vaktim de daraldı- sizlere çok kısa söylemek istiyorum.

Bu ürünlerin elde edilmesindeki en kritik aşama, hasat makineleri, özel cihazlar, bunların temin edilmesi; ondan sonraki aşama, maliyeti düşürmek, verimliliği artırmak için bunların kümelenme mantığıyla belli yerlerde yapılması; bunların orman köylerine özellikle yakın yerlerde yapılmış olması; standardize edilmiş bitkilerin üretilmesi için tohum tescilinin yapılması ve tescilli tohum kullanılması, bunlarla ilgili yönetmeliklerin çıkarılması; özellikle de ana yollar, sanayi kuruluşları, havayolları, çevresel kirlilik ve kontaminasyona açık yerlerden uzak yerlerde olması gerekir. Havza bazlı desteklerin yerel paydaşlardan öneri alarak yapılması gerekir. Tıbbi aromatik havzaların oluşturulması gerekir. Uluslararası düzeyde piyasa değeri olan tıbbi ve aromatik bitkilerin ıslah ve tohum geliştirme çalışmalarının artırılması gerekir. Ülkemizde gıda, kozmetik, boya, süs, hayvancılık ve diğer sektörlerde kullanım potansiyeli olabilecek tıbbi aromatik bitkilerin listelerinin literatürlerden taranarak seçilmesi gerekir. Geleneksel ve tamamlayıcı tıpta kullanılan bitkilerin üretiminin planlanması gerekir. Gen kaynaklarının gene korunması ve uluslararası ticarete konu edilebilmesi açısından ülkemizdeki tıbbi aromatik bitkilerin biyolojik tanımlamalarının yapılması gerekir. AR-GE ve ölçek büyütme süreçleri düzgün planlanmalıdır. Aktarlarla ilgili mevzuat çalışmalarının ivedilikle yapılması gerekir. Farmasötik ürün formunda yer alan ürünlerin de eczanelerde satılması ve alınmasına yönelik mümkün ise yasal düzenleme yapılması gerekir. Piyasada satılan tıbbi aromatik bitkilerin üretici ve satıcılarının yasal sorumluluklarının çerçevesinin çizilmesi gerekir. Gene, pazarlama stratejisi önemli bir konu. Alım garantili sözleşmeler yapılarak üretici desteklenmelidir. Fiyat politikası ve kontrolü sağlanmalıdır. Ürün bazlı talep oluşturulmalıdır. Uluslararası fuarlarda bulunmak ve yerli fuarlarla ilgili organizasyonların düzenlenmesi, üretim yerlerinin denetlenmesi ve gerekli cezai yaptırımların da kanunla düzenlenmesi şart olarak görünüyor.

Velhasıl, bu araştırma komisyonunun kurulması... Ülkemizde yeteri kadar önem verilmeyen ancak gelişmiş ülkelerde hızla bunun sanayisinin ve kullanımının...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Toparlayın Sayın Aydın.

ERKAN AYDIN (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

...arttığını göz önünde bulundurarak bu komisyonun güzel işler yapacağına inanıyorum ve Meclise de geldiği zaman umarım bu maddeleri daha geniş tartışır ve yasalaşması konusunda da hemfikir olur, oy birliği olur diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Aydın.