Konu:701 Sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/4) İle İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:11
Tarih:30/10/2018


701 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (1/4) ile İçtüzük'ün 128'inci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme Alınmasına İlişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı Tezkeresi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Muş) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Günün son saatleri, herkes oldukça yoruldu. Ben de 701 Sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin birinci bölümü üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Aslında tek tek belki OHAL maddelerini konuşabiliriz ya da OHAL sürecinde yaşanan tüm hukuksuzlukları tartışabiliriz ama eminim ki buna hiçbir zaman süremiz yetmeyecektir.

"OHAL" dediğimiz şeyin kendisine bakmamız gerekiyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 20 Temmuzda ilan edilen olağanüstü hâlden sonra Türkiye'de demokrasi askıya alınmıştır. Temel hak ve özgürlükler bir bilinmez zamana ertelenmiştir ve OHAL kararnameleri, OHAL süresi üç aylık periyotlar hâlinde 7 kere uzatılmıştır.

Bu süre içerisinde aslında kendisini dinci, cemaatçi bir grup olarak örgütleyen Fetullah Gülen ya da FETÖ'cü yapılanmaya karşı mücadele edildiği ifade edilse de yapılan bütün uygulamalara baktığımızda, çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin içeriğine baktığımız zaman, aslında bir bütün olarak AKP Hükûmetinin 7 Haziran seçimlerinde gerilediği, kaybettiği mevzileri kazanmak üzerine bir yöntemi tercih ettiğini görüyoruz.

Bunu nereden biliyoruz? Bunu, en başta, aslında muhalif olan her kesimi susturmak için yaptığı bütün uygulamalardan anlayabiliriz. Örneğin, özgür basının susturulması, televizyonların kapatılması, dergi ve bütün gazetelerin bir şekilde kapatılması, derneklerin bütün faaliyetlerinin yasaklanması ve 1.800'e yakın derneğin iş ve işlemlerinin kapatılmasından anlayabiliriz.

Başka nereden anlayabiliriz? Örneğin, onu iktidardan düşüren, 7 Haziran seçimlerinde hükûmet kurmasının önündeki engeli oluşturan Halkların Demokratik Partisinin seçilmiş genel başkanlarının ve milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırarak onları cezaevine koymasından anlayabiliriz.

Başka nereden anlayabiliriz değerli arkadaşlar? Aslında darbeyi bir lütuf olarak değerlendiren ve darbenin sonuçları üzerinden kendisine menfaat çıkarmak isteyen sermayeye yaptığı uygulamalardan, kanun hükmünde kararnamelerin içerisine koyduğu, sermayeye dönük yazılı uygulamalardan görebiliriz. Örneğin, bir yerde bir fabrika kuracaksınız, bir tesis inşa edeceksiniz, normalde ÇED raporu almanız gerekiyor ama kanun hükmünde kararname ne diyor? "ÇED raporundan muaf." diyor. Ne güzel! Gelin, burada fabrikayı kurun, zeytinlik alanları harap edin ya da bütün doğayı talan edebilirsiniz.

Başka ne var değerli arkadaşlar? Örneğin, bu ülkenin vicdanı olan; bilimsel, laik, ana dilinde eğitim noktasında emek vermiş, bu ülkede hepimizin yetişmesine, bu ülkenin demokrasisinin gelişmesine ve hasbelkader varsa Batı'da bir vizyonumuz, varsa Batı'da gerçek anlamda herhangi bir iyi, olumlu görüntümüz, buraya emek koymuş, yıllarını akademide, akademi kürsülerinde çürütmüş, barış için imza veren akademisyenlerin ihraç edilmesinden anlayabiliriz. Peki, sadece ihraç mı edildiler barış için akademisyenler? Hayır, sadece ihraç edilmediler. Öyle bir kindir ki öyle bir uygulama ki devlet artık kişilere, kurumlara, yapılara hamasetle bakıyor, o insanları kamu kurumlarından, okullardan, üniversitelerden uzaklaştırmakla yetinmiyor, bir de üzerine onları dava ediyor. Hâlâ her gün Çağlayan Adliyesinde, biz, barış için akademisyenlerin yargılamalarına, davalarına tanıklık ediyoruz ki bir elden düğmeye basılmış gibi, kopyalayapıştır iddianamelerle şu anda da cezalar uygulanıyor, cezalar kuruluyor; bunu söylemek gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, burada çok konuşuluyor, en çok da milliyetçi duygular üzerine konuşmalar yapılıyor; kardeşlik, millîlik, yerlilik ve binlerce yıllık tarih üzerine çok şey söyleniyor. Örneğin, binlerce yıldır burada yaşayan ve adına "Kürt" dediğimiz bir halktan haberiniz var mı? Örneğin, o insanların kendi yerelinde oy verdikleri belediye başkanlarını İçişleri Bakanlığı kararnameleriyle koltuklarından edip, makamlarından edip, meclisleri askıya aldığınızdan haberiniz var mı? Örneğin, iki dilli olan tabelaları, hatta çoğu yerde Süryanice, Arapça ve Ermenice olan tabelaları da indirdiğinizden haberiniz var mı? Söylediğimizde "Hayır." diyorsunuz. Gelin, gidelim, örneğin Muş'a gidelim, Ağrı'ya gidelim, Diyarbakır'ın ilçelerine gidelim ve hep beraber tanıklık edelim bunlara değerli arkadaşlar.

Şimdi, saysak bitmiyor OHAL dönemindeki haksız ve hukuksuz uygulamalar. Sizin için OHAL sadece bir kararname olabilir, sadece bir yazılı metin olabilir ama biliyoruz ki o kararnamelerle binlerce, yüz binlerce insanın hayatı karardı. Bir örnek mi istiyorsunuz? Örneğin, Maden ailesi değerli arkadaşlar. Ne oldu? Kanun hükmünde kararnameyle işten çıkarıldılar, yetmedi kendileri hakkında soruşturma uygulandı, 3 çocuğuyla beraber Ege Denizi'nden Midilli Adası'na kaçmak isterken botları battı ve 3 çocuk, anne, baba yaşamlarını yitirdiler. Neden? Gerçekten bağımsız, tarafsız bir yargımız olmuş olsaydı bu insanlar çocuklarıyla beraber canları pahasına bir bota binip bu ülkeden bir başka ülkeye kaçmayı tercih ederler miydi?

Hiç kendimize soruyor muyuz acaba, neden yıllarca birlikte yürüdüğümüz, birlikte yan yana durduğumuz insanlar bize bir gün döndüler ve darbe yapmak istediler değerli arkadaşlar? Demek ki bir yerde bir açık var, demek ki bir yerde bir hata var, demokrasiyi yeterince içselleştirememişiz, demokrasiyi kurumsallaştıramamışız ve demokratik teamülleri geliştirememişiz; yandaşlığı, partizanlığı, particiliği bütün demokratik değerlerin önüne koymuşuz ve onun içindir ki işte yan yana yürüdükleriniz bir gün geldiler, şu an altında bulunduğumuz çatı da dâhil her yere kurşun yağdırdılar. Peki, şaşırıyor muyuz? Hayır, şaşırmıyoruz. Neden? Çünkü bu ülkede yoksul çocuklar okusun diye Millî Eğitim Bakanlığı, yüksek eğitim kurumları yurt yapmadılar, ışık evlerine gitsin istediler, ışık evlerinde o çocuklar kalsın istediler ve ışık evlerinde kalan çocukların her biri biliyordu ki bir gün kamuda bir yere gelecek. Ben biliyorum, bir meslek lisesi mezunuyum, 28 Şubat döneminde yaşanan hak ihlallerini bire bir yaşamış biriyim ama şunu çok iyi görmeniz gerekiyor değerli arkadaşlar: Hukuk herkese her zaman lazımdır. "Benim hukukum." derseniz, "Benim partim." derseniz, "Benim yandaşım." derseniz gün gelir bütün o çıkardığınız uygulamalar gelir, sizi bulur. Hani derler ya "Keser döner, sap döner, gün gelir devran döner." Evet, devran döner ve o devran döndüğünde siz de biz de altında kalırız.

Değerli arkadaşlar, şununla devam etmek istiyorum: Tabii, sadece sayılardan ibaret değil, şu anda 701 sayılı KHK'nin yasalaşması için konuşuyoruz. Ne olacak biliyor musunuz? Yıllarca emek vermiş, okumuş, bir şekilde bir ekmek kapısı edinmiş gariban Anadolu çocuklarının ne kadar suçlu olup olmadığına bakmadan bir ömür boyu cezalandırılmasının önünü açıyorsunuz, farkında mısınız? Emeklilik hakkını elinden alıyorsunuz, geleceğini elinden alıyorsunuz. Siz bunları yargıladınız mı? "Ben bir KHK'liyim, işe gittiğim sabah yayınlanan KHK'yle işimden oldum. Hakkımda tek bir idari soruşturma yoktu, tek bir adli soruşturma yoktu, işsiz kaldım..." Siz bunun hesabını nasıl vermeyi düşünüyorsunuz? Siz Maden ailesini ne yaparsanız yapın geri getirebilecek misiniz değerli arkadaşlar? Geri getiremeyeceksiniz. Yanan tek bir ocak, ağlayan tek bir çocuk ve yaşamını yitiren tek bir insandan sorumlu olduğumuzun bilinciyle hareket etmemiz gerekiyor.

Sanırım sayılardan, metinlerden çok daha önemli şeyler var, o da gerçek anlamda bu ülkenin demokrasisidir, bu ülkede eşit, özgür ve demokratik koşullarda bir anayasanın inşa edilmesidir ve bunun için partileri, kişileri, yapıları bir tarafa bırakıp herkesin sorumluluk almasıdır değerli arkadaşlar. Eğer bu sorumluluğu almazsak -FETÖ gider- yarın bir başka yapı gelecek, bir başka grup gelecek ve biz yine darbeyi konuşacağız, darbenin sonuçlarını konuşacağız, KHK'leri konuşacağız ve aslında hiç de doğru olmayan, hiç de hukuki olmayan, hiç de insani olmayan, hiç de vicdani olmayan uygulamaların arkasında burada birbirimize söz anlatmaya, meram anlatmaya çalışacağız. Bu arada ölenler ölmüş olacak ve onlar öldükleri yerde kalmış olacaklar değerli arkadaşlar. Sanırım buna hiçbirimizin hakkı yok diyorum, hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)