Konu:Karayolları Trafik Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:8
Tarih:17/10/2018


Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MHP GRUBU ADINA MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan (2/860) esas sayılı Kanun Teklifi'nin ikinci bölümü hakkında konuşma yapmak için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kanun teklifinin ikinci bölümünü teşkil eden ve 23'üncü maddeden başlayarak 49'uncu maddeye kadar devam eden 27 maddede muhtelif kanunlarda değişiklikler öngörülmüştür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda değişiklik yapılmasını esas alan maddelerden 23'üncü maddede, kanunun 68'inci maddesinde yer alan, ışıklı veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçit veya kavşaklarda yayaların geçişlerinde araçların hız ve uzaklığının göz önünde bulundurulma yükümlülüğü ortadan kaldırılmaktadır. Malum olduğu üzere, yayalara trafikte öncelik vermek ve yayaların trafikte can güvenliğini temin etmek toplumların medeniyet seviyesini göstermesi açısından önem arz etmektedir. Ülkemizde trafik kazalarında taşıtlarda yaralanan veya ölen vatandaşlarımız kadar yaya olarak trafik kazalarına karışarak yaralanan veya hayatını kaybeden vatandaşlarımız bulunmaktadır. Bu kayıplar her birimizin içini acıtmakta, her sene ortaya çıkan istatistiki veriler yaşanan trafik kazalarını trafik terörü olarak adlandırmamıza neden olmaktadır.

Trafik kazalarının önlenmesinde toplumsal eğitim seviyesinin yükseltilmesi en önemli tedbir olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, trafik denetimlerinin etkinliğinin artırılması ve uygulanacak cezai yaptırımların caydırıcı olması da ayrıca önemli bir tedbirdir. Bu kapsamda yapılan değişiklikler yerindedir. Gerek 23'üncü maddede yapılan değişiklik gerekse 25'inci maddede yayalara ilk geçiş hakkının verilmesi ve buna ilişkin para cezasının artırılmasına dair değişiklik de isabetli olmuştur. Yayaların karışmış olduğu trafik kazalarında yayaların da kazaya sebebiyet verebileceği ve bu nedenle hukuki sorumluluklarının bulunacağı birçok yargı kararında ifade edilmektedir. Yargılamalarda kusur yüklendiği takdirde, yayalar yüklenen kusur oranında tazminat yükümlülükleriyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu bendin yürürlükten kalkmasıyla birlikte yayaların kusurlu bulunduğu trafik kazalarına ilişkin tazminat davalarında ciddi bir azalma olacağı veya yayalara izafe edilen kusur oranlarında ciddi düşüşler yaşanacağı kanaatindeyiz.

Yine, trafikte yayalara ilk geçiş hakkının düzenlendiği 25'inci maddede yapılan değişiklikle, şehir içinde yayaların yaralanması ve ölümüyle neticelenen kazaların azalmasını beklemekteyiz. Bu maddenin ihlali hâlinde uygulanacak cezada artış yapılması caydırıcılığın artması açısından yararlı bir değişiklik olacaktır.

Teklifin 24'üncü maddesinde seyir hâlinde cep telefonu kullanan sürücüler için daha yüksek para cezasının öngörülmüş olması önemlidir. Zira trafikte seyir hâlinde şoförlerin cep telefonu kullanmasının alkollü araç kullanmaktan daha tehlikeli olduğuna dair araştırmalar kamuoyu tarafından yakinen bilinmektedir. Bizler de her gün trafikte seyir hâlinde olan ve tehlikeli bir şekilde şerit değiştiren, anlamsız manevralar yapan araçların yanından geçerken baktığımızda mutlaka şoförün elinde cep telefonu bulunduğunu görmekteyiz. Özellikle akıllı telefonların çok yaygınlaştığı günümüzde bu tehlike çok daha büyük oranda artmıştır. Bu konuda denetimden sorumlu olan trafik polislerinin uygulamayı istisna gözetmeden yapmaları da ayrıca önem arz etmektedir.

Teklifin 26'ncı maddesinde, motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında araçlarını kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerine idari para cezası uygulanması ve aracın on beş gün süreyle trafikten menedilmesi düzenlenmiştir. Devamındaki fıkralarda çalışma izni almadan veya alınan izinde belirtilen faaliyet konusu dışında veya alınan iznin belirtilen çalışma bölgesi veya güzergâh dışında belediye sınırları dâhilinde yolcu taşımanın yasak olduğu ifade edilmektedir. Bu kuralı ihlal edenlere yüksek para cezasıyla birlikte on beş ile altmış gün arasında trafikten men cezasının verileceği öngörülmektedir.

Genel olarak bakıldığında, isabetli gördüğümüz bu değişikliklerle belediye sınırları içerisinde yapılan yolcu taşımacılığı faaliyetlerinin daha düzenli hâle getirilmesinin amaçlandığı açıktır. Gerçekten, yolcu taşıma faaliyetlerinde, özellikle personel ve öğrenci taşımacılığında hukuka aykırı olarak faaliyet gösteren yapılara fırsat verilmemesi açısından cezaların caydırıcı olması isabetli olmuştur. Bununla birlikte, uygulamadan kaynaklanan bazı problemlere de değinmek gerektiği kanaatindeyiz. Maddede belediye sınırları dâhilinde yapılan yolcu taşımacılığıyla alakalı olarak düzenlenmeye yer verilirken Karayolu Taşıma Kanunu ve yönetmeliği kapsamında gerçekleşen yolcu taşımacılığından hiçbir şekilde bahsedilmediğini görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yolcu taşımacılığına ilişkin mevzuatın uygulanmasında yaşanan karmaşıklığın acilen giderilmesi gerekmektedir. Büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan yolcu taşımacılığını düzenleme yetkisine sahip UKOME'ler ile kara yolu taşıma mevzuatını uygulayan ulaştırma bölge müdürlüklerinin yetki ve sorumluluk alanlarının netleştirilmesi ve uygulamada uyum içerisinde faaliyet göstermelerinin temin edilmesi gerekmektedir. Mevcut durumda mevzuatın uygulanmasında ciddi karışıklıklar meydana gelmekte, yapılan yanlış uygulamalar yolcu taşımacılığı sektöründe telafisi mümkün olmayacak zararlar ve mağduriyetler ortaya çıkarmaktadır. Türkiye'de kara yolu taşımacılığıyla ilgili mevzuatta norm ve standart birliğinin oluşması sağlanmalıdır. Buna ek olarak uygulayıcıların mevzuatla ilgili olarak yeterli bilgi donanımına sahip olmaları gerekmektedir. Örneğin, trafik polisleri yapmış oldukları denetimlerde yolcu taşıyan bir aracı durdurduğunda hangi kanuna veya hangi yönetmeliğe veya hangi UKOME kararına göre denetimi gerçekleştirecekleri konusunda tereddüt yaşamaktadır. Trafik polisleri, bu konuda vermiş oldukları idari para cezaları ve trafikten men kararları nedeniyle yeri geldiğinde şahsen sorumlu dahi olabilmektedirler. Verilen yanlış kararlar, yapılan hatalı uygulamalar yargıya taşındığında yargı tarafından verilen iptal kararlarıyla durum daha da içinden çıkılamaz hâle gelmektedir. Kara yoluyla yapılan taşımacılığın hayati önem taşıdığı Türkiye'de bu faaliyetlerin gerek mevzuat gerekse uygulamada daha düzenli hâle getirilmesi acil bir ihtiyaçtır.

Teklifin 27'nci maddesiyle ilgili olarak, uzman jandarma personelinin astsubaylığa geçişinde öngörülen yaşın 35 yaş olarak değil, 45 yaş olarak belirlenmesinin daha adil bir çözüm olacağı kanaatindeyiz. Genel kolluk kapsamında olan polisler komiser yardımcılığına 45 yaşına kadar başvurabilmekteyse uzman jandarmalar da astsubaylığa geçiş için 45 yaşına kadar başvuru yapabilmelidirler.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 28'inci maddesinde, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçların takibinde faillere daha kolay ulaşılmasını temin etmek maksadıyla suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine ya da suç faillerinin yakalanabilmesine yardımcı olanlara veya yerlerini yahut kimliklerini bildirenlere para ödülü verilebilmesi öngörülmüştür. Ödülün verilmesi ve ödül miktarının belirlenmesinde usul ve esasların İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği ayrıca düzenlenmiştir. Buna göre, ödül mutlak değildir, usul ve esaslar yönetmelikle belirlenecek, ödülün verilip verilmemesi yetkili mercinin uygun bulmasıyla söz konusu olacaktır. İçişleri Bakanlığının usul ve esas belirlemek için hazırlayacağı yönetmelikte terör suçlarının veya suçlularının ihbarının ödüllendirilmesinin somut ve kesin kriterlere bağlanması gerekmektedir.

Terörle mücadelede büyük bedeller ödeyen ancak bir an olsun kararlığından ödün vermemiş olan Türk milletini acze düşürmek ve Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmak için hain emeller besleyenlerin bu faaliyetlerini önlemek hepimizin ortak sorumluluğudur. Allah korusun, herhangi bir saldırı meydana geldiğinde de bunun sorumlularının hukuk önünde hesap vermesini temin etmek için dünyanın her ülkesinde uygulanmakta olan ödül sisteminin ülkemizde de ektin bir şekilde uygulanmasını temin etmek gerekmektedir. Bu açıdan, yapılan değişiklik doğrudur ve yerindedir.

Yine teklifin 33'üncü maddesinde kaçakçılıkla mücadele kapsamında el koyma ikramiyesinin kapsamının genişletilmesi öngörülmektedir. İfade ettiğimiz gibi, kaçakçılıkla mücadele eden unsurların motivasyonunun yüksek olması, bu unsurlara yönelecek hukuk ve ahlak dışı tekliflerin etkisizleştirilmesi açısından el koyma ikramiyesinin önemi büyüktür. Teklif edilen düzenlemede soruşturma ve operasyon sürecinin tüm aşamalarında yer alan ancak bizzat ve fiilen el koyma işleminde yer almayan personelin de ödül kapsamına alınması memnuniyet vericidir.

Teklifin 34'üncü maddesinde çakmak gazı ve benzerlerinin uyuşturucu madde kapsamına alınması önemli bir değişikliktir. Zira gençliğimiz çok farklı, adını sanını bilmediğimiz uyuşturucu maddelerle zehirlenmektedir. Bunların bir kısmı ciddi paralar karşılığında temin edilebileceği gibi bir kısmı da sokakta, çakmak gazı gibi çok kolay bir şekilde ve çok ucuza temin edilebilmektedir. Madde metnine "çakmak gazı ve benzeri" ifadesi konulmakla çakmak gazının dışında bütün türevi maddelerin niteliğinde olan diğer maddelerin de kapsam içerisine alınması, uyuşturucuyla mücadelede etkinliğin artırılmasına katkı sağlayacaktır.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 32'nci maddesinde yabancılara yabancı kimlik numarası verilmesi öngörülmektedir. Yabancıların kamu kurumlarında işlem yapmasının kolaylaştırılmasının amaçlandığı teklifin gerekçesinde ifade edilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti devleti dünyada hiçbir ülkenin üstesinden gelemeyeceği kadar büyük ölçekte mülteci akınıyla karşı karşıyadır. Türkiye'nin mevcut durumda 4 milyon civarında mülteciyi misafir ettiği, mültecilerin insan onuruna yakışır şekilde yaşayabilmeleri için son rakamlarla 33 milyar dolar civarında harcama yaptığı düşünüldüğünde, bu durumun sürdürülebilir olmadığı, er ya da geç misafir ettiğimiz kardeşlerimizin kendi vatanlarına kavuşmalarının sağlanması gerektiği tartışmasızdır.

Bu düşüncelerimizi ifade ederken Türkiye'de yaşamakta olan yabancı ülke vatandaşlarının ve mültecilerin kamu hizmetlerinden kolaylıkla faydalanmasının sağlanmasına karşı çıkmanın da uygun bir tavır olmayacağını düşünmekteyiz. Bizler tarihin her döneminde mazlumun, ezilenin yanında olmuş olan Türk milletinin evlatlarıyız. Bunu yaparken Türk milleti ne din ayrımı gözetmiştir ne ırk ne de mezhep. Bundan sonra da aynı tavrımızı kararlılıkla sürdürecek ve dünyaya adaletin ve merhametin ne demek olduğunu göstereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, tamamlayın Sayın Bülbül.

MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Devamla) - Son olarak, kanun teklifinin 47'nci maddesinde Hakkâri il sınırları içerisinde bulunan Derecik beldesinin ekli 1 sayılı listede adları yazılan köylerle birlikte Derecik ilçesine dönüşmesi ve aynı adla burada belediye kurulması öngörülmektedir. Teklif gerekçesinde ayrıntılı bir şekilde ifade edildiği üzere, özellikle güvenlik mülahazaları ile ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak Derecik ilçesinin kurulması uygun olacak, terörle mücadelede etkinlik sağlanırken sağlık ve belediye imkânlarının gelmesiyle bölgede bulunan yaklaşık 20 bin vatandaşımız daha uygun şartlarda hayatlarına devam edebileceklerdir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına yapmış olduğum bu değerlendirmeleri huzurunuzda arz ediyor, desteklemekte olduğumuz kanun teklifinin hayırlar getirmesini dileyerek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)