Konu:Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:8
Tarih:17/10/2018


Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu yasa teklifiyle ilgili düşüncelerime geçmeden, Ramazan Bey oradan bir şey söyleyince aklıma geldi. Nisanın sonunda, en son konuşmamda "26'ncı Dönemin son konuşmasını yapıyorum." demiştim. Oradan bazı AK PARTİ milletvekilleri bıyık altından gülmüştü, laf atmıştı "Sen bir daha gelemezsin." falan. Şimdi o arkadaşlarımı burada göremiyorum ama muhtemelen, ekran başında koltuklarına oturarak beni izliyorlardır; izninizle onlara da bir selam göndermek istiyorum.

İSMAİL TAMER (Kayseri) - O selamı bana da ver.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Peki.

Evet, yasa teklifinin geneli üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım.

Karşı oy yazımızda da belirttiğimiz gibi, bu aslında bir yasa teklifi olarak geldi ama -Komisyonda da izah ettik- bu eski alışkanlıklar maalesef, AK PARTİ açısından devam ediyor. Nasıl devam ediyor? Onlar teklif vermeye alışkın olmadıkları için, hep tasarılar üzerinden çalıştıkları için, bugüne kadar savundukları hususlar hükûmet tasarısı olarak geldiği için bu teklifi de tasarı gibi hazırlamışlar. Nasıl hazırlamışlar? 2 değerli milletvekilimizin imzası var bunda ama tasarıyı hazırlayan gene Hükûmet, teklifi hazırlayan Hükûmet. Hükûmete sormadan hiçbir konuda fikir dahi beyan etmiyorlar. Hatta tartışmalar öyle bir gergin başladı ki milletvekillerimiz, teklif sahibi milletvekillerimiz itirazlara çok sert tepkiler verdiler. Neden verdiler? Altında imzaları olan teklif, aslında Hükûmet tarafından ve onun bürokratları tarafından hazırlandığı için kendileri de konuya vâkıf olmadıklarından.

Biz şunu söylüyoruz: "Sistem değişti." diyorsunuz, sistemi değiştirdiniz, biz istemesek de yaptık bunu ama bari değiştirdiğiniz sistemi özümseyin, anlamaya çalışın. Artık bu yeni sistemde, kanun yapma tekeli Türkiye Büyük Millet Meclisine ait. Artık Hükûmet size tasarı dayatamaz "Teklif adı altında verin." diye. Bunu komisyonda söyledik, burada da ifade etmek istiyoruz. Hükûmet de artık bu eski alışkanlığından vazgeçsin.

Yine, şunu söyledik: Geçmişte hep oldu bu, torba tasarılar getirdiler ve her seferinde de dediler ki: "Bu son torba tasarı." Şimdi arkadaşlar, torba tasarıların ülkemize kattığı hiçbir şey yok. Torba teklif hâlinde getirdiniz bunu da imza sahipleri olarak. Ya, 21 değişik kanunda değişiklik yapıyor, 21 değişik kanun. Sadece adı "Karayolları Trafik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması..." Yani "Karayolları" kısmı işin süsü olarak kalmış. Karayolları Trafik Kanunu dışında 20 kanunda daha değişiklik yapıyor. Doğal olarak, baktığınızda, bundan önceki torba tasarılar nasıl bu ülkeye fayda getirmediyse, hukuk sisteminde karışıklığa yol açmaktan başka bir işe yaramadıysa bugün gene, bu tür teklifler de aynı sıkıntılara yol açacak.

Ya, düşünebiliyor musunuz, bunun içinde şey var, Karayolları Trafik Kanunu'nun içinde mera komisyonuna kolluk gücü atanması meselesi var, değil mi? Her şey var; bir tek EYT'lerle ilgili, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili konuya geldiğimizde -birazdan açacağım onu- "Komisyonumuzun görev alanına girmiyor." denildi. Her şey var, Mera Kanunu var ama emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili meseleyi gündeme getirdiğimizde "Yok."

Şimdi, biz samimi bir şekilde yapıcı muhalefet yapalım dedik. Madem sistem değişti, madem milletvekilleri olarak artık yasaları biz yapacağız, dedik ki bakın, burada büyük bir karmaşa var, gelin, şunu alt komisyona havale edelim, biz de orada katkılarımızı sunalım -bu ilk deneyim oluyor, Plan ve Bütçe Komisyonundaki kanun dışında- gelin, adam gibi bir kanun yapalım. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri olarak, milletvekilleri olarak bunun altına imzamızı atalım. Bürokratların dayatmasıyla, yol göstermesiyle yapmayalım, kendi aklımızla ve bilgi birikimimizle ortaya koyalım dedik, alt komisyon talebimiz de reddedildi.

Yasa teklifinin 1'inci maddesi vardı, şimdi o yok. Neden olduğunu ayrıntılı olarak anlatacağım ama biz emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenlemeyi bu maddeye ilave ettiğimiz için öğleden sonra önerge verdiler, AK PARTİ ve MHP. Ha, HDP de bir önerge verdi, HDP bence siyaseten tuzağa düştü. Başka bir gerekçeyle verdi ama geri çekme önergeleri birleştirilerek oylandığı için HDP, MHP ve AKP sanki ortak bir önerge vermiş algısı çıktı. Arkadaşımız biraz önce onunla ilgili değerlendirmelerini yaptı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - O algıyı sen oluşturmaya çalışıyorsun.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Benim bu konuyla ilgili, konuşmamın sonunda, devamında daha fazla söyleyeceklerim de var.

Yine bu yasa teklifinin 4'üncü maddesinde başpolis unvanının kaldırılıp 45 yaşını aşmamış, lisans mezunu başpolis veya kıdemli polislere komiser yardımcısı olabilme imkânı getirilmiş. Tamam, buna bir itirazımız yok, komiser yardımcısı olabilsinler. Ayrıca şunu sorduk: Başpolislik düzenlemesi de devriiktidarınızda geldi, başpolislik gelince sanki Türkiye'de suçla ve terörle mücadele konusunda çok büyük aşama kaydedeceğiz diye anlatıldı. Getiren sizsiniz, başpolisliğin kaldırılmasını teklif eden sizsiniz ve Komisyonda da bunun sebebini bize ayrıntılı olarak anlatamadılar. Hadi başpolisliği kaldırıyorsunuz -şu anki başpolisler devam etmek kaydıyla- oraya 45 yaş ve lisans mezunu olma şartı getiriyorsunuz; arkadaşlar, şu anda herhâlde FETÖ iltisakı sebebiyle ihraç edilenlerin dışında 8 bin civarında başpolis var. Siz lisans şartını ve 45 yaş şartını getirdiğinizde, zannediyorum, 1.700-1.800'ü bundan faydalanıyor, diğerleri faydalanamıyor. Burada önergemiz de var, o maddede, gelin, bunu kaldıralım, 45 yaşı kaldıralım, lisans mezunu olmayı kaldıralım. Bu 45 yaşındaki polis memuru göreve başladığında lisans mezunu olma şartı getirmemişsiniz, şimdi niye getiriyorsunuz? Mesleğini yaparken kaçı lisans mezunu olabilmiştir? Ayrıca, bir şey daha söyleyeceğim, kızacaksınız ama yani biz, bu ülkenin Cumhurbaşkanı adayının, Sayın Cumhurbaşkanının lisans mezunu olup olmadığını sorguladığımızda bize en ağır tepkileri veriyorsunuz. Hatta bir hatibin şu sözünü hiç unutmam: "Kardeşim, illa üniversite mezunu olmak zorunda mı Cumhurbaşkanı?" Komiser yardımcılığına geçiş yapıyor. O sözü söyleyene hatırlatıyorum. Böyle bir düzenlemenin ne alakası var?

Yine, bakın, çok enteresan hükümler var. Yasa teklifinin 20'nci maddesinde önerge verdik. Hani şu, 65 yaşını dolduranlar ticari araç kullanamıyorlar. Türkiye'de yaş uzadı, ortalama ömür uzadı, dedik ki: "65 yaşını dolduran her yıl -heyet raporu almak kaydıyla- sağlam raporu alırsa aracını kullanmaya, evine ekmek götürmeye devam etsin." İtiraz ettiler, karşı çıktılar, bürokratlar "Hayır, olmaz." dedi, niye olmayacağını bile bize izah edemediler. Bakın, orada da anlattık, Türkiye'de 65 yaşın üstünde Cumhurbaşkanları olmuş, Başbakanlar olmuş, attıkları imzalarla bu ülkeyi yönetmişler. Şimdi, bakın yani öyle bir noktaya geldik ki Sayın Cumhurbaşkanımız 65 yaşına giriyor -Allah uzun ömür versin- siz bu düzenlemeye karşı çıkarak diyorsunuz ki: "Sayın Cumhurbaşkanının yaşıtları ticari araç kullanamaz." Sayın Cumhurbaşkanı ülkeyi yönetiyor, o sadece ticari araç kullanıyor. Bir de işin başka bir yönü daha var. 75 yaşındaki büyüğümüz, 85 yaşındaki büyüğümüz hususi aracıyla trafiğe çıkabiliyor ama maalesef, 65 yaşına geldi diye ticari araç kullanmasını engelliyorsunuz ne kadar sağlam olursa olsun. Bu konuyu yeniden gündeme getireceğiz, bir daha düşünmenizi biz ısrarla öneriyoruz.

Yine, bu yasa teklifinde anlamadığımız bir 31'inci madde var. Mera komisyonuna kolluk gücü sokuyoruz. Ya, mera komisyonu zaten valiliğin başkanlığında, başkanının vali olduğu bir komisyon. Zaten, meralarla ilgili, yaylalarla ilgili bir sıkıntı olduğunda valinin talimatıyla kolluk gücü orada hazır oluyor. Kolluk gücü temsilcisi niye bu Komisyona dâhil ediliyor, akla mantığa uygun şekilde kimse izahat getiremedi, hatta bu teklifi hazırlayan bürokratlar da getiremedi, biz bunun cevabını burada bekliyoruz.

Yine, bu teklifte ne var? Hakkâri ilinde Derecik beldesinin ilçe yapılması. Biz buna "tamam" dedik. Hiç itiraz etmedik ama devamında dedik ki: "Tokat'ta, Adıyaman'da, Niğde'de ilçe yapılması elzem olan..."

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Maraş'ta.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Maraş'ta. "...yerleşim bölgelerimiz var." dedik, mantıklı şekilde anlattık. Hatta Sayın Kahramanmaraş Milletvekilimiz yaptığı konuşmada "Kahramanmaraş Milletvekili olan İçişleri Komisyonu Başkanımızın bu talepleri görmezlikten geleceğini düşünmediğini." söyledi. Ama Sayın Başkanın ret oyu için elini kaldırmasıyla bütün AK PARTİ'li üyeler aynı yönde karar aldı.

Evet, şu EYT konusuyla ilgili, biliyorsunuz, bir şark kurnazlığı yapıldı. 1'inci maddede, bizim önerimiz üzerine, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili "Gelin, şu geçici 78'inci maddeyi çıkartalım, oylayalım, Genel Kurulda da bunu kabul edelim, emeklilikte yaşa takılanların problemini ortadan kaldıralım." dedik ama maddeyi geri çektikleri için oylama yapamadık. Bu sefer ne yaptık? Yeni madde ihdası olarak getirdik Komisyona bunu. Ne yaptı Komisyon Başkanımız? "Bizi ilgilendirmez." dedi, İç Tüzük 87'yi de gerekçe göstererek bunun oylanmasını da engelledi.

Bakın arkadaşlar, emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili problemi ne kadar biliyorsunuz bilmiyorum ama bu konuda mağdur olan insanlar var. Bu insanlar sizden bir şey istemiyor, özel bir ricaları yok, af gibi falan da değil, bu insanlar hak ettiklerini istiyor. Siz ne yapmışsınız devlet olarak, 1999'a kadar kural neymiş, 1999'un sonuna kadar? "5 bin iş günü primini yatırırsan; kadınlarda yirmi, erkeklerde yirmi beş yıl çalışırsan seni emekli ederim." demişsin. Kural bu.

Şimdi, Sevgili Alpay Özalan futbolcu, şöyle düşünün, empati yapın: Bir futbolcu futbol maçına, müsabakaya çıkarken -hakemler de öyle- maçın doksan dakika olduğunu biliyor ama maçın altmışıncı dakikasında federasyon bir karar alıp "Bu futbol maçını yüz yirmi dakikaya çıkartıyoruz." derse işte, bu durum aynı buna benzer.

Bakın, empati yapmanız için söylüyorum. Milletvekillerinde bir kural var değil mi? Emekliliğe hak kazanan milletvekili, iki yıl da fiilen milletvekilliği yapmak kaydıyla emekli milletvekili oluyor. Peki, şimdi, emekli olmayan çok sayıda arkadaşımız var AK PARTİ Grubunda da bizlerde de. İki yıllık süreyi doldurmak üzereyken buradan bir kanun çıkartsak "Canım, emekliliğe hak kazansan bile milletvekili emeklisi olabilmek için iki yıllık şartı altı yıla çıkartıyoruz." desek ya kardeşim, sen ne hissedersin? Açık olarak soruyorum. İşte emeklilikte yaşa takılanlar da bunu hissediyor. Kandırılmış. Devlete güvenmiş, devlet koymuş bu kuralı. Ciddi bir devlet koyduğu kuralı değiştiremez. Bugün ne oldu? 56 yaş, 58 yaş. Geçtiğimiz yıl sigorta sistemine giren kişi 56 yaşında emekli olacağını düşünüyor; peki, onun emekli olmasına birkaç yıl kala "Türkiye'de ortalama ömür uzadı kardeşim." deyip 66 yaşa çıkartmayacağının ne garantisi var. Çıkartsa bu insanlar ne hisseder? O yüzden emeklilikte yaşa takılanların durumu açık bir mağduriyet, ciddi bir devlete yakışmaz ve bu durumun düzeltilmesi gerekir.

Vallahi ben, dün AKP Grubunun tamamını izledim, Sayın Cumhurbaşkanını ve çok üzüldüm. Sayın Cumhurbaşkanı öyle bir dil kullandı ki "Bir de dernek kurmuşlar. Bir de bir hanımefendiyi dernek başkanı seçmişler." diyor. Öyle ağır bir üslup ki sanki terör örgütü liderinden bahsediyor, yöneticisinden bahsediyor. Dernek kurmanın nesi yanlış? Mağdur olan insanlar bir araya gelir, bir dernek kurarlar, haklarını arayabilmek için örgütlenirler. Ama Sayın Cumhurbaşkanının söylemlerine bakıyorsun, en alt sınırdan anlatıyor yani 38 yaşında bir kadının emekli olması yani 18 yaşında sigortalı olacak da 38'de emekli olacak; Türkiye'de de çok örneği yoktur. Ama Sayın Cumhurbaşkanı kendisinin kaç yaşında emekli olduğunu da söylemek zorunda. Sayın Cumhurbaşkanı 45 yaşını doldurduğu gün emekli oldu bu ülkede. Sayın Cumhurbaşkanının yaşına bakılırsa on sekiz, on dokuz yıldır da emekli maaşı almaya devam ediyor. Bu yasa çıkmadan hemen önce emekli olmuş Sayın Cumhurbaşkanı. Şimdi, sen kendine sağlanan hakkı bugün niye başkalarından esirgiyorsun?

Sayın Cumhurbaşkanımız ne diyor? "Para yok, para." diyor. "Para yok." diyor. 26 milyar liraya... Verdiği rakamlar doğru değil. Bir, 6,7 milyon insanı ilgilendirmiyor bu. İki, "26 milyar lira yıllık bütçeye yükü var." demesi de yanlış. Velev ki doğru, bu kadar insanın, aileleriyle birlikte milyonlarca insanın hakkı için yıllık 26 milyar lira ayıracaksın. "Para mı var?" diyorsun.

Peki, bir şey soracağım, hani az önce İYİ PARTİ sözcüsü de söyledi bunu. "Geçen yıl Suriyeliler için 30 milyar dolar para harcadık." diyordu. Bu, herhâlde bu yıl 35 milyar dolar olmuştur. Yani kabaca 200 milyar lirayı Suriyeliler için harcıyorsun da 26 milyar lirayı emeklilikte yaşa takılan milyonlarca insan için harcayamıyor musun? Saray yapmak için para buluyorsun, Suriyeliler için para buluyorsun, uçaklar almak için para buluyorsun, zırhlı araçlar almak için para buluyorsun, emeklilikte yaşa takılanlara gelince bunlara neredeyse hakkını aradıkları için hakaret edeceksin. Biz bunu kabul etmiyoruz.

Bir de şunu da bilsin vatandaşımız: Burada bir yasa kabul edildi, 2000 yılından önce emekli olanların intibakıyla ilgili bir yasa. Sayın Cumhurbaşkanı bu yasadan da yararlanmış bir emekli. Bunu da hatırlatmak istiyorum. Kendisi de bu yasadan yararlandı.

Gerçi o 2000 yılındaki intibak yasasıyla ilgili şunu söylemek lazım: O zaman söylemiştim burada. Ya dedim ki değerli emekli büyüklerim, bu AKP'nin sizinle bir sorunu var, bir sorunu var. Onu niye getirmek zorunda kaldı? Biz intibak, intibak, intibak... "Madem 2000 öncesinde emekli olanların intibakını yapalım." dediler. O zaman 2000 öncesinde emekli olan 1 milyon 200 bin kişi vardı. Bu yasa çıktı burada, yürürlüğü bir sonraki yıla bırakıldı. Soru sorduk, bir bakan ne cevap verdi biliyor musunuz? Ya dedik ki zaten bu adamlar mağdur, zaten 1 milyon 200 bin kişiyi kapsıyor, zaten 2000 öncesi olanları kapsıyor sadece. Peki, uygulamasını niye bir yıl sonraya bırakıyorsunuz? Sayın Bakan ne cevap verdi biliyor musunuz? "Onlar yaşlı emekliler. Zaten bu 1 milyon 200 binin yüzde 10'unun da önümüzdeki bir yıl içerisinde, yasa yürürlüğe girmeden hayatını kaybedeceğini düşünüyoruz." dedi. "Yani sistemdeki yükü azaltmaya çalışıyoruz." dedi. İşte, emeklilerimiz bunu bilsin. Bunların hepsi tutanakta var. AKP hiçbir zaman emekli yanlısı olmadı, emekliden yana olmadı. Ha, yemi emekliden yedi, yumurtayı zengine yumurtladı, yandaşa yumurtladı. Bir atasözüdür bu. O yüzden ben emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın bu tartışmaları yakından izlemesini, Sayın Erdoğan'ın sözlerini asla unutmamasını istirham ediyorum.

Tabii, burada diğer siyasi partilerimize söyleyecek bir sözümüz de var. Şimdi, Sayın Bahçeli'den bir açıklama gelmesi lazım. Dün, emeklilikte yaşa takılanların konusunu gündeme getiren herkese ayar vermeye kalktı. Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisinin çok Değerli Genel Başkanının bir yasa teklifi var, doğru mu? Arzu Erdem Hanımefendi'nin bu konuyla ilgili... Bizim Komisyonda verdiğimiz önerinin bire bir aynısı.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Var, var. Hepimizin var, benim de var.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - MHP kendi açıklamasını yapar, sen kendi grubuna bak konuş.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Tamam, tamam.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) - Sen Kemal Kılıçdaroğlu'na seslen oradan, Sayın Genel Başkanına seslen. MHP'nin Genel Başkanına seslenme, sen kendi Genel Başkanına seslen.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Yok, sataşmak için söylemiyorum.

İYİ PARTİ'nin keza aynı mahiyette bir önerisi var. HDP'nin de seçim beyannamesinde bu husus var. Cumhuriyet Halk Partisinin Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer de bizim bu konudaki taahhüdümüzü yasa teklifi hâline getirdi. Yani bütün siyasi partiler söz verdik, sizin de bir sürü temsilciniz Anadolu'da emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili sözler verdi, "Çözeceğiz bunu." dedi. Görüntüleri var, basına düşmüş haberler var, bunu canlı olarak dinleyenler var "Merak etmeyin sizin sorununuzu çözeceğiz." diye. Şimdi hiç kaçacak bir yeri yok kimsenin. Bu sorunu çözeceğiz. Bu sorunu çözmek zorundayız. Bu sorunu çözmezsek o, emeklilikte yaşa takılanlar devlete güvenini yitirecekler. Yani sen Suriyelileri getiriyorsun, 200 milyar lirayı veriyorsun, 30-35 milyar doları ama kendi emekliliği hak etmiş olanına, emekli maaşı almayı hak etmiş olanına vermiyorsun, "Yaşı büyütüyorum." diyorsun. Yok böyle yağma. Bu tamamen bir hukuksuzluk.

Tabii, aslında söylememiz gereken çok şey var da... Bir de şu Brunson meselesi var, beni çok rahatsız ediyor, iki dakika içerisinde... Hani Trafik Kanunu'nu konuşuyoruz ya, siz öyle şeyler yapıyorsunuz ki bazen akan trafikte vitesi geriye alıyorsunuz. Ya, Sayın Cumhurbaşkanı demedi mi daha bir süre önce: "Bu fakir görevde olduğu sürece papaz gidemez bir yere." Demedi mi? 1 Ekimde burada konuşma yaptı, "Bu papazın terör örgütleriyle karanlık ilişkileri var." dedi, "(AK PARTİ sıralarından alkışlar)" tutanaklara bakın. Sonra ne oldu? Yahu, Amerikalılar onun tahliye olacağını biliyorlardı, uçağını hazırlamışlar hatta Trump'la randevusunu bile hazırlamışlar, Oval Ofis'te kaçta kabul edileceği bile belli. Ve Sayın Cumhurbaşkanı bir anda ağız değiştirdi, "Türk yargısı bağımsızdır." diyordu, dün ne dedi grup çıkışında? "Türk yargısı vermesi gerektiği kararı verdi." dedi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Kanunla ilgili de bir şeyler söyle.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Ne olmuş? Gizli tanıklar değişmiş, mahkeme heyeti değişmiş. Bakın, Sayın Erdoğan daha önce bu papaza "casus" derken gizli tanık beyanlarına göre bunu söylüyordu. Şimdi, aklıma şu geliyor: FETÖ kandırmış, PKK kandırmış, artık gizli tanıklar da kandırıyor eğer Brunson suçsuzsa.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Tanju Bey, kanunla ilgili görüşünüz ne?

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Şimdi, bakın, "Al papazı, ver papazı." diyordu, papaz gitti, ellerimiz bomboş kaldı değil mi? Ne aldınız karşılığında, FETÖ'yü alabildiniz mi Amerika'dan? (CHP sıralarından alkışlar) Alabildiniz mi? Papaz kaçtı, papazkaçtı oynadınız, papaz kaçtı. Bir de konsolos da kaçtı. Sadece papaz kaçmadı, Suudi Başkonsolos da kaçtı bu ülkeden; açık bir şekilde cinayetin sorumlusu, uçağa bindi ve kaçtı. Bu konuda girişimde dahi bulunamadınız.

Bir de ne diyorlar? İnönü'ye "Amerikancı" diyorlar. Ne için diyorlar? Bize her türlü yakıştırmayı yapıyorlar ya...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Sayın Başkan, şunu tamamlamama müsaade eder misiniz?

BAŞKAN - Tabii ki bir dakika süre ekleyelim.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Bakın, şu fotoğraf var ya, hani Sayın İnönü'nün elinde Amerikan Bayrağı ve Türk Bayrağı var, Türk Bayrağı'nı karartmışlar. Bunu taşıdı diye, bunu salladı diye İnönü'ye "Amerikancı" diyor. Peki, elinde Amerikan Bayrağı olana "Amerikancı" deniyorsa boynunda Yahudi Üstün Hizmet Cesaret Madalyası olana ne diyeceğiz? (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar) "İsrailci" mi diyelim, "siyonistçi" mi diyelim, ne diyelim? Çok ucuz polemiklere giriyorsunuz.

İş Bankasına çökmeye kalkıyorsunuz. Kamu bankalarını batırdınız, İş Bankasına çökmeye çalışıyorsunuz. Şunu hatırlatmak istiyorum sadece, sürem bitiyor: İş Bankasındaki hisseler Cumhuriyet Halk Partisinin değil, bu ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün hisseleridir, emaneten Cumhuriyet Halk Partisine bırakılmıştır. Zaten size bırakılmış olsaydı şimdiye kadar kim bilir kime o hisseleri, o hisselerin değerini peşkeş olarak çekerdiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)