Konu:Karayolları Trafik Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:8
Tarih:17/10/2018


Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ HDP GRUBU ADINA MENSUR IŞIK (Muş) - Teşekkür ediyorum Başkan.

Karayolları Trafik Kanunu ve bazı kanun metinlerinde yapılan değişiklik teklifi üzerine partim adına söz almış bulunmaktayım. Sayın Başkan, sizi ve Genel kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, öncelikle şunu belirtmekte fayda var: İki gün sonra Muhtarlar Günü olacak. Birkaç gün önce, hangi gerekçeyle ve nerenin muhtarı olduğunu bilmediğimiz -çünkü listelere ulaşamıyoruz- 259 muhtar, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmış bulunmaktadır.

Şimdi, biz bu durumu şöyle yorumlamaktayız: İktidar partisinin kendisinden olmayan, kendisine yakın olmayan ya da saraydaki muhtar toplantılarına gitmeyen muhtarları görevden almış olabileceğini düşünüyoruz.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı, zamanında Siirt'te yapmış olduğu konuşma nedeniyle on aylık mahkûmiyete çarptırılmıştı. Akabinde Doğan Medya Grubu kendisi hakkında "Siyasi hayatı bitti, Tayyip Erdoğan muhtar bile olamaz." demişti.

Şimdi, muhtar, bizim açımızdan köylerde ve mahallelerde seçilen, tüzel kişiliği olan bir kurumun başındaki ilk kişi. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı ve sayın iktidar -iktidar için söylüyorum- maalesef bugün itibarıyla muhtarları bile görevden alacak kadar siyasi rakipleriyle ve muhalefetle uğraşma düzeyine düşmüştür. Biz bu açıdan bu yaklaşımı kabul etmediğimizi bir kez daha buradan Genel Kurulda, halkımızın huzurunda belirtmek istemekteyiz.

Şimdi, bunu neden önemli görüyoruz? Komisyon da burada, İçişleri Bakan Yardımcısı da burada. Şimdi, 15 Temmuz olayı gibi bir malum olay yaşadı bu ülke, bizler hep beraber yaşadık. Tabii ki, 15 Temmuz tarihinde bu ülkenin seçilmiş siyasi iktidarına darbe yapılmak istendi. Tabii ki bizim açımızdan da ve demokratik kamu açısından da bu siyasi darbe girişimi içerisinde birçok soru işareti barındırmaktadır. Onu bir kenara bırakarak kaba hâliyle gördüğümüzde, baktığımızda nihayetinde bu bir darbe girişimiydi, siyasi iktidara yönelik bir darbeydi, uçaklar kullanıldı, askerler kullanıldı; helikopterler, tanklar, toplar kullanılmıştı, seçilmiş iktidara karşı bir müdahaleydi. Biz nasıl onun karşısında duruyorsak seçilmiş bir muhtara karşı yapılmış bu görevden alma durumunu da bu şekilde bir darbe olarak görmekte fayda var, bunu öncelikle belirtmek gerekiyor.

İkincisi, şu an görüşmekte olduğumuz torba yasa teklifini mantığı itibarıyla da çok uygun görmediğimizi buradan belirtmek gerekmektedir çünkü torba yasanın içerisinde birbiriyle ilgili ve ilgisiz birçok madde bulunmaktadır. Her bir maddenin yan etki alanlarının, fizibilitesinin yapılması gerekiyor. Bu yönüyle de bu torba yasa teklifinin de çok uygun bir yasa önerme, yasalaşma şekli olmadığını buradan belirtmek gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa teklifinin 1'inci maddesi tabii ki İçişleri Komisyonunda çıkarıldı, önümüzdeki günlerde muhtemelen Plan ve Bütçe Komisyonuna gelip orada değerlendirilecektir ama yeri gelmişken şunu belirtmek gerekmektedir: Biz İçişleri Komisyonunda da arkadaşlarımızla birlikte, korucuların yaşlarının gençleştirilmesi ve onların birtakım sosyal haklarının iyileştirilmesi babında gelen yasa teklifine de karşı çıkmıştık. Şu şekilde karşı çıkmıştık: Biz aslında koruculuğun bir bütün olarak düşünülmesi gerektiğini, kaldırılması gerektiğini belirtmiştik. Neden? Çünkü koruculuğun, evvela Türkiye'de toplumlarımızın yaşamış olduğu, tarihsel, kültürel, sosyal ve siyasal kökleri olan Kürt meselesi gibi bir sorunun çözümünde bir argüman olarak, bir müessese olarak, bir bütün olarak kaldırılması gerektiğini düşündüğümüz için yasa teklifinde önergemizi sunmuştuk iki gün önce itibarıyla ancak şunu belirtmekte fayda var: Şimdi, bizim verdiğimiz önergenin yanında AKP'li ve MHP'li komisyon üyeleri de, verilen bir aradan sonra, muhtemelen Plan ve Bütçe Komisyonuna sevk edileceğini düşündükleri için... Onların iddiası bu ama bizim aldığımız bilgi de şu: 400 ya da 500 korucunun görevden alındığı... Bu yasa teklifi -korucuların gençleştirilmesi ve birtakım sosyal hakların verilmesi hususunda- onların bu düzenlemeden yararlanmaması itibarıyla belki ileri bir tarihe ertelendi. Bizim iddiamız biraz bu aslında. Bu gerekçeyle, bizim önergemiz ile AKP ve MHP'nin önergesinin ortaklaşması üzerine bir durum söz konusu oldu. Yani bizim daha önce vermiş olduğumuz bir önerge var aslında; koruculuğun bir bütün olarak kaldırılması. Kürt meselesinin çözümü konusunda güvenlikçi konseptin bir kenara bırakılması, sorunun, bizim Kürt meselesinin ve yaşadığımız bu etnik sorunun, kültürel, tarihsel sorunun çözümü noktasında onların -uygar dünyanın, Avrupa ülkelerinin, dünyadaki diğer ülkelerin- deneyimlerinden yararlanmak açısından, Kürt meselesinin de demokratik yol ve yöntemlerle, diyaloglarla, siyasal yollarla çözülmesi gerektiği hususunu düşündüğümüz için bu önergeyi vermiştik. Ama maalesef CHP'li vekil arkadaşlarımız bu olayı biraz farklı bir şekilde yansıtmak mı istediler ya da öyle mi geldi bilmiyoruz ama şunu bir kez daha belirtmek gerekiyor: Bizlerin HDP milletvekilleri olarak İçişleri Komisyonunda yer aldığımız o gün itibarıyla emeklilikte yaşa takılanlar hakkında aleyhe tek bir kelimemiz, tek bir önergemiz, tek bir cümlemiz yer almamıştır. Bilakis, emeklilikte yaşa takılanların sorunların giderilmesi için, bütün konuşmalarımız ve önergelerimiz buna dair olmuştur. Şimdi, diyorlar ya -söz Meclisten dışarı- kuyuya bir deli bir taş atar, bin kişi çıkaramaz, yani maalesef bu duruma düşmüş olmaktayız. Ben CHP'li arkadaşlarımızdan da bu durumun bu şekilde düzeltilmesini buradan talep ediyorum. Yani sabah bir vekil arkadaşımız taksiyle Meclise gelirken bir taksici ona soruyor: "Ne iş yapıyorsun?" "Milletvekiliyim." diyor. Sonra "Hangi partiden?" diye soruyor, "HDP'den." deyince taksici hemen şöyle söylüyor: "Yahu, siz niye bizim emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetinin giderilmesi aleyhine oy kullanmışsınız, neden düşürmüşsünüz?." Böyle bir algı yaratılmış. Ben arkadaşlarımızdan onu rica ediyorum; onu, buradan, imkânımız varken düzeltelim.

Şunu da tekrardan belirtmek gerekiyor: Daha önce de bizim vekil arkadaşımız bu hususta, emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetlerinin giderilmesi hususunda önerge vermişti. Bugün, CHP'li arkadaşlar önerge versinler, onların yanındayız; bu konuda kim önerge verirse versin onların yanında olduğumuzu bir kez daha buradan belirtmek gerekiyor.

Yasa teklifine gelince, tabii ki bu konuda bir kısım olumlu düzenlemeler yer almaktadır. Biz bütününe karşı değiliz, karşı olduğumuz maddeleri zaten Komisyonda belirtmiştik. Örneğin, olumlu yönlerinden bahsetmek gerekirse şunu söyleyebiliriz: Yayalara öncelik hakkının tanınması önemli bir husus. Örneğin, trafik cezalarının artırılmasını da önemli bir husus olarak görmekteyiz. Ama şunun altını çizmek gerekiyor: Cezaların artırılması, müeyyidenin artırılması toplumdaki birtakım düzenlemelere çoğu zaman hizmet etmeyebilir. O açıdan, yapılması gereken eğitim, topluma eğitim vereceğiz. Küçüklükten itibaren, ilkokuldan itibaren başlamak üzere trafik eğitimini, toplumsal yaşam eğitimini vermek gerekiyor. Ben, siyasi iktidara bunu öneriyorum yani bunun öncelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Birkaç madde üzerinden bir iki olaya da değinmek gerekiyor burada. Özellikle koruculuğun kaldırılmasından bahsettik. Özellikle ihbarcılığın ödüllendirilmesi düzenlemesi, güvenlik soruşturmalarıyla ilgili düzenleme, aynı şekilde, meralarla ilgili kolluk kuvvetlerinin de yetkilendirilmesi. Şimdi, şunu söylemek gerekiyor: İhbarcılığın ödüllendirilmesi yani muhbirliğin yaygınlaştırılması... Bir kez, düzenlemede, suçun ortaya çıkarılmasına veya delillerin ele geçirilmesine yardım edenlerin de ödül kapsamına alınmasının sağlandığı ve terörle mücadeleye katkının ödüllendirilmesinde ödülün idarenin takdirine bağlı hâle getirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Terörle mücadele adı altında ödüllü muhbirliğin kapsamı genişletilmekte, toplum ihbarcılık üzerinden kutuplaştırılmaya çalışılmaktadır yani bu durum, başlı başına, aslında sağlıklı bir toplumu bozan bir yaklaşımdır, bunu söylemek gerekiyor. Yani hiçbir ihbarcı bence makbul bir insan değildir. Toplum içerisinde hiçbirimizin, arkadaşını ihbar eden kişiyi ya da komşusunu ihbar eden kişiyi makbul bir insan, sağlıklı bir insan olarak görmediğini belirtmek gerekmektedir.

Ben yirmi yıl avukatlık yaptım. Avukatlık sürecinde birkaç benzer olaya da tanık oldum, onu yeri gelmişken şurada belirtmek gerekmektedir. Şimdi, kişi korucu. Kişi, başka bir kişiyi ihbar ediyor. Korucu olduğu için güvenlik güçleriyle ilişkileri iyi. İhbar etmesi üzerine kişi tutuklanıyor. Daha sonra aynı korucu, ihbar ettiği kişinin ailesiyle irtibata geçerek -hani ihbar ettiği kişi gözaltındayken- onun cezaevinden ya da işte gözaltı merkezinden kurtarılması için ailesinden para almaktadır. Dolayısıyla bu ihbarcılık, muhbirlik bizim açımızdan hiçbir şekilde uygun bir yasa teklifi değildir. Bu, toplumsal sorunların çözümüne katkı sunacak bir yaklaşım, bir yasa önerisi de değildir, bunu da belirtmek gerekmektedir.

Yine, güvenlik soruşturmalarıyla ilgili düzenlemeye dair birkaç hususa değinmek gerekmektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birimleri ile Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma, Emniyet, Sahil Güvenlik ve istihbarat birimlerinde çalışacak kişilerin alımında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlerce yetkilendirilen personelin, bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının arşivlerinden ve elektronik bilgi işlem merkezlerinden bilgi ve belge almaya, cumhuriyet savcılıkları ve mahkemelerce yapılan soruşturma ve kovuşturma sonuçlarını almaya yetkili olacağı öngörülmüştür.

Bir kez şunu çok net bir şekilde belirtmek gerekmektedir: Biz birkaç sene önce bu cemaat yapılanması ve AKP'lilerin özellikle "FETÖ" dediği örgütle ciddi bir sıkıntı yaşandı, yaşadık.

Şimdi, biz bunun, bu tür yaklaşımların, cemaatin yapmış olduğu gibi devletin içerisinde bir kadrolaşmaya sebep olacağını düşünüyoruz. Bu açıdan, bu önerinin de yasa teklifinden çıkarılmasını uygun görmüştük, Komisyonda zaten bunu biz belirtmiştik.

Aynı şekilde, çatışmalı bölgelerde yer alan görevlilerin harcırahının artırılması... Bir kez daha şunu belirtmek gerekmektedir: Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye halkları, bizler, hep beraber, yaklaşık olarak cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar Kürt meselesi gibi çok ciddi, tarihsel, köklü bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunun çözülmesi, çatışmalı bölgelerde görev alan asker, polis vesair görevlilerin o çatışmalı bölgeye gitmesini özendirerek onların orada daha rahat bir şekilde görev almalarını sağlayacak bir şekilde harcırahının artırılmasıyla, paranın artırılmasıyla mümkün değildir. Bunu yirmi beş yıllık, otuz yıllık süreç içerisinde bizim anlamamız gerekmektedir artık. Bunu çok net bir şekilde belirtmek gerekmektedir. Çünkü birkaç sene önce Sayın Meclis Başkanımız Binali Yıldırım'ın Ulaştırma Bakanı iken Van'ı ziyareti sırasında yaptığı bir açıklama var... Yani biraz önce dedik ya otuz yıldır bizim ülkemizin, bizim halklarımızın yaşamış olduğu Kürt meselesi gibi köklü bir sorun var ve bu sorun içerisinde bizler toplum olarak maddi manevi olarak çok ciddi kayıplar vermiş bulunmaktayız. Dolayısıyla bizim buradan bir ders almamız gerekmektedir, bir deneyim sahibi olmamız gerekmektedir. Yani yaptın, yaptın, yaptın, yaptın; olmadı, yanlış mı oldu? O zaman düşünüp önüne bakacaksın, dünyaya bakacaksın, Avrupa'ya bakacaksın yani bizim gibi Kürt meselesi gibi köklü sorunları yaşayan ülkelerin deneyimlerinden yararlanılması gerekmektedir. Sayın Meclis Başkanımız Binali Yıldırım Bey şunu demişti: "Terörün maliyeti 1 trilyon dolar, terör enerjimizin bir kısmını boşa harcamamıza neden oldu, yirmi beş yıl geçti aradan, 40 bin insanımızı kaybettik, 300 milyar dolarımız uçtu gitti, terörün bize maliyeti dolaylı yollardan 1 trilyon dolardır. Biz bu kaynakları terörle mücadele için harcamamış olsaydık acaba ne yapabilirdik? Bakın, bu parayla 15 bin adet 25 derslik okul, 9 bin adet tam teşekküllü, 400 yataklı eğitim hastanesi, 200 adet boğaz köprüsü, 120 adet Atatürk Barajı ve 450 bin kilometre bölünmüş yol yapabilirdik. Binlerce gencimiz öldü, şehitler verdik, gazilerimiz oldu. Biz, bu anlamsız mücadele sona ersin istiyoruz. Bu yol çıkmaz yoldur." Hangi yol? Silahlı yöntemle bir sorunu çözme yolu, şiddetle bir sorunu çözme yolu, öldürmekle, kanla, gözyaşıyla bir sorunu çözme yolu. Diyor ki: "Çıkmaz yoldur." Biz de onu diyoruz.

Özellikle, demin belirttiğim gibi, çatışmalı bölgelerde harcırahların artırılması, sorunun çözümü için ihbarcılığın ödüllendirilmesi, muhbirliğin yaygınlaştırılması, aynı şekilde, meralarla ilgili düzenlemede Mera Komisyonuna güvenlik kuvvetlerinden bir kişinin alınması hususu, bu şekilde, biz, Kürt meselesi gibi köklü bir sorunu çözmekten daha uzaklaşırız, güvenlikçi konseptin daha tam merkezine oturmuş oluruz. Şimdi, meralara dair de bir iki hususu belirtmek istiyorum aslında.

Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; yasakçı anlayışla, özellikle bizim bölgede, Kürt coğrafyasında birçok mera, yayla yasaklanmış bulunmaktadır. Şimdi, 2005 ile 2016 yılları arasında, bizim bölgede, bahsettiğimiz bölgemizde küçükbaş hayvancılık üretimi çok yaygındı. Biz, o dönemlerde, mesela, özellikle Avrupa'ya, daha doğrusu Orta Doğu ülkelerine ve birçok yere canlı hayvan ticareti yapmaktaydık ama bugün küçükbaş üretimi, yetiştiriciliği çok ciddi anlamda azalmıştır; özellikle bu yasakçı anlayıştan dolayı, meraların yasaklanması, yasak bölge ilan edilmesi vesaire sebeplerden dolayı, küçükbaş hayvancılık sayı itibarıyla çok ciddi anlamda azalmıştır. Bu böyle olduğu zaman ne oluyor? Biz, ta gidip Amerika Kıtası'ndan angus denilen ne idiği belirsiz hayvanlar getirmekteyiz ve ülkemizin et ihtiyacı bu şekilde karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu anlayıştan dolayı, biz, özellikle meraların ya da birtakım bölgelerin yasaklanması yaklaşımının da bir kenara bırakılması gerektiğini buradan bir kez daha belirtmek istiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, birkaç gün önce Varto'da yaşanan bir olayı, burada, halkın huzurunda, Türkiye halklarının huzurunda ve Genel Kurulun huzurunda bir kez daha belirtmek istemekteyim. Komisyonda bahsettik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin önünde telefonlar bulunmakta. Google'dan şöyle bir "Varto olayı, son dakika, çatışma" diye aradığımızda şöyle bir şeyle karşı karşıya geleceğiz: Bir buçuk iki dakikalık bir video var orada. O videoda zırhlı araçtan çekilen görüntüler var. Bir aracın içerisinde 5 kişi. 4 kişi muhtemelen PKK'li, örgüt üyesi; diğerinin de sivil olduğu çok açık ve net bir şekilde ortada.

Şimdi, öncelikle şunu belirtmek gerekmektedir: Yaşam hakkı kutsaldır; kim olursa olsun, ister eli silahlı PKK'li olsun, isterse olmasın, hiç fark etmez. Öncelikle devletin yapması gereken, o kişileri de sağ yakalama imkânı varsa, PKK'liyse ve silahlıysa o kişileri sağ yakalaması gerekmektedir. Gerekli uyarıları yapacak ve sağ yakalanması açısından gerekli tedbirleri aldıktan sonra, yakaladıktan sonra yargının karşısına çıkarılması gerekmektedir. Ama maalesef araba orada iken direkt taranıyor bu insanlar ve o insanlar orada yaşamını yitiriyor, ölüyor.

Değerli milletvekilleri, aracın içerisinde sivil bir insan var, görüntülerde belli, videoda belli. Herkes buradan hemen izleyebilir onu. Sivil insan araçtan çıkıp ellerini kaldırarak zırhlı araca doğru geliyor. O sivil insanın adı Yusuf Ok, Vartolu, 4 çocuk babası; inşaat işi yapmakta, sıva işi yapmakta olan bir kişi. Zırhlı aracın yanına gelen bu kişi... Hatta şöyle bir durum da var: Aracın içerisindeki güvenlik güçleri kendi aralarında konuşuyor. Muhtemelen araç komutanı olan kişi diyor ki: "Aman ateş etme ona, elini kaldırdı, buraya doğru geliyor, araca doğru geliyor." Ama görüntü kesildikten sonra, değerli milletvekilleri, o kişinin de öldürüldüğünü, hatta vücudunda, yüzünde belirli morlukların olduğunu, darp izinin olduğunu, bizim o kişinin ailesinden aldığımız bilgiler doğrultusunda bunun bu şekilde olduğunu net bir şekilde ifade edebilirim. Ve vücudunda onlarca kurşun izi... Hukuk devletine yakışmayan bir durum. Eğer siyasi iktidar "Hayır, PKK'yle ilişkiye geçen her kişi ölümü hak ediyor." diyorsa ayrı bir durum. O zaman hukuk devleti olmayacağız, mevcut Anayasa'yı değiştireceğiz ya da işte Orta Doğu'daki herhangi bir ülkeye ya da "üçüncü dünya ülkesi" deniyor ya, üçüncü dünya ülkesi falan, oraya doğru gidiyorsak ayrı bir durumdur ama olay münferit bir olay. Güvenlik güçlerinin yapmış olduğu bir hata, yanlışlık, yargısız infaz ise -ki öyledir- yani o güvenlik güçlerinin yaptığı münferit bir olay olarak değerlendiriliyorsa yapılması gereken olay çok net ve açık; kişiler hakkında derhâl soruşturmanın başlatılması gerekiyor ve o yargısız infazı yapan kişilerin tutuklanması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın Işık.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Tamam Başkanım.

BAŞKAN - Buyurun.

MENSUR IŞIK (Devamla) - Gerçi Komisyonda İçişleri Bakan Yardımcısının vermiş olduğu bilgi, gerekli tahkikatın başlatıldığı, müfettişlerin görevlendirildiği, adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı yönündedir.

Şunu çok net bir şekilde söylemek gerekmektedir: Değerli milletvekilleri, bu şekilde yapılan soruşturmalar maalesef sonuçsuz kalmaktadır. Ülkemizin imajı açısından, toplumun devlete güveni açısından, Kürtlerin devlete güveni açısından, muhalif kesimlerin devlete, siyasi iktidara güveni açısından, en azından bu olay bizim açımızdan belki bir sembol olay olabilir. Biz bu olayın takipçisi olacağız Sayın Başkan, değerli milletvekilleri çünkü hiçbir insan, hiçbir şekilde ölümü hak etmez, öldürülemez yani. O insan suç işlemişse, iddia buysa yargılanır, Türk Ceza Kanunu anlamında cezası neyse o verilir ama ölüm asla olmaz, olmaması gerekir.

Ben bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)