Konu:Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:2
Birleşim:5
Tarih:09/10/2018


Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

HDP GRUBU ADINA AYHAN BİLGEN (Kars) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her ne kadar gündemimiz, konumuz İç Tüzük olsa da aslında, İç Tüzük, hepimiz biliyoruz ki sadece İç Tüzük değildir. Türkiye'de siyasete bakış açısı, Parlamentonun toplum nezdindeki saygınlığı, itibarı, doğal olarak İç Tüzük'ün içeriği ve hazırlanış yöntemiyle de doğrudan ilişkilidir.

Biz, elbette ki yeni sistemi uygulamada test ederek bir kez daha, gerçekten denge denetlemeyi güçlendirdi mi yoksa daha çok tehdit eder noktaya mı taşıdı, bunu birlikte göreceğiz. Biz tersini düşünüyorduk, bunu söyleyerek kampanya yürüttük ama siz de sonuç itibarıyla böyle olacağını başkanlık modelinden örnek vererek savundunuz. Şimdi bunun pratiğini göreceğimiz bir ortamdayız. Dolayısıyla İç Tüzük, aslında 16 Nisan referandumunun da bir testi niteliğinde olacak, bir denemesi, bir uygulamasının görülerek gerçeğin ortaya çıkmasının da bir imkânı olacak. Tarihi geriye çevirmek mümkün değil. Başkanlık sistemi mi, parlamenter sistem mi bu ülke için daha uygun tartışmasını bir faraziye üzerinden yürütmek değil, bugünkü durumu nasıl daha demokratik kılarız, nasıl hukuk devletine uygun hâle getiririz, bunu konuşmak durumundayız.

Hepimiz biliyoruz ki bir mevzuatın içeriği kadar, hazırlanış yönteminin katılımcı olması belirleyicidir. Bugün, biz, buna açık bir tavır sergilendiği için yapıcı davranmayı tercih ettik; üç dakika, beş dakika fazla konuşma eğilimi içine girmek yerine, Türkiye'de Meclis, partilerin didiştiği, itiştiği bir yer gibi algılanan değil, tam tersine ortaklaşılabilen konularda, uzlaşılabilen konularda birlikte hareket edilebilen bir platform olarak da görülsün istedik, bunu önemsedik. Elbette ki bizim idealize ettiğimiz metin bu değişikliklerde karşılık bulmuyor, biz onu savunmaya devam edeceğiz ve başından beri ifade ettiğimiz gibi, Parlamentonun, hem yasama faaliyetlerinin daha katılımcı gerçekleşmesi, kanunların Genel Kurula gelmeden önce, komisyonlarda, özellikle sivil toplum örgütünün, ilgili kuruluşların, akademinin görüşünün daha zamana yayılarak etkin, ciddiye alınmasının yasama sürecinin meşruiyetini güçlendireceği ama aynı zamanda denetim işlevi açısından da muhalefetin söz haklarının sanki bir oyalama gibi, sanki bir zaman kaybı gibi algılanmadan, ülke yararına, toplumun verdiği rol muhalefetse muhalefet rolünün etkin biçimde işletilmesi olarak görülmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir ülkede denge-denetleme sisteminin olmazsa olmazları var. Bunların en klasik olanı, en geleneksel olanı güçler ayrılığı yani yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığının etkin olması, denge-denetlemenin birinci şartı ama bu en eski tanım. Bunun üzerine iki önemli adım daha atılmış dünyada -yani ben sistem tartışmasının dışında söylüyorum- başkanlık ya da parlamenter ya da yarı başkanlık sistemlerinde iki önemli adım daha atılmış. Bunlardan birisi, yerel yönetimlerin güçlü olması merkeziyetçi sistemi dengeleyeceği için, denetleyeceği için aslında sistemi demokratikleştiren bir supap rolü oynuyor. Dolayısıyla yerel yönetimler güçlü değilse, merkezî vesayet eğer bütçe üzerinde, kararlar üzerinde ya da işte seçilenlerin görevden alınması konusunda eğer çok güçlü ise orada ciddi bir denge-denetleme sisteminden söz etmek mümkün değil.

Son ve belki yeni dönemin karar alma süreçleri açısından en kritik olan başlığı ise sivil toplum ve medyanın sistemi denetleme potansiyel imkân ve kapasitesidir. Eğer bir ülkede ilgili kuruluşların talepleri Parlamentoya taşınmıyorsa, ilgili kuruluşlar bir alanı gayet iyi bildikleri, uzmanı oldukları, çalıştıkları hâlde seslerini Meclise duyuramıyorlarsa ya da Meclis onların beklentilerini karşılayacak bir yaklaşım içerisine girmiyorsa orada güçlü bir denge-denetleme sistemi yoktur. Meslek kuruluşu olabilir, dernek olabilir, vakıf olabilir, sendika olabilir ama sonuçta her biri toplum yararına çalışan bu kuruluşlar da en az siyasetçiler kadar bazen daha fazla toplumsal çıkarı gözeterek çalışıyorlar. Onların taleplerini -ki birçoğu gönüllü olarak çalışan kuruluşlar- görmezlikten geldiğimizde "Biz en iyi biliyoruz." havasına gireriz. Bu, yanlış bir algıdır. Gerçekten doğruyu biliyor bile olsak onlarla konuşarak yapmadığımız için, onların taleplerini dikkate almadığımız için hep bir tarafı eksik kalacaktır.

Ve son başlığın galiba en az sivil toplum kadar önemli ikinci ayağı da medya değerli arkadaşlar. Medyanın Parlamento çalışmalarını izlemesi, görebilmesi, takip edebilmesi, güçlü bir denge-denetleme sisteminin olmazsa olmazlarından birisi.

Bakın, komisyon çalışmaları... Hepimiz aynı şeye tanıklık ediyoruz. Belki farklı komisyon başkanlarının farklı pratikleri varsa özür diliyorum ama şahit olduğumuz manzara şu: Açılış sırasında komisyon başkanı bir protokol konuşması yapıyor, sonra kameraları dışarı çıkarıyor. Değerli arkadaşlar, buna niye ihtiyaç duyuyoruz? Komisyon çalışmaları bizim için bir şov vesilesi değil, toplum için hele hiç değil. İktidarın da bunu böyle görmemesi ve komisyonlarda kendi sözlerini de söylemeleri, gayet tabii, toplumun bunu izlemesi, görmesi ama muhalefetin de sözünü söylemesine imkân tanıması gerekir. Bir törende değiliz, bir açılış değil yani "Basın bir kısmında bulunacak, diğerinde bulunmayacak." diye bir tavır ortaya koymayı gerektirecek bir durum değil. Toplumdan saklanacak bir şeyimiz yok. Sonuçta komisyonda bu ülke yararına bir şey yapıyorsak herkes orada söyleyeceği sözü söylesin. Gayet tabii hepimiz makul söyleyelim yani sözü alan yarım saat konuşup mitinge çevirmesin ama herkes makul biçimde sözünü söylediğinde toplum da kendi tercihini ve onun Meclisteki yansımasını, karşılığını kendisi görecek ve rahatlıkla ölçecektir.

Ben çok uzun, uluslararası örneklere girmek istemiyorum ama nasıl parlamento insanlığın ortak kazanımı ise parlamento pratikleri konusunda da dünyadaki iyi örnekleri görmezlikten gelme şansımız yok arkadaşlar. Yani başkanlık sisteminin bilinen en demokratik örneklerinden birisi olduğu için Amerika Birleşik Devletlerinde Kongrenin, Temsilciler Meclisinin çalışmalarını tabii ki tek tek anlatacak vakit yok ama sadece Kongre Araştırma Merkezinin çalışma potansiyeli, kadro sayısı, kütüphanesi ve ürettiği bile aslında parlamentonun saygınlığı, gücü ve üretilene mutfaktan katkı sunulması açısından son derece belirleyici.

Yine, denetim işlevini nasıl yaptığını, zaman zaman, en azından birtakım uluslararası yayınlardan takip ediyoruz. Büyükelçi atamalarından mahkeme atamalarına kadar ya da işte birtakım yolsuzluk iddialarında yürütme erkindeki başkan, başkan yardımcılarının ya da bürokratların Temsilciler Meclisinde, Kongrede gelip nasıl hesap verdiklerini, kendilerinden nasıl hesap sorulduğunu, her şeyin nasıl bütün açıklığıyla konuşulduğunu hep birlikte biliyoruz. Yine, parlamentonun hani başlangıcına referans verilen İngiltere'de galiba bu konuda önemli örnekler var, çok kritik örnekler, mekanizmalar var. Bunlarla ilgili somut model çalışmaları yapmak, yeni dönem için galiba bu Meclisin en önemli ihtiyaçlarından biri.

Değerli arkadaşlar, burada karşılaştığımız pratik bazı sorunlara ve buranın bunu karşılayabilme konusunda nasıl handikaplara sahip olduğuna dair bir iki örnek vermek istiyorum.

Genellikle dış politika konularını uluslararası anlaşmalar vesilesiyle konuşabiliyoruz. Bu anlaşmaların bir kısmı çok sembolik anlaşmalar. Yani 3-5 tane asker gönderilmesiyle ilgili bir anlaşma bile bize, en azından gruplara yirmişer dakika dış politika konuşma imkânı veriyor. Şimdi, bu, aslında işi usulüne uygun yapamamaktan kaynaklı bir çaresizlik. Yani o anlaşmanın buradan çok hızlı geçmesi gerekiyor, tartışılması, konuşulması bile belki gerekmiyor ama başka bir platformda konuşamadığımız için dış politikayla ilgili sözümüzü ancak o ortamda söyleme imkânı buluyoruz.

Basit bir kıyas için söylüyorum, mesela şu anda özellikle dikkatler Orta Doğu'ya çevrilmişken Kafkasya'da çok ilginç gelişmeler yaşanıyor değerli arkadaşlar. Duma, çok yakın tarihte Kafkasya'da kullanılan 35 ana dilden 34 tanesini ana dil olmaktan çıkardı ve seçmeli ders kategorisine soktu. Bu çok kritik bir gelişmedir Kafkasya'da yaşayan halkların hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasıyla ilgili ve dolayısıyla Türkiye'nin iddialarıyla ilgili de çok kritik bir durumdur. Bunu nerede konuşacağız biz? Bu Meclis bunu kendine gündem yapmayacak, dert edinmeyecekse kim dert edinecek? Toplumsal çatışmalar başlamış durumda Kafkasya'da. Kabartaylar ile Balkarları, Çeçenler ile İnguşları birbirine düşürüyorlar. Bu birbirine düşürme stratejisinin geçmişteki sonuçlarını biliyoruz. İlla Orta Doğu gibi çatışmaya dönüşünce mi burada konuşacağız? İlla yasaklar sosyal patlamaları, ayaklanmaları beraberinde getirdiğinde mi, Suriye gibi olduğunda mı burada daha fazla gündem yapacağız?

Dolayısıyla buranın uluslararası ilişkilerle ilgili, Türkiye dış politikasıyla ilgili denetim işlevini görebilmesini sanki Türkiye'nin çıkarlarına karşı bir şeymiş gibi, aykırı bir şeymiş gibi algılamak ve yorumlamak yerine, komisyon kurmaksa komisyon kurmak, birlikte tartışmak, doğru bilgiye ulaşmak ve gereği neyse onu birlikte yapmak için iktidar ya da birinci grup da diğer gruplar da galiba birlikte hareket etmeliyiz.

Benim değinmek istediğim son konu, özellikle Parlamentonun saygınlığı ve milletvekillerinin çalışma biçimleriyle ilgili değerli arkadaşlar. Bakın, geçen hafta sonu, Cumartesi Anneleriyle ilgili İHD'nin İstanbul Şubesinin önünde basın açıklaması yapılması -Cumartesi Annelerinin talepleri- ki yıllardır zaten bu etkinlik Galatasaray'da yapılıyordu, şimdi İHD'nin önünde yapılmasıyla ilgili bile oradaki güvenlik görevlileri izin vermiyor "Ancak içeride yapabilirsiniz." diyor. Milletvekillerimiz binanın önünde yapılması konusunda güvenlik güçleriyle diyalog kurarken bir polisin, bir güvenlik görevlisinin Hüda Kaya'ya nasıl davrandığına sosyal medyadan bir bakın.

Değerli arkadaşlar, sadece bizim milletvekilimize değil, sadece bizim partilimiz olduğu için söylemiyorum, bir milletvekiline bir güvenlik görevlisi elinin tersiyle vurarak, iterek bir ilişki kurmayı normal görmeye başlamışsa evet, o gün sadece Hüda Kaya incinir, kırılır, belki biz tepki gösteririz ama toplamda Meclisin saygınlığı darbe alır, milletvekilinin itibarı zarar görür. Elbette ki milletvekillerini üstün bir şey gördüğümüz için falan demiyoruz, hiçbir vatandaşa böyle davranılmasın ama milletvekili bir şeyi temsil ediyor, talepte bulunduğunda toplum için bir şey ifade ediyorsa ona gösterilecek muamele de aslında tek bir kişiye, bir partiye yönelik bir muamele değil, bütün bir topluma yönelik bir muameledir. Nasıl burada, ilk açıldığı günlerde, bir başka partideki milletvekilinin misafirhanede uğradığı muamele kabul edilemez bir muameleyse aynı şeyin sokakta, basın açıklamasında, hayatın her yerinde de aynı ciddiyette gerçekleşmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, yine milletvekili yargılamalarıyla ilgili, bakın, çok uzun bir değerlendirme yapmayacağım ama bu Anayasa değişikliği yapılarak ben de dâhil olmak üzere çok sayıda arkadaşımızın dokunulmazlığının kaldırılıp yargılanmamız sırasında, onu açan süreçte, Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Şentop'un kendi cümlesinden sadece bir bölümünü, kısa bir bölümünü okuyorum, diyor ki: "Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının Meclisin dokunulmazlığı yeniden kaldırmasına bağlı olduğu, bu hükme ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığı için hükmün yerinde durduğu ve geçerli olduğu dolayısıyla tekrar bir seçim olması hâlinde seçilenlerin, dokunulmazlığı kaldırılan dosyalar bakımından, dokunulmazlığın yeniden kazanılacağının açık olduğu..." Böyle devam ediyor. Yani sizin Komisyon Başkanınızın, Sayın Şentop'un, bir Anayasa hukukçusunun sözü bu. Ama Meclis yasayı yaparken bunu dikkate alarak yapmış. Biz eleştirdik, karşı çıktık, doğru olmadığını düşündük ama sonuçta bu hukuk yargıyı bağlamayacaksa kimi bağlayacak? Hâkimler kafalarına göre takılacaklarsa biz burada ne arıyoruz? Bizim yaptıklarımızın ne anlamı var o zaman? Söylediğimiz sözün hiçbir bağlayıcılığı yoksa neyi tartışacağız?

Daha ilginç bir garabet: Değerli arkadaşlar, Alican Önlü Milletvekilimizin önce yargılamasının durdurulması kararı çıktı. Bu madde, demin okuduğum metin dikkate alınarak böyle okundu, zaten Anayasada böyle okunur, çok açık. Ama geçen hafta tekrar yargılamanın başlamasına karar verildi. Neye göre durdurdu, niye başlattı? Siyasi saiklerin dışında bizim hukuken anlayabileceğimiz hiçbir şey yok ne yazık ki.

Değerli arkadaşlar, araştırma önergesi hazırlıyoruz -geçen hafta ifade ettim, bir kez daha altını çizeyim- buradaki uzmanlar, elbette çok emek veriyorlar, değerli katkı sunuyorlar; "rant ekonomisi" kelimesini araştırma önergesinden çıkartmazsak Genel Kurula indirilemeyeceğini söylüyorlar. Şimdi "rant ekonomisi" kelimesinin incitici, kırıcı nasıl bir tarafı var değerli arkadaşlar? Bu, ekonomik bir tabir. Bunu bile kullanamayacaksak biz, denetim işlevini nasıl göreceğiz, araştırma önergelerinin ne anlamı var, burada nasıl tartışacağız? Hepimiz aynı dili mi kullanmak zorundayız, aynı şeyi övmek, aynı şeyi eleştirmek durumunda mıyız? Elbette ki biz muhalefetiz ve eleştireceğiz. Buna gösterilen tahammül kadar burada demokrasi vardır. Biz de gayet tabii, sonunda olana karşı çıkacağız.

Bir son örnekle bitireyim; bu biraz ilginç bir örnek. Sayın Başkan, süreyi çok suistimal etmeyeceğim ama bir dakikayla sanırım bitirmiş olurum. Bakın, hani bir denetleme işlevi yapmanın ne kadar kritik olduğuna dikkat çekmek için getirdim bunu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - TMMOB'un Bilgisayar Mühendisleri Odasının hazırladığı -sosyal medyaya düştüğü için gösteriyorum- 24 Haziran seçimlerinde tutanaklardaki çelişkilerle ilgili çok somut, tek tek, A partisinin elindeki tutanak ile seçim kuruluna girilen tutanak arasındaki farkları gösteren büyük bir dosya var. Şimdi, seçimi bundan sonra geri döndürecek hâlimiz yok, değiştirmeye gücümüz yetmez ama bir oda bir şey hazırlamış ve biz burada bir komisyon kurup bunu araştırmazsak o zaman seçimlerle ilgili tartışma çok daha uzun sürer, başka platformlara taşınır. Oysa biz istiyoruz ki burada tartışmalar tüketilsin ve gerçekten bir toplumsal ikna zemini oluşsun.

Değerli arkadaşlar, şimdi aramızda yok ama geçen dönem bir komisyonun başkanlığını yapan iktidar grubundan hukukçu bir milletvekili, iki gün önce gece saat üç buçukta Ömer Kavili'yle ilgili "tweet" atıyor, diyor ki: "Ömer Kavili, biliyorsunuz bir avukat, duruşmadaki sözlerinden dolayı önce tutuklandı, sonra bırakıldı." Eleştiriyor, haklı bir eleştiri, yerinde bir eleştiri. Yani "ters psikoloji" gibi bir kavram üzerinden bir avukatın tutuklanmasının hiçbir izahı olamaz ama biz biliyoruz ki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bilgen, tamamlayınız.

Teşekkür ederim.

AYHAN BİLGEN (Devamla) - ...bir hâkimin mevzuat yazma hakkı, yetkisi olmadığına göre mevzuatta ne yazıyorsa onu en fazla yorumlama hakkı olabilir. Bir avukatla ilgili hâkim, değerli arkadaşlar, "Ters psikoloji uygulayarak mağduru savunuyor ve mağduru sanki suçlu değilmiş gibi göstermeye çalışıyor." diye tırnak içerisinde bir cümle kurarak avukatı tutuklayabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Avukatlık mesleğinin anlamı nedir, değeri nedir? Ters psikoloji nedir? Böyle bir yasa buradan çıkmamışsa hâkim "ters psikoloji" kavramını nasıl suç kategorisine sokar? Yani hâkimlerin yasa yapma yetkisi varsa başka bir şey konuşalım ama yoksa gereğini yapmalıdır.

Şimdi, biz istiyoruz ki milletvekilleri, milletvekillikleri düştükten sonra değil, gerçeği, doğruyu görevleri başındayken de söylesinler ve burada hep birlikte belki, büyük doğruyu bulalım ve ülke yararına, toplum çıkarına atılması gereken hangi adım varsa, hangi grup atıyorsa, hangi parti o adımı atıyorsa onun gereğini hep birlikte yapalım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, sağ olun. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bilgen.