Konu:Askerlik Kanunu İle Diğer Bazı Kanunlarda Ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:10
Tarih:25/07/2018


Askerlik Kanunu ile Diğer Bazı Kanunlarda ve 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ RIDVAN TURAN (Mersin) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Biraz da bilim konuşalım diyorum.

Lorenz'in Kelebek Etkisi Teorisi'ni bilirsiniz ya da duymuşsunuzdur; der ki: Bir sisteme dışarıdan çok küçük bir etki de yapılsa sistemde öngörülemeyecek düzeyde devasa boyutlarda bir değişim tetiklenebilir. Popüler bilimde bunu "Kelebek Etkisi" olarak bilirler. Çin'deki bir kanat çırpan kelebeğin Amerika Birleşik Devletleri'nde tufan yaratabileceği biçimde metaforlaştırılmıştır bu bilimsel teori. Şimdi düşünün, Çin'de kanat çırpan kelebek ABD'de fırtına, kasırga yaratıyorsa acaba 45 kilometre uzunluğunda, 25 metre derinliğinde ve 250 metre genişliğinde bir kanalın sisteme yaratacağı etki ve bunun doğuracağı ekolojik sonuçlar nedir; gelin bunu beraber bir muhakeme edelim. Hani bize itimadınız olmayabilir, o yüzden sağlam referanslarla geldim buraya. Bunlardan bir tanesi Cemal Hoca, Profesör Cemal Saydam; Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli deniz bilimcilerinden biridir. Bir diğeri de yine, beraber çalıştığı Profesör Emin Özsoy. Bu 2 bilim insanı Türkiye denizlerini ve boğazlar sistemini en iyi bilen insanlardır ve dünyada yayımlanmış çok sayıda makaleleri vardır. Haliç'in temizlenebileceğini bilimsel olarak önden ispatlayan ve Marmara'dan Karadeniz'e bir dip akıntısı olduğunu da bilimsel olarak ispatlayan 2 değerli bilim insanıdır, referanslar onlara ait.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Kanal İstanbul'un doğuracağı iki devasa ekolojik kaos var; bunlardan bir tanesi şu: Normal koşullarda Marmara'dan Karadeniz'e bir akım söz konusu, dip akımı; Karadeniz'den de Marmara'ya aynı biçimde bir akım söz konusu. Akdeniz ve Karadeniz arasında da zıt bir karakter var; Akdeniz tuzlu ve besin maddesi içermiyor, Karadeniz'se o kadar tuzlu değil ve yoğun besin maddesi içeriyor. Bu ikisinin evliliğinden doğansa Marmara; dibinde oksijenin az olduğu, anoksik bir ortam ve astımlı çocuk gibi. Şimdi, Kanal İstanbul devreye girdiğinde bu anoksik yapı daha fazla artacak; yani, Karadeniz'i boşaltmak için ikinci bir musluğu açtığınızda Marmara'nın oksijensiz yapısı daha fazla artacak. Bunun iki tane bilimsel sonucu var: Bir, kısa süre içerisinde Marmara'daki canlı hayat yok olmaya başlayacak; ikincisi de, İstanbul'da oturmak mümkün olmayacak, bütün İstanbul çürük yumurta kokusuyla sarılmış olacak yani hidrojen sülfür kokusuyla ve bunu kapatsanız da artık herhangi bir biçimde çaresi yok.

İkinci mesele ise, 25 metre derinliğinde bir çukur kazdığınızda ıstrancalardan gelen su altı nehirleri ve su altı gölleri -ki tatlı sudur, hem Trakya'nın hem İstanbul'un su kaynaklarıdır bunlar- buralar tuzlu suyla dolacak. Bu, kısa süre içerisinde Trakya'daki tarımı yok edecek, hayvancılığı yok edecek, çeşitliliğe dayanan flora ve faunayı yok edecek, İstanbul da bundan kaynaklı olarak susuz kalacak. Şimdi, bu iki devasa sorun... Şimdi, soralım: Bu kimin ihtiyacı? Halkın ihtiyacı mı bu Kanal İstanbul, yoksa sarayın destek kıtası hâline gelmiş bir avuç inşaat baronunun ihtiyacı mı?

Değerli arkadaşlar, ekonominin bundan kalkınacağı falan yok. Katma değer üreten şeyler olmadıktan sonra inşaatla ekonomi düzelmez. Peki, bu kadar riski almak bilimsel olarak, insani olarak doğru bir davranış mı?

Açıkça şunu söylemek istiyorum: Bir ekolojik kaosun, ekolojik fırtınanın kapısını açıyoruz. Çocuklarımıza, ülkemize ve ülkemizin geleceğine eğer önem veriyorsak bu çılgın değil, çatlak projeden hep birlikte vazgeçelim değerli arkadaşlar.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)