Konu:Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Münasebetiyle
Yasama Yılı:1
Birleşim:8
Tarih:23/07/2018


Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ AK PARTİ GRUBU ADINA ÖZLEM ZENGİN (Tokat) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de tüm diğer arkadaşlarım gibi konuşmamın başında, sizin şahsınızda Divanda görev alan bütün arkadaşlarımıza ve size başarılar diliyorum.

Bu ilk kanun teklifimizle beraber 27'nci Dönemin tüm Türkiye için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum, dua ediyorum.

1 numaralı Kanun Teklifi'ni beraber görüşüyoruz. Geçtiğimiz hafta Komisyonda aslında çok teferruatlı tartışmalar yaptık. Doğrusu, bugün burada yapılan konuşmalarda, sanki daha evvel bunları Komisyonda hiç konuşmamışız gibi sıfırdan ele aldığımızı görüyorum, usul tartışması da hakeza böyle. Ama buradan, tekrar bu konuştuğumuz konuların üzerinden geçerek ben aslında tek tek maddelerden ziyade neden böyle bir kanun teklifi verme ihtiyacı duyduk, bunun üzerine kendim ve partimin yaklaşımlarını ifade etmek istiyorum. Elbette ki ilerleyen dakikalarda maddelerle alakalı daha detaylı konuşma ve müzakere etme imkânımız olacaktır.

Konuşmaların tamamını çok dikkatle dinlediğimde, genel yaklaşım olarak ben bu mekânın, gazi mekânın sanki bu darbeye hiç şahitlik etmemiş gibi bir hâl üzerine konuşmalar yapıldığını görüyorum. Oysa ki bu Meclis, şu an içinde bulunduğumuz Meclis buranın asli şahididir, darbenin asli şahididir, asli mağdurudur ve aynı zamanda da bence asli müdafidir. O geceden itibaren en önemli saldırı aslında bu Meclise yapılmıştır, seçilmiş Cumhurbaşkanına yapılmıştır, bu ülkenin devletine, milletine, bürokrasisine, yargısına ve elbette ki sade vatandaşına yapılmıştır ve 251 insanımız şehit olmuştur.

Yaptığımız bütün konuşmalarda bence bu başlangıç noktasını asla kaçırmamak lazım. Bu nokta aklımızda olmadan konuştuğumuz zaman farklı bir tablo ortaya çıkıyor yani tabloya baktığınızda asıl soru "Bu darbecilerin bu ülkeye verdiği zararı Meclis olarak hep beraber nasıl ortadan kaldırabiliriz?" olmalı. Bu olmadığı takdirde yaptığımız çalışmaların anlamsız kaldığını, havada kaldığını düşünüyorum.

Pek çok kere hukuk devletinden bahsedildi, demokrasiden bahsedildi. Doğrusu, hukuk, demokrasi, adalet ve evrensel değerler sadece ve sadece muhalefete ait değerler değildir. Bu ülkede AK PARTİ'nin Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde ortaya koyduğu siyasi hareket başından itibaren bir hukuk mücadelesidir, bir adalet arayışıdır, Türkiye'deki hukuksuzlukların giderilmesi için ortaya konmuş muazzam bir mücadelenin neticesinde gelinen bir noktadır ve o sebeple de bu çalışmaları yaparken her seferinde "hukuk devleti" dediğimiz ilkelerin aslında hepimizin ortak değeri olduğunu kabul etmemiz lazım. Muhalefette olan arkadaşlarımız daha demokrat, daha hukuka yatkın ama bizler bunun dışında değiliz. Tam tersine, Türkiye'de hukuk devletinin ihdası konusunda en büyük gayreti sarf eden partilerden bir tanesiyiz.

Olağanüstü hâl meselesine gelince, biraz evvel bütün konuşmacıların altını çizdiği nokta şuydu: OHAL bir anayasal kurum ve bu anayasal kurumun iyiliğini, yanlışlığını elbette tartışabiliriz ama nihayetinde hep beraber aslında Türkiye, o geceden sonra, çoğunluk anlamında Mecliste -öyle ifade edebilirim- olağanüstü hâlin gerekliliğine Anayasa'nın 121'inci maddesine binaen karar verdi ve uygulamasını yaparken de olağanüstü hâlin, Anayasa'nın içerisinde kalarak, verdiği yetkilerle aslında uygulamalarını hayata geçirmiş oldu. Ve böyle yaparak da aslında -yapmak istediğimiz şey- başta FETÖ terör örgütü olmak üzere, yargıya, bürokrasiye, devletin en temel kurumlarına, bugüne kadar alışkın olmadığımız yöntemlerle sızan bir yapıyı bu ülkenin içerisinden, damarlarından temizlemeye gayret etmeye çalıştı. Bunu yaparken ortaya çıkan konularla ilgili olarak da aslında kendi yaptığı uygulamalarla ilgili olarak da olağanüstü hâlde yapılan işlemlerin denetimiyle alakalı bir komisyon kurdu ve bu komisyonun kararlarını da yargı denetimine açtı nihayetinde. Siz de biliyorsunuz, olağanüstü hâl kararları, aslında olağanüstü hâlde verilen kararlar, kararname kararları, kararnamelerin neticeleri yargı yoluna, denetimine kapalı idi geçtiğimiz Anayasa'da. Şimdiki sistem biraz daha farklılıklar öngörüyor ve devamında da aslında kendisi denetlenebilir hâle gelmeyi tercih etti. İlerleyen maddelerde de belki gündeme gelecek, konuşacağız; aynı zamanda bir ortaklık da tesis etmeye çalıştı yani kanun hükmünde kararnamelerle verilen kararlar ile olağanüstü hâl inceleme komisyonunun verdiği kararlar arasında da bir paralellik tesis etmeye çalıştı bu kanun teklifinde.

Şimdi, tabii, saiki ortaya koymak açısından nasıl bir yaklaşımımız var, ben bunun da altını çizmek istiyorum. Olağanüstü hâl ilan edildikten sonra aslında Anayasa'nın verdiği yetkiye göre altı aylık bir süreyle bunu ilan etmek mümkünken, başta bir acziyet olarak ifade edilen şey, aslında bir tedbir, bir görme hâli, bir adım adım ilerleme hâli olarak düşünülerek ilk önce üç ay olarak verildi ve daha sonra da belki dörder aylık periyotlarla Anayasa'nın verdiği imkândan faydalanılabilirdi; yine bir tedbirle, görerek adım adım ilerlemek adına üçer aylık periyotlar içerisinde uzatma kararı verilmiş oldu.

Konuşmacı arkadaşlarımdan birisi dedi ki: "Kendiliğinden ortadan kalktı olağanüstü hâl." Kendiliğinden tabii ki ortadan kalkmadı. Bir şeyi yapmaya iradeniz varsa yapmama iradesini ortaya koymak da aslında bir adım atmaktır. Yapmama iradesi, uzatmama iradesi ortaya konulmuş oldu yani kendiliğinden ortadan kalkmadı, bilerek isteyerek yapılmış oldu. Eğer amaç olağanüstü hâli devam ettirmekse bununla alakalı bir adım atılırdı ama şu andaki niyet, saik olağanüstü hâlin ortadan kalkmasıydı ve zaten olağanüstü hâl 18 Temmuz itibarıyla, gece bir itibarıyla da ortadan kalkmış oldu.

Şimdi, karşınızda bugüne kadar değil Türkiye'nin, dünyanın görmediği, son derece sofistike yöntemlerle kendini ortaya koymaya çalışan bir terör örgütü var. Bu terör örgütüyle alakalı her gün yeni tutuklamalar, yeni ortaya çıkan deliller, yeni keşfetme yöntemleri ortaya çıkarken hiçbir şey yokmuş gibi olağan şartlar içerisinde oluşmuş bir hukuk düzeni içerisinde mücadele etmek az gelecek kanaatindeyiz. Olağan şartlar içerisinde oluşan hukuk düzeninde tanımlanırken hukuki terimler, mevcut olarak o ülke içerisinde yaşanmış bir pratiğin neticesinde anlam kazanıyor, yargısal anlamda da böyle, onlara anlam atfeden kurumlar açısından da böyle. Bu anlamda baktığımızda, bizim olağan şartlar içerisinde oluşan hukuk düzeniyle devam etmemiz hâlinde bazı konularda boşlukların ortaya çıkma ihtimali var. Bu sebeple yargının, idarenin elini güçlendirmek gerekiyor, elbette ki keyfî bir güçlendirme değil. Biraz evvel çokça ifade edildi, zaten idarenin bütün eylemleri yargısal denetime açıktır her manada. Bu konuda en ufak bir problem yok ama elbette ki kurumların, yargının, idarenin elini güçlendirmek, bu konuya dair tedbirler vermek, Fetullahçı terör örgütü başta olmak üzere diğer terör örgütleri açısından bakıldığında, tam tersine devletin, milletin kendisini koruması için bireysel özgürlükler ile toplumsal güvenlik arasında bir denge kurmak amacıyla ihdas etmiş olduğu, ortaya koymaya çalıştığı bir iradedir diye belirtebilirim.

Şimdi, biraz evvel konuşmalarda yine çokça ifade edildi, üç yıllık süreden bahsedildi. Üç yıllık süre, evet, bir geçiş süreci olarak öngörülen bir süre. Bütün maddeler için de değil, birkaç madde için bu geçerli, biraz sonra bunları tekrar müzakere edeceğiz. Fakat bu yapılırken şunun altını çizmek lazım: Her zaman için anayasal düzenin bize çizdiği çerçeve, hukuk esas, evrensel hukuk ilkeleri esas, aynı zamanda elbette uluslararası hukukun ortaya koyduğu değerler var, bu değerler içerisinde kalarak Türkiye bunu yapmış oldu. Anayasa ve kanun hükümleri çerçevesinde aslında bu teklifi biz hayata geçirmiş oluyoruz ve bunu yaparken de aslında bir taraftan soruşturma, kovuşturma ve memurlarla alakalı Disiplin Yönetmeliği'ne dair düzenlemelerde üç yıllığına idarenin ve aynı zamanda yargının elini, emniyetin elini güçlendirmiş oluyoruz.

Biraz evvel ifade ettim, yine, olağanüstü hâl kararnameleri ile Olağanüstü Hâl İnceleme Komisyonunun verdiği kararlar ve aynı zamanda kanun hükmünde kararnamelerle birlikte eğer ortaya çıkmış olan uyumsuzluklar varsa bunların giderilmesini, geriye dönüşlerle alakalı ortak bir uygulamanın hayata geçmesini sağlamış olmayı hedefliyoruz.

Bir diğer mesele, aslında biraz evvel yine ifade edildi, bu uygulamaların tamamına baktığımızda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bize tavsiye niteliğinde olan kararlarından yola çıkarak ortaya konmuş olan olumlu uygulamalar var. Fakat, olumlu olanlarla alakalı gerçekten bir değerlendirme yapma imkânı nedense olmuyor. Bunların muhakkak altının hassaten çizilmesi lazım. Özellikle dostane çözüm ve tek taraflı deklarasyon konularında tekrar yargılamanın yenilenmesine dair bize önerilen tavsiye kararlarına uyan birden fazla düzenleme var 3 ayrı başlık altında; hem Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda hem İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda hem Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda birden fazla düzenlemeye gidiyoruz, paralellik arz eden düzenlemeye gitmiş oluyoruz, bunların önemini görmek lazım.

Özellikle valilere verilen yetkilerden bahsedildi. Bakıldığı zaman bu kanun değişikliğinin bir bütün olarak değerlendirilmesi lazım yani yeniden bir düzenleme yapmak değil, tam tersine, var olan bir düzenleme içerisinde valilerin yetkilerini somutlaştırmak ve sınırlamak esas. Yani, bakıldığında valilerimizin yapabileceği işlerin adını koymak, somutlaştırmak ve aynı zamanda bir süre içerisinde, on beş günlük bir süre içerisinde gerekli görülen hâllerde kendisinin yetki alanlarının altını çizmek olarak tanımlayabiliriz diye düşünüyorum.

Devamında baktığımız zaman, maddeler içerisinde askerî mahallerle ilgili olan düzenlemeler var. Bunun da en önemli temel sebebi, biliyorsunuz, askerî mahkemeler kaldırılmış durumda. Askerî mahkemeler kaldırıldığı için onlardan izin alınarak askerî mahallerle ilgili arama yapılmasıyla alakalı, önleyici kolluk hizmetleriyle alakalı boşluklar vardı. Bu boşlukların aslında doldurulmasıyla alakalı düzenlemeler yapıldığını göreceksiniz.

Yine, aynı zamanda, Sahil Güvenlikle alakalı, Jandarmayla alakalı, onlar da artık İçişleri Bakanlığının bünyesinde tanımlandıkları için onlarla ilgili olarak da önleyici bir arama yapılmasında hangi makamların yetkili olacağına dair düzenlemeler olduğunu göreceğiz birlikte.

Ve devamında, biraz evvel gündeme geldi kantinler, vesair diye, arkadaşlar biraz böyle tebessüm de ederek ifade ettiler. Doğrusu, bu konu çok net aslında çünkü oradaki düzenlemelerde de Millî Savunma Bakanlığının bünyesinden çıkarak İçişleri Bakanlığının aslında sorumluluk alanına girdiği için acil bir mesele olarak görülmesinden dolayı böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu.

Bu konulara bakıldığında aslında bu düzenlemelerin tamamının bir önleme araması olduğu, askerî mahallerde bir askerî izin almaksızın arama yapmanın aslında normal şartlar altında kapalı... Tüm bunlarla alakalı hukuki bir altlık oluşturma kaygısıyla, gerekçesiyle düzenlemeler önümüze gelmiş oldu.

Şimdi, devamında şunları aslında paylaşarak tamamlamak istiyorum. Biraz evvel de ifade ettim, önemli olan şey bizler açısından haklar. Tabii, hukukun inşasında itirazlar çok önemli, hak ve ödevler çok önemli, hakların ve ödevlerin dengesi hukuk mantığı içerisinde önemli bir yer inşa ediyor, aynı şekilde birey ve devlet arasındaki dengenin korunması. Biz daha bugüne kadar yaptığımız bütün eylemlerimizde aslında bir taraftan bireyin hak ve özgürlüklerini koruyarak, diğer taraftan da devletin bekasıyla alakalı düzenlemeleri belli bir denge içerisinde hayata geçirmeye gayret ettik. Bugün de baktığımızda aslında şu an Türkiye'de yapmaya çalıştığımız şey bireysel özgürlükler ile güvenlik dengesi arasında bir paralellik kurarak bu hukuki düzenlemeleri yapma gayreti içerisinde olduk. Zaten AK PARTİ'nin kendi bugüne kadarki siyaset etme pratiği bu mantık üzerine şekillenerek bugünlere gelmiş durumda.

Ve özellikle 15 Temmuzdan sonra Türkiye'de şekillenen siyasal hayat bir daha geriye dönüşü olmayacak şekilde aslında Türkiye demokrasisinin geldiği noktayı görmek açısından çok önemli. Eğer Türkiye'de gelişmiş bir demokrasi, gelişmiş bir hukuk algısı olmasaydı hem bireysel manada hem kurumlar açısından Türkiye bu çok ama çok zor günleri aşmak konusunda çok büyük sıkıntılar yaşayabilirdi. Bugün geldiğimiz noktada böylesine ağır bir imtihandan geçmiş olmasına rağmen ülkemiz, hem ekonomik anlamda hem de ülkemizin içinde bulunduğu esenlik süreci içerisinde bakıldığı zaman gelinen noktayı çok anlamlı buluyorum. Tüm bu olan bitenden sonra 16 Nisanda referandumla muazzam bir değişiklik hayata geçirebildi ülkemiz, insanlarımıza bunu anlatabildik, MHP'yle birlikte bir değişimin hayata geçmesi konusunda çalışmalar ortaya koyabildik ve devamında da bir seçim yaparak şu anda Türkiye'de Mecliste ilk defa, belki de uzun zamandan sonra ilk defa pek çok siyasi partinin -sayıları az da olsa- en geniş katılımıyla temsil edilmiş olduğu bir Parlamento aritmetiğiyle bugün buradayız. Böyle bakıldığında Türkiye demokrasisinin geriye gitmesinden değil, tam tersine, her manada hem bireysel anlamda hem de ülkenin geneline bakıldığında hukuk algısının geliştiği, demokrasi algısının geliştiği, daha adil bir temsille Mecliste var olduğumuz bir sistemden bahsediyoruz. Bugün geldiğimiz noktada benim ümidim özellikle gelecek dönem için, bir araya gelen milletvekillerinin Türkiye'nin geleceği adına bir tarafgirlik mantığından öte Türkiye'nin temel meseleleri konusunda bir araya gelmesi. Bu yeni sistem özellikle kanun teklif etme imkânını artık sadece milletvekillerine verdiği için bir araya geldiğimizde hep beraber Türkiye'nin geleceğine dair daha doğru şeyler yapmak açısından bir imkân veriyor ve bunu doğru kullanmanın bizim açımızdan çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bir başlangıç yapan yeni bir Meclis olarak 27'nci Dönemin en önemli görevlerinden bir tanesinin şahsen bu olduğuna inanıyorum.

Ben, maddelerle alakalı birkaç şeyin daha altını çizerek konuşmamı tamamlayacağım. 29 maddeden oluştuğunu ifade ettim, bu maddeler içerisinde özellikle önleme aramalarıyla alakalı durumu ifade ettim. Devamında, özellikle toplantı ve gösteri yürüyüşüyle alakalı olan düzenlememizin de bir özgürlük alanı açtığını ifade etmek isterim. Bunun da en önemli özelliği, daha evvel Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu karara ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği bir karara binaen... Tam tersine, toplantı ve gösteriyle alakalı saatleri ötelemesinin, daha geç saate ve kapalı mekânlarda saat yirmi dörde kadar buna imkân veriyor olmasının altını çizmek lazım.

Diğer taraftan, maddelere baktığımda... Sürelerden bahsetti arkadaşlarım, gözaltı sürelerinden. Bireysel olarak işlenen suçlarda yirmi dört saat olan sürenin kırk sekiz saate, diğerinde ise dört güne kadar çıkabileceğini ifade ettiler Anayasa'nın belirttiği sınırlar içerisinde. Bunların 2 defa uzatılması hâlinde de muhakkak hâkim kararıyla uzatılabileceğinin altını çizmem lazım. Burada en önemli şey, hâkim kararı olmaksızın bunun yapılamayacak olması.

Adli kollukla ilgili olarak da aynı şey, askerî mahallerde kullanılabilecek olması. El koymayla alakalı, yine mahkeme kararıyla birlikte askerî mahallerde bir el koymanın yapılabileceğinin ifade ediliyor olması. Maddeler bu manada devam ediyor.

Son olarak da belki -dostane çözümü de ifade ettim- şöyle toparlayarak kapatmam lazım. Kusura bakmayın, tabii, benim ilk konuşmam. Belki bir dağınıklık içerisinde olmuş olabilir. Bunu bir başlangıç olarak görmenizi istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum. Meclisteki yeni arkadaşlarınızdan bir tanesiyim, grup adına da ilk defa konuşuyorum. Bunun verdiği bir şey olabilir, bir dağınıklık da olabilir. Her birinize çok teşekkür ediyorum.

Asıl mesele bence saik meselesi, hangi saiklerle bunu yaptığımız. Şunu bir kez daha ifade etmek isterim: AK PARTİ'deki her bir arkadaşım -sizlerin de öyle olduğuna inanıyorum- hakkı hukuku esas alan insanlarız. Bu devlet, bu ülke bizim için çok kıymetli. Bu manada, ülkemizin geleceği için en doğruyu yapmak üzerine gayret sarf ediyoruz. Her birinizin fikirleri bizim için bu manada çok kıymetli. Belki yollar farklı olabilir ama ulaşmak istediğimiz hedefin aynı olduğu kanaatindeyim,.

Buraya doğru giderken de hep beraber en doğruyu yapacağımız kanaatiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)