Konu:2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:40
Tarih:17/12/2017


2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2016 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 6'ncı Tur görüşmeleri münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Samsun) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, bizi televizyonları başında izleyen sevgili milletim; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Yapmakta olduğumuz çalışmaların hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum.

Sağlık Bakanlığı bütçesini konuşuyoruz. 2018 bütçesi, bütçe çalışmaları içerisinde Sağlık Bakanlığı bütçesini de konuşmak bugün nasip oldu. Tabii, Sağlık Bakanlığı bütçesini konuşurken bu kadar adrenalin deşarjı olmuş bir ortamda, sağlıklı bir ortamda konuşuyoruz demekte zorlanacağım ama adrenalinin zararını hepimiz biliyoruz. Adrenalinin zararlarından kendimizi koruyalım.

Evet, sağlık hizmeti büyük bir fedakârlıkla yapılan bir hizmet. Büyük bir fedakârlıkla bu hizmeti yapan ve bu alanda çalışan doktorlarımızı, hemşirelerimizi, ebelerimizi ve tüm yardımcı sağlık personelimizi de saygıyla, muhabbetle ve takdirle selamlıyorum.

Sağlık her şeyin başı. Kanuni'nin şiirini hepimiz biliyoruz, burada bir kere tekrar edeceğim: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi."

Sağlık, siyasetüstü bir alan ve siyasetüstü yaklaşmamız gereken bir alan; hepimizi aynı şekilde etkiler, hepimizi aynı şekilde ilgilendirir ama elbette ki siyasetin sağlık hizmetini yerine getirmede programları olacak, projeleri olacak. Bu konuda da programlarını halkına anlatan ve o programın uygulanması için halktan destek alan, güç alan iktidar, o programını uygulamak için yetki alacak Meclisten. Bugün yaptığımız, bu programımızı millete söz verdiğimiz şekilde uygulayabilmek için bütçe yetkisini almak üzere burada çalışmalarımızı yapıyoruz.

Az önce değerli grup başkan vekilimin de söylediği gibi, siyaset, gerçekten milletin iradesinin, devletin sahibi olan milletten devleti yönetme hakkını almak için milletin iradesinin tahsil edilmesinde yapılan bir faaliyet. Her şey milletin gözü önünde oluyor. Bu faaliyetleri yaparken fikirlerimizi, düşüncelerimizi özgürce ifade edeceğiz, tenkitlerimizi yapacağız ama asla hakaret etmeyeceğiz, tehdit etmeyeceğiz, iftira atmayacağız. Bu ölçülere uyduğumuz sürece çözemeyeceğimiz sorun yoktur, başaramayacağımız da iş yoktur. Sonunda kararı elbette ki millet verecek. Bugün burada sağlık bütçesi ve diğer bütçelerin görüşülmesi esnasında hassaten ben kendi Bakanlığımla ilgili olarak değerli milletvekillerinin göstermiş olduğu yapıcı muhalefet ve tenkitlerini de o düzeyde yapmış olmalarından dolayı da teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlık 7/24, stop etmeden çalışan bir makinedir. Böyle bir makinenin içinde her şeyi doğru ve yerinde yapmak zorundayız, en ufak bir hata ve en küçük ihmale yer yok. Dolayısıyla, sağlık hizmetlerinde başarılı olabilmek için, başarılarımızın ne durumda olduğunu anlayabilmek için de durum tespiti yapmak zorundayız. Durum tespiti: Neredeyiz şu anda, elbette ki bu bulunduğumuz noktaya nereden geldik, gelecekte nereye gitmek istiyoruz? Bunları da paylaşmak isteyeceğim. Nerede olduğumuzu tespit etmek için iki yol var; geçmişimize bakmak, geçmişten buraya nereden geldik, bir de diğer ülkeler arasında yerimiz nerede?

Sağlık hizmetlerinde, geçmişe baktığımızda gerçekten Türkiye çok önemli mesafeler katetti. Ben bir doktorum, genel cerrahi mütehassısı olarak hastanelerde çalıştım, devlet hastanesinde ve çalıştığımız ortamları biliyoruz. Yani ameliyathaneden çıkan hastamızın, ameliyat sonrası (post-op) bir hastanın bakılabildiği yer olurdu, ya onu hemen oradan alırdık, yeni gelen hastayı oraya yatırırdık veyahut da onu yatıramadan 6 kişilik, 8 kişilik koğuşlarda yatağına alırdık. Bu zorluklar vardı, bunları hep beraber yaşadık. Ama şimdi görüyoruz ki biz nitelikli yatak noktasında hedefimizi gerçekleştirmiş durumdayız. Hastanelerimizi yenileme noktasındayız ve yeniledik, yenilemeye de devam ediyoruz.

ERKAN AYDIN (Bursa) - Yoğun bakımlarda yer yok.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Yoğun bakım yataklarımız dünya standartları noktasında ve hatta Türkiye için belirlenen hedefi de geçmiş noktada.

Diğer taraftan, elbette ki mekânlar değil sadece sağlık, aynı zamanda o mekânlarda sunulan imkânlar ve o imkânları o mekânlarda kullanacak olan kadromuz, sağlık çalışanlarımız. Bu üçlüyü birlikte değerlendirmek zorundayız. Sağlık çalışanlarımızın da özlük haklarını geliştirmek zorundayız. Bu konuda verilmiş sözleri önümüzdeki günlerde inşallah yerine getirmek bizlere nasip olacak; yıpranma payı gibi, emeklilik gibi.

Yine, personelimizle ilgili -hemen gündeme getirildi, ben de burada paylaşmak istiyorum- sağlıkta şiddet konusu gerçekten kabul edilebilir bir şey değil. Şifa dağıtan ellere el kaldırmak bir topluma, bir halka, hakikaten, o çalışanlara karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır. Toplumumuza bunun da yakışmadığına inanıyoruz. Böyle davranışlarda bulunanları halkımızın da milletimizin de kınadığını biliyoruz. Ama bizim buna ait bir düzenleme yapmamız lazım. Biz idare olarak, devlet olarak bu insanların, çalışanların hukukunu ve ortamlarını korumak zorundayız; haklarını, onurlarını korumak zorundayız. Bir düzenleme yapılmıştı yani sağlık çalışanına görevi başında saldırıda bulunan tutuklanarak yargılanıyordu ama Ceza Muhakemeleri Usulü Yasası'na uymadığı gerekçesiyle bu iptal edildi. Yeni bir düzenleme yaparak bu konuda sağlık çalışanlarını koruyacak tedbirleri almamız lazım.

Şimdi, üç bölümde konuşmamı dizayn etmiştim: Birinci bölümde, nereden Türkiye'de bu noktaya geldik, bulunduğumuz noktaya; ikinci bölümde bu haklarla, özgürlüklerle ilgili, sağlık çalışanlarının emekleriyle ilgili düzenlemeler; üçüncü bölümde ise geleceğe dönük yapacağımız çalışmalar.

Göstergelere değinildi, temel sağlık göstergelerine. Doğumda beklenen yaşam süresi... Elbette ki geçmişle kıyaslayacağız, muhakkak ki 2002 ile 2017'yi kıyaslayacağız ama değerli bir konuşmacı kardeşim bir önceki konuşmalardan birinde dedi ki: "2010'larla da kıyaslamak lazım." Doğru. Hani AK PARTİ'nin kaçamayacağı bir durum da şu: On beş yıldır, on altı yıldır iktidarda kalmışsanız hep iktidara geldiğiniz noktadan bugünü kıyaslayamazsınız, kendi içinizde, kendinizle de yarışmak zorundasınız, AK PARTİ kendisiyle de yarışmak zorunda. Onu da yapacağız, yapıyoruz da. Ama geçmişi tam hatırlayabilmek için bu, temel sağlık göstergelerinde...

Doğumda beklenen yaşam süresi yıl olarak 72,5'ti, şimdi 78; bu iyi bir gelişmedir arkadaşlar. Bebek ölüm hızı bin canlı doğumda 31,5'ti, 2015'te 7,5; 2016'da 7,3 oldu. Bu iyi bir gelişme ama burada duracak mıyız? Hayır. Elbette ki bu göstergelerin daha da iyileştirilmesi için gayret göstereceğiz, çalışacağız. Ama bu noktaya gelmiş göstergeler artık limite yaklaşmaktadır. Onları bir önceki gibi hızlı bir şekilde değiştirmek kolay değil ama mutlaka onları da düzeltmek, değiştirmek görevimiz.

5 yaş altı ölüm hızı 40'tan 9,4'e; anne ölüm oranı 64'ten yani 100 bin canlı doğumda 64'ten 2015'te 14,6... 2016'da mesela 14,7 görülmüş; kendi rakamımız bu. Bir ölüm hadisesi fazla olsa rakam oynuyor çünkü limite yaklaşıldı.

Cepten yapılan sağlık harcamasının toplam sağlık harcamasına oranı 19,8'den 16,3'e, katastrofik (yıkıcı) sağlık harcamaları on binde 81'den 29'a... Bir önceki yıl 30, 2016'da 29. Bunlar, doğru, olumlu gelişmeler. Bunları daha da ileri götürmek için elbette üzerimize düşeni yapmak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, gene birkaç örnek sunacağım burada zikredilen konulardan. Koruyucu ve temel sağlık hizmetleri için ayrılan bütçe konusunda tenkitler, eleştiriler aldık ama gerçekten reel rakamlarla kıyasladığımızda 2002'de 3,5 milyar olan koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan para şimdi onun 3,5 katı; 12,7 milyar lira yani hem oransal olarak 3,5 katı hem de miktar olarak, rakam olarak yüksek. Yani koruyucu sağlık hizmetlerine de gereken önemi veriyoruz. Bunu hepimiz biliyoruz; sağlıkçıların, bütün vekil arkadaşlarımızın bildiğine inanıyorum. Sağlığı kaybettikten sonra tekrar kazandırmak zordur ama kaybetmeden önlemekse daha kolay ve daha ucuzdur. O nedenle koruyucu sağlık hizmetleri daha bir önem kazanmakta ve bu dönemde bunlar için yaptığımız çalışmaların, koruyucu sağlık hizmetleri için yaptığımız çalışmaların en büyük adımı aile hekimliğidir. Şu anda 23 bin civarında aile hekimi kardeşimiz çalışıyor, bu sayıyı 35-40 bin düzeyine getirip aile hekimi başına düşen nüfusu 2.000- 2.500 rakamına getirmek istiyoruz.

Aşılama, koruyucu sağlık hizmetlerinde gerçekten çok başarılı olduğumuz bir alan. 2000'lerde, 2002'lerde, 2004'lerde bu yüzde 82-85'ler düzeyindeyken beşli aşı ve üçlü aşıda 98 düzeyinin üzerine geçmiş bulunuyoruz ki bu fevkalade güzel bir neticedir arkadaşlar.

Bir konu var, bugünlerde gündemde olan bir konu, onu da zikretmek istiyorum, koruyucu sağlık hizmetleri içine aldığımız ve takip etmekte olduğumuz bir konu. Gelişen dünyada ve gelişen toplumumuzda hastalığın tipleri de değişiyor. Şimdi, çocuk yaşta daha önceden karşımıza çıkan hastalıklar daha çok enfeksiyon hastalıklarıydı, bulaşıcı hastalıklardı. Onlarla yapılan mücadelede belli bir başarı elde edildi. Şimdi, karşımızda, hiç beklemediğimiz "obezite" diye bir sorunla karşı karşıya kaldık. Bulaşıcı olmayan, kronik hastalıklar arasında sayılabilecek bir konu ki 2009'dan beri bu konuyu takip ediyoruz, üç yılda bir yaptığımız çalışmalarda en son rakamlar şöyle arkadaşlar: 2009'da 6 ila 9 yaş düzeyindeki çocuklar arasında yüzde 6,5 obezite varken 2013'te 8,3; 2016'da 9,9. Bu bize, sadece Sağlık Bakanlığının değil, komple, muhalefetin iktidarın, hepimizin bu konuda birlikte çalışmamızı gerektiren bir sorun olduğunu gösteriyor. Çünkü, çocuklarımız geleceğimiz, geleceğimizin sağlığını tehdit ediyor.

Bunun yanında, obeziteyle birlikte artış gösteren diyabette de sıkıntımız olduğunu biliyoruz ve bu konuyla ilgili de tedbirlerimizi, çalışmalarımızı yapıyoruz. Diyabette maalesef OECD ülkeleri içerisinde Türkiye 2'nci sırada. Bu hiç iç açıcı bir rakam değil.

Hareket konusu toplumu tehdit eden bir diğer unsur, gençlerde özellikle. Hareketsizlik bir tehdit edici unsur olarak karşımıza çıkıyor. Teknoloji bağımlılığıyla karşı karşıyayız. Böyle bir durumun da bir şekilde mücadele edilmesi gereken bir sorun olduğuna, yine sadece Sağlık Bakanlığının başarabileceği bir iş olmayıp topyekûn toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Tütünle mücadele konusundaki mücadelemiz sürüyor. Önümüzdeki günlerde düzenlemeleri yenileyeceğiz. Bu konuyla ilgili, ocak ayında, sağlıkla ilgili bir yasa paketi geçireceğiz. Bu paketi hazırlama aşamasında, hazırlamadan daha, komisyondaki arkadaşlarımızla da ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla da -sadece bu tütünle ilgili değil, diğer konularda da- paylaşacağız. Çünkü, sağlıkla ilgili düzenlemeler toplumun tümünü ilgilendiren düzenlemelerdir.

Ben hızla gidiyorum. 112 Acil'le ilgili elbette ki bir kıyaslama yapacağım çünkü bu konuda fevkalade güzel bir noktadayız. 2002'de 500-600 civarında ambulansımız varken şimdi 5 bin noktasını bulmak üzereyiz, 4.926 kara ambulansımız var. 17, artı şimdi 3 tane de kurtarma özelliği olan helikopter de alıyoruz, 20 tane helikopter ambulansımız var. 4 tane uçak ambulansımız var, 2 tanesinin ihalesi yeni yapıldı.

PERVİN BULDAN (İstanbul) - Yeterli değil Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Deniz ambulansımız -bot ambulansımız- var ve şimdi, Bakü-Tiflis-Kars demir yolu açıldıktan sonra -bir tasarı üzerinde çalışıyoruz, daha gerçekleşmiş değil- vagon ambulans düşünüyoruz çünkü o bölgede tren 150 kilometre hızla yolcu taşıyacak. İnşallah, Türkiye'deki hatlar daha da gelişir. Böyle bir çalışmanın içerisindeyiz.

Hekime müracaat sayısıyla ilgili değerlendirmeler oldu. Tabii ki bunu, bu kadar artışı iki şekilde izah edebiliriz: Birincisi, önceki kayıtlar noktasında yeterli kayıtlar var mıydı elimizde? Çünkü yüzde 3 oranında, daha doğrusu, yılda nüfus başına 3-3,5 kere hekime gitme alışkanlığımız, AK PARTİ iktidarı döneminde sekiz 8,5'lara, 9'lara ulaştı. Bunu bir tenkit konusu da yapabilirsiniz, ki yapıyor arkadaşlarımız. Yani acaba toplumun sağlığından çok mu şikâyeti var da gidiyor? Bir de şöyle bakabiliriz: Yani o kadar kolay ulaşılıyor ki sağlıkta hizmete...

Geleceğim atamalar konusuna da. Güzel, teşekkür ederim, hatırlattınız.

Sağlıkta hizmet konusunda, vatandaş hastaneye gitmek istediğinde hastaneye ulaşabiliyor ve onu da dikkate almak lazım.

Nitelikli yatak oranımız -oranı veriyorum- 2002'de yatakların yüzde 6'sıydı, 2016'da yüzde 52, 2017'de yüzde 59'a çıkacak arkadaşlar, yatakların yüzde 59'u nitelikli olacak. 2018'de bu yüzde 70, 2023'te bütün yatakları nitelikli hâle getirmek istiyoruz.

Hızla geçiyorum, sağlıkta insan gücüne geliyorum, elbette önemli. Pratisyen açığımız var ama öngörümüz şudur ki: Beş veya altı yıl içerisinde Türkiye'nin pratisyen açığı kapanıyor, o sayıya ulaşıyoruz. Bunu öngördüğümüz için Tıpta Uzmanlık Sınavı'na -TUS- katılma kontenjanını 6 binden 8 bine çıkardık bu sene, 2 bin daha kota artırdık ki uzman açığını kapatalım.

BEHÇET YILDIRIM (Adıyaman) - Kalite, kalite.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Bu, güzel bir uygulama.

Şimdi geliyorum atamalar konusuna.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Güzel bir haber verin.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Arkadaşlar, şunu da paylaşayım: 2017/5 ataması, toplam yerleşen personel sayımız yani kura çeken personel sayımız 12.380, bunlardan 11.233'ünün ataması yapıldı. Yani 12.380 personelimizden 11.233'ünün ataması yapıldı, kalan 1.147 kişinin ise güvenlik soruşturmaları, değerlendirmeleri devam ediyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Çok gecikti.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Biz mümkün olduğunca bu güvenlik soruşturmalarında atamadan yana tavır içindeyiz çok açık bir şekilde çünkü bizim ihtiyacımız var. Bizim ihtiyacımız olan bu kadroların görev yapmalarını istiyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Bu ne kadar sürecek Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Bunu kestirmek zor oluyor. Ben ekim ayında bunu bitiririz diye düşünmüştüm ama bitmedi ama eridi yani sayı 1.143'e düştü, mümkün olduğunca hızlı bir şekilde gidiyoruz. Zaten önümüzdeki iki hafta, üç hafta sonra da yeni bir kura çekilecek, kura dönemi geliyor. İnşallah, onlarda daha hızlı ilerler.

Arkadaşlar, personel alımı... Tabii ki burada bütün izleyicilerimiz de, sağlık çalışanları ve sağlık mesleğini edinmiş ama atanamamış kardeşlerimiz de merak ediyor. Rakamlar şu anda ham rakamlar ama şu kadarını söyleyeyim: 2018 yılı içerisinde, bir kere 9 bin doktor atayacağımızı tahmin ediyoruz en azından, onlar zaten otomatik, mecburi hizmetten dolayı alıyoruz; 27 bin ebe ve hemşire kadrosu oluşturmaya gayret ediyoruz ve bunu tamamlayacağız inşallah. Taşeronlarla ilgili yasal düzenlemenin bitmesini bekliyoruz. Bu konudaki yasal düzenlemeden sonra ihtiyacımıza göre bu sefer artık taşeron işçi alınmayacak, yeni düzenlemeye göre alınacak, orada da ihtiyacımızı karşılayacak rakamı alacağız.

Biz, sağlık çalışanlarının çok büyük bir fedakârlık içerisinde hizmet verdiklerine inanıyoruz çünkü OECD ülkeleri içerisinde gerek hekim sayısı gerek hemşire sayısı açısından en az sayıyla en yüksek hizmeti üreten bir ülkeyiz. Ben tekrar buradan sağlık çalışanlarına -doktoruyla, hemşiresiyle, yardımcı personeliyle- takdirlerimi sunuyorum, kendilerine çok teşekkür ediyorum. İnşallah onların şartlarını daha iyi hâle getirmek bizim de görevimiz.

Arkadaşlar, benim kalan kısımda arkadaşlarımızın değindiği konuları tek tek ele alma imkânım yok, onları yazılı olarak cevaplayacağım, not aldık, ulaştıracağız milletvekili arkadaşlarımıza. Sayın Başkanım, bir dakika eklerseniz sadece şehir hastaneleriyle ilgili birkaç cümle zikretmek istiyorum.

Arkadaşlar, şehir hastaneleriyle Türkiye bir büyük sorunu aslında çözüyor. Meseleyi şöyle görelim: Türkiye bu hastaneleri yaptırıyor ve taksitle satın alıyor. Şu anda kaynağımız yok ki alalım. Bunlar kira değil yani burada algıyı bir düzeltelim. Bu şehir hastanelerine bizim ödeyeceğimiz...

ERKAN AYDIN (Bursa) - Değerinin 5 katı alıyor Sayın Bakan.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - 7 katı, 5 katı.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Taksit ama.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Ama 7 katı.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Bu bir taksitle bizim oluyor.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Arsa da bizim.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Ve şu anda biz 42 bin yatak ilave etmiş olacağız Türkiye'ye.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Orada devlet büyük zarara uğruyor.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Biz kendimiz, kendi inşaat gayretimizle bunu yapıyoruz, yetmiyor...

ONURSAL ADIGÜZEL (İstanbul) - Yirmi yıl kendine çalışıyor; taksit.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - O doğru bir şey değil.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Tabii, bunları tartışacağız, elbette siz de görüşlerinizi söyleyeceksiniz ama şunu şöyle bilelim: Bizim Türkiye'de vatandaşımızın hak ettiği, layık olduğu, yüksek standartta sağlık hizmeti alabileceği mekânları üretmek için önümüzde iki yol vardı.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Biz kendimiz üretelim.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Kendi tasarruflarımızla bunu yapabilirdik, kendi vergilerimizle yapabilirdik; yapabildiğimizi yapıyoruz zaten, normal devlet hastaneleri, onlar da standardı yüksek hastane ama yapamayacağımız kısmını da dış kaynak kullanarak yapıyoruz.

ALİ ŞEKER (İstanbul) - Devlet bankalarından alın krediyi.

SAĞLIK BAKANI AHMET DEMİRCAN (Devamla) - Bu da ülkemizin ve milletimizin hak ettiği bir neticedir.

Ben hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum; sağ olun, kalın sağlıcakla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)