Konu:Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:97
Tarih:09/05/2018


Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, her şeyden önce şunu belirtmek istiyorum ki devletlerin, tarihte dışarıdan bir tehlike gelmeden bir geçmişleri olduğunu söylememiz mümkün değildir. Devletler sürekli olarak, dışarıdan gelecek tehlikelere karşı kendisini organize etmek zorundadır. Ancak bulunduğu bölgede devletin rahat bir hayat geçirmesi isteniyorsa muhakkak o devletin ekonomik güce sahip olması gerekir. Dolayısıyla, ekonomik güce sahip olan devlet diğer alanlarda da güçlüdür. Bunun için liyakatli bir kadroya ihtiyaç duyar devletler. Liyakat sahibi ekiplerle çalışmayan devletler dış güçlerin oyuncağı hâline gelir, kaçınılmazdır bu. Bakınız, daha üç ayda yani ocak-mart arasında Türkiye'de cari açık 40,3 milyardır. Yine, liyakatsiz yönetimler sebebiyle ülke iyi yönetilemez. Beka sorunu denilen sorunun çıkması da bu şekilde yine liyakate bağlıdır. Yani sizi önüne gelen herkes aldatıyorsa buradaki sorun, dış güçlerin ülke üzerinde oynadığı oyun değil, sizin yetersizliğinizden kaynaklanır.

Geçmişe şöyle bir bakalım: "Cemaatin ileri gelenleri, mensupları bugüne kadar ne getirdiler de bunu geri gönderdim? Yapabileceğim ne varsa yaptım, Rabb'im şahittir. Ne istediniz de alamadınız?" diyorsa bir devleti yöneten kişi ve sonra, yine, AKP iktidara gelir gelmez "Yurt dışındaki cemaat okullarını destekleyeceksiniz, ziyaret edeceksiniz, elçiliklerdeki resmî törenlere davet edeceksiniz." diye o zamanın Başbakanı Sayın Gül bir genelge yayınlıyorsa; iktidara gelir gelmez 23 Nisana alternatif olarak Türkçe olimpiyatları kutlamaları yapılıyor ve onu kendi himayesinde yapan kişi, Sayın Arınç, "Milyonlarca insan şu anda gözyaşı dökerek bizi izliyor. Bunların arasında biri var ki gurbette tek başına hüzünle bizi seyrediyor. Televizyon başında bizi izleyen o güzel insana teşekkür borcum var." diyorsa; eğer "Türkçe sevgi dilidir, barış dilidir, Yunus'un dilidir, Mevlâna'nın dilidir; 'Aç, herkese sineni aç, onun gibi ilaç.' diyen Fetullah Gülen Hoca Efendi'nin dilidir." diyen bugünkü Başbakan varsa; cemaatin hedefleriyle Türkiye'nin hedeflerinin tamamen örtüştüğünü söyleyen, yine bir Başbakan Sayın Davutoğlu varsa; "'Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış.' filan, bunlara kargalar bile güler." diyen bir Millî Eğitim Bakanı Sayın Çelik varsa; o tarihte "Bu yolu açan, bu ateşi yakan, bu fikri veren muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi'ye gönül dolusu saygılar gönderiyorum. Kendisine 'çete' diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır, vicdansızlıktır." diyen bir Adalet Bakanı Bozdağ varsa; cemaat hakkında "Faaliyetlerinin daha fazla artırılması, daha yaygın hâle getirilmesi vatanseverlik görevidir." diyen şimdi bir AKP Bakanı olan Numan Kurtulmuş varsa; cemaate yönelik suçlamalar hakkında "Aynen 28 Şubat gibi, aynen 12 Eylül öncesi gibi senaryodur. Derin devlet harekete geçti, cemaati döverek, cemaate saldırarak Türkiye'nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar." diyen bugünkü İçişleri Bakanı Sayın Soylu gibi birisi varsa; cemaati savunmak suretiyle "İnsan merkezli bir hizmeti esas alan insanlara 'Hizmetlerinizi durdurun.' denir mi? Aksine teşvik edilir, desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır ve bu gerçeği görmemek ferasetsizliktir." diyen bir Sayın Çelik varsa; FETÖ'ye yönelik suçlamalarla ilgili olarak "Şiddetle kınıyorum, daha ağır kelimeler kullanmamak için kendimi zor tutuyorum. Hayatı insanlığa hizmetle geçmiş bir büyük zat için suçlamalarda bulunmak son derece çirkindir, kara lekedir. Fetullah Gülen Hoca Efendi hayatının her döneminde tertemiz kalmış bir kişidir, kendisine şükran borçluyuz." diyen bir Sağlık Bakanı Akdağ varsa; "Gönül diyarlarını imar eden, bu hizmetlere öncülük eden, gurbetten sılaya gelme özlemi çeken büyüğümüze saygı ve şükran hislerimi ifade ediyorum." diyen bir Sayın Kılıç varsa, bir bakan varsa; "Fetullah Gülen Hoca Efendi son bin yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Evrensel Türk rönesansını başlatan Türk mucizesidir. Shakespeare gibi evrenseldir. Ona düşmanlık edenlerin utanması gerekir." diyen bir milletvekili Sayın Kocabıyık varsa; "Vicdanlı bir insan olarak diyorum ki: Bu hizmetlerin durdurulmasını isteyeceğinize gölge etmeyin, başka ihsan istemeyiz." diyen yine bir milletvekili Sayın Gündoğdu varsa; Gülen'e "Feto" diyenleri azarlayarak "Terbiyeni takın, Fetullah Gülen'e 'Feto' diyemezsin, özür dile." diyen Melih Gökçek gibi bir Büyükşehir Belediye Başkanı varsa; "Fetullah Gülen vatan hasretiyle dışarıda yaşıyor, ona karşı yapılanlar cezasız kalmayacak." diyen, "Fetullah Gülen hareketine yönelik düşmanca tavırları hiçbir vicdan sahibi onaylamaz." diyen, "Benim ümidim Fetullah Gülen okulları." diyen, "Demokrasi kıvılcımı." diyen, "Vizyoner lider." diyen, "Türkiye'nin övüncü." diyen, "Hoca Efendi barışçıl, nazik, çok naif bir insan." diyen, "Ceviz kadar beyni olanlar Hoca Efendi'nin büyüklüğünü anlayamaz." diyen bir yandaş medya varsa; ve hatta MHP yöneticilerine kumpas kasetleri ortaya çıkardıklarında Sayın Bahçeli'nin FETÖ'yü suçlaması üzerine "MHP'nin Fetullah Hoca Efendi'ye saldırısı bana göre ihanet derecesindedir. Hiç ahlaki değil, çok çirkin bir şey. Yani Hoca Efendi işi gücü bırakmış da MHP'yle mi uğraşıyor? Bir defa onun bulunduğu makam böyle bir şeye müsaade etmez, onun meşgalesi böyle bir şeye müsaade etmez. Çok çok çirkin, çok ayıp bir şey. Ben bunu ihanet derecesinde kınıyorum." diyen bir Başbakan Sayın Erdoğan varsa...

Değerli milletvekilleri, bakın, bunları neden söyledim? Çünkü sürekli aldatılan, FETÖ'nün aldattığı, PKK'nın aldattığı, Esat'ın aldattığı, Obama'nın aldattığı, Barzani'nin aldattığı, aldatan aldatana, sıra sıra giden bir Hükûmetseniz beka sorunu yaşarsınız. Dolayısıyla, bütün bunları göz önüne aldığınız zaman beka sorununu ortaya çıkaran liyakatsiz yöneticilerin beka sorununu çözeceğini bekleyemezsiniz. Eğer böyle bir beklenti içindeyseniz siz de gaflet içinde olursunuz.

Dolayısıyla, şunu ifade etmek istiyorum: Bakın zannediyorum ilki 18 Mayıs 2017'ydi kamu alacaklarının yapılandırılmasıyla ilgili çıkan ilk kanun, bundan sonra da birkaç kere çıkarıldı, şimdi siz nasıl güven vereceksiniz ödeme yapacak insanlara? "Nasıl olsa bir daha çıkaracaktır, bir daha çıkaracaktır, bir daha çıkaracaktır." demek suretiyle çıkardığınız yasanın bir anlamı kalmayacaktır. Dolayısıyla, bu türden hareketler ülke için fayda mı getirecek, zarar mı getirecek? Belki üç beş kuruş toplayacaksınız ama ülkenin vergisini normal ödemiş vatandaşlarının hakkını hukukunu da koruyamayacaksınız. Hepsini bu şekilde düşündüğünüzde, tekrar kamu alacaklarının bu şekilde yapılandırılmasının ülkeye hangi ölçüde yarar getirip getirmeyeceğini yeniden iyi düşünmek gerekir.

Diyoruz ki: Devlet yapılandırma meselesi öncesinde kurumların neleri ödeyeceğini, gerekiyorsa vergilerin aşağı indirilmesi suretiyle nasıl ödeyeceklerini planlar ve ona göre devleti yönetir ama siz, tutar, Atatürk Orman Çiftliğinin müdürünü getirip TÜBİTAK'ın başına koyarsanız liyakatsiz bir yönetimle bir yere de varamazsınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.