Konu:Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifinin 7'nci Maddeye bağlı Ek Madde 182'nin Tekriri Müzakeresi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:96
Tarih:08/05/2018


Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı ve Teklifinin 7'nci Maddeye bağlı Ek Madde 182'nin Tekriri Müzakeresi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, geçen haftadan sonra ben üniversite parçalanmasının erteleneceğini düşünmüştüm ancak gündeme tekrar getirilmiş olması gerçekten ilginç.

Şimdi, ben 1967'de İstanbul Üniversitesine girdim ve İstanbul Üniversitesini bitirdim, 1970-1971 dönemi mezunuyum. Böyle köklü üniversiteler, maalesef, YÖK'le bir defa bir tırpanlamaya tabi tutuldu, şimdi de parçalanmak suretiyle bir şekil verilmeye çalışılıyor.

Değerli milletvekilleri, aslında Türkiye'de bugün, zannediyorum, sayısı 180'leri geçmiş üniversite yapısı var, bazıları vakıf üniversitesi, özel üniversite. Her yerde pıtrak gibi üniversiteler çıktı ancak bunları gerçekten hiç gidip tahlil ettiniz mi? Yeterli öğretim üyesi var mı? Hangi kalitede eğitim yapılıyor? Bakın, inanın ki şu an üniversiteden mezun olan, birçok üniversiteden mezun olan kişilerin Japonya'da liseyi terk edenlerle eğitim düzeyi neredeyse aynı, bu dereceye düşmüş durumda.

Şimdi üniversite dediğiniz yer çok farklı bir yapıya sahip olmak zorunda. Orası lise mezunu gibi mezun veren ama ülkede kaldırım mühendislerini çoğaltan bir yapı içerisinde olmamalı. Üniversiteler ülkenin geleceğine, gelişmesine ışık tutan eğitim birimleri olmalı. Ancak, sadece İstanbul Üniversitesini bunun üzerinde konuşacak olursak Cerrahpaşayı, birkaç tanesini ayrı bir yere almakla neyi amaçlıyorsunuz? Neyi değiştireceğinizi düşünüyorsunuz, daha mı kaliteli eğitim vereceğinizi düşünüyorsunuz? Aslında kalite, üniversitenin sayısından çok, öğretim üyesinin kalitesine bağlıdır. Siz neden sizin zaman zaman ortaya koyduğunuz, Fatih döneminden beri süregelen bir üniversite olarak nitelendirilen -düşünün ki İngiltere'de Oxford, Cambridge, Harvard gibi birtakım üniversitelerde bunlar yapılmaz- İstanbul Üniversitesi gibi bir üniversiteyi, köklü ama klasik bir üniversiteyi sistem içerisine sokacağız diye değişik bir biçime getiriyorsunuz? Hâlbuki bunun yerine, illa ki kuracaksanız, İstanbul Üniversitesini parçalamak yerine yeni üniversite kurun ama bunu yaparken şunu yapmanız lazım: Bir üniversite sadece binadan ibaret değildir, binayı yapmanın ötesinde içine koyacağınız öğretim üyelerinin kalitesiyle ölçülür o üniversitenin değeri. Öncelikle bu gibi klasik üniversitelerde, köklü üniversitelerde doktoralar yaptırırsınız, kadrosu yeni kuracağınız üniversitelere ait olur ve orada doktoralarını yaptırdıktan sonra yeni kurulan üniversitelere aktarırsınız, böylece kaliteli bir eğitim sistemi koyarsınız ortaya. Ama siz şimdi İstanbul Üniversitesine "İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa" veya "İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi" demekle neyi değiştirdiğinizi düşünüyorsunuz, neyi getireceğinizi düşünüyorsunuz yani bunun faydası nedir? Önce bunu bir izah edin lütfen çıkıp şurada. Bunun herhangi bir faydası yok. Sadece başına bir rektör getireceksiniz, birtakım yöneticiler getireceksiniz, yandaşınız insanlar bunların içerisinde yer alabilir ama Türkiye'ye en büyük zararı da vermiş olursunuz. Zira, demin söylediğim gibi, bir üniversiteyi üniversite yapmanız için yeni birtakım elemanlar yerleştirmeniz gerekir. Yeterli gelmeyen, birçok dalda öğretim üyesi eksiği vardır. Bakın, bugün birçok üniversitemizde, Gazi Üniversitesi -Ankara'dakileri söylüyorum- Ankara Üniversitesi gibi köklü üniversitelerimizde bile birçok öğretim üyesi eksiği vardır çünkü kadro vermiyorsunuz, asistanlık kadrolarını vermiyorsunuz. Sonra, bakın, başka bir şey daha söylemek istiyorum: Biz doçent olmak için tez hazırlardık. Ben doçentlik tezi hazırlayarak doçent olmuş bir kişiyim. Yani doktora tezinin dışında bir de doçentlik tezi hazırlardık çünkü aradaki fark şuydu doktorayla: Doktora tezi bir danışmanla yapılan bir tezdir yani aslında danışmanın yüz akı veyahut da yüz karasıdır ama doçentlik öyle değil, doçentlik teziniz danışman olmadan sadece ve sadece sizin hazırladığınız bir konu hakkındaki tezdir. Böylece kişi kendi rüştünü ispat ederek doçent olur. Böylece köklü bir öğretim üyesi, bilim adamı yetiştirmiş olursunuz, ülkeye kazandırmış olursunuz. Çünkü doçentlik teziyle ortaya konulacak yeni bilgiler tamamen özgün bilgilerdir, böylece daha kaliteli hâle getirirsiniz üniversiteleri. Ama siz şimdi üniversiteyi parçalamakla üniversiteleri kaliteli hâle getirmiyorsunuz, tam aksine, üniversiteleri bölük pörçük hâle getirmek suretiyle klasik, yerleşmiş düzenini de bozuyorsunuz. Şimdi, şöyle düşünün: Geçmişte üniversitelerde bir doktora jürisi tespit edilirken, üniversitenin senatosunda görüşmeler yapılır, 3'ü üniversiteden olmak kaydıyla 2 üniversiteden de eleman alınarak doktora jürisi tespit edilirdi. Şimdi kişi kendi istediklerini YÖK'e bildiriyor ve ondan sonra jüri belirleniyor.

Arkadaşlar, siz bunları düzeltin düzeltecekseniz, kaliteli üniversite kurmak istiyorsanız bunları yapın, üniversite öğretim üyelerini de önceden yetiştirin, sonra üniversiteyi kurun, o üniversitelere yerleştirin. Ama gördüğümüz gibi, planlama da yapmıyorsunuz, hangi üniversite branşında ne kadar mezuna ihtiyacınız var bunu da belirlemiyorsunuz, ha bire üniversite kurmak suretiyle üniversite mezunu olmuş bir sürü işsizler grubu çıkarıyorsunuz. Bunu normal karşılıyorum çünkü "diploma" dediğiniz şey kaliteli olduğu takdirde işe yarar ama diplomasız olsanız da diplomalı olsanız da eğer o kaliteyi yakalayamıyorsanız ülkeye de hizmet etmezsiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Ancak şurasını tekrar ediyorum: Lütfen, bu sevdadan vazgeçin, hiç olmazsa 24 Hazirandan sonra tekrar ele alalım. Bakın, bununla oy da kaybediyorsunuz, onu da söyleyeyim size. Gelin, hem üniversitelerimize hem ülkemize hizmet etmek adına bu tasarıyı lütfen 24 Haziran sonrasında yeni kurulacak hükûmetlere bırakın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)