Konu:Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:91
Tarih:24/04/2018


Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

İYİ PARTİ GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, aslında bir ucubenin konuşmasını yapıyoruz yani "Anayasa" adı altında çıkarılan tek adam rejimiyle ilgili bir görüşme yapıyoruz, bunun seçimle tekrar nasıl gündeme geleceğini belirliyoruz.

Şimdi eleştireceğim birtakım hususların ötesinde şunu özellikle belirtmek istiyorum, şu anki taslağın 3'üncü maddesinin 2'nci fıkrasında aynen şu yazıyor: "Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. Ancak Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir." Birinci cümle düştü. Şimdi, şu oyun oynanabilir mi bu cümleyle bağlantılı olarak? Bir kişi cumhurbaşkanı iken tam seçime iki ay kala Meclisi feshettiyse veya Meclis kendini feshettiyse üçüncü kez cumhurbaşkanı olabiliyor mu bu kişi? Evet, olabiliyor. İşte, başladı saçmalık. Sonra, "Dördüncü kez olamaz." demiyor. Üçüncü kezin sonunda yine aynı şekilde bir seçim kararı verilirse tartışmalar başlayacak. Bir, burada.

İkincisi: 100 bin imzayla Cumhurbaşkanı adayı gösterilecek kişi için "En yüksek derecedeki Devlet memuruna mali haklar kapsamında yapılmakta olan her türlü ödemelerin bir aylık brüt tutarının on katının ilgili maliye veznesine emaneten yatırıldığına dair makbuzla Yüksek Seçim Kuruluna bizzat başvurur." deniyor. Peki, bana söyler misiniz, partiler tarafından gösterilen diğer Cumhurbaşkanı adayları bu parayı ödeyecek mi? Ödemeyecek. Peki, bu haksızlığı kim ortaya koyuyor? Yani "Hiç kimse aday olamasın." mı deniyor? Bir defa, buradaki adaletsizlik ayrı bir mesele, bir de hâlihazırdaki Cumhurbaşkanının devlet imkânlarından faydalanamayacağı ifadesi yok. Tüm imkânlardan faydalanacak ama 100 bin imzayla aday gösterilen kişi faydalanamayacak.

Şimdi, değerli milletvekilleri, herkes samimiyetle ama gerçekten halisane duygularla bir düşünsün, ellerinizi de vicdanınıza koyun: Yasama, yürütme ve yargının aynı elde toplandığı yönetimlere ne ad verilir? Çünkü bu Anayasa yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı aynı kişide topluyor. Şimdi, hem Cumhurbaşkanısınız hem parti genel başkanısınız, milletvekillerini siz belirliyorsunuz, her şey sizin elinizde. Yargıdan yani Yüksek Hâkimler Kurulu dediğimiz HSK'nin 13 üyesinden 6'sını siz atıyorsunuz, 7'si başvuru üzerine -sözde- Meclis tarafından atanıyor ama komisyon gücü elinizde ve sizin kontrolünüzde bir yargı üst organı meydana geliyor, hem de içinde siyaset olan yani bakanın ve müsteşarın olduğu bir kurul oluşturuyorsunuz. Bana söyler misiniz, burada yargı bağımsız mıdır o zaman? O siyasi gücün elinde olur mu, olmaz mı? Bunu Recep Tayyip Erdoğan için düşünmeyin, kim gelirse gelsin, olur mu? Olur, onun kontrolünde olur.

Peki, Anayasa Mahkemesinin 15 üyesinden 12'sini kim atıyordu oradan? Cumhurbaşkanı atıyor. Peki, aynı zamanda Yüce Divan. Cumhurbaşkanı yarın yürütmenin de başı olduğu için "Yargılanabilir." diyorsunuz ya Anayasa'da hani -imkânsız olan bir şey aslında- 301 milletvekilinin imzasıyla soruşturma önergesi verebiliyorsunuz; 360 milletvekili "evet" derse soruşturma komisyonları kurulabiliyor; soruşturma komisyonlarının onay vermesi hâlinde Mecliste 400 milletvekili "evet" diyecek ve Yüce Divana gidecek. Peki, Yüce Divana gittiğinde ne olacak? 12 üyesini o Cumhurbaşkanı atamış olacak. Hangi akılla alay ediyorsunuz Allah aşkına? Hani, "Efendim, denetlenecek bir sistem getiriyoruz." diyorsunuz, aslında denetlenemeyecek veya oyun oynanacak, katakulli olacak bir sistem getiriyorsunuz.

Yasamanın, yürütmenin ve yargının aynı elde toplandığı rejimler eninde sonunda diktatörlükle sonuçlanır.

Burada yasama organı olarak 600 kişilik bir milletvekili Meclisi oluşacak, grubu oluşacak. Peki, bu Millet Meclisine güvenmeyip Cumhurbaşkanına kararnameyle kanun çıkarma yetkisi veriyorsanız ve bu kanun konusu hakkında ancak Meclis aynı anlamda bir kanun çıkarırsa onun geçersiz olması söz konusu ama hem genel başkan olan hem o partinin genel başkanı olan hem milletvekillerini belirlemiş bir Cumhurbaşkanının... Objektif bir şekilde o kanunun aksi kanunun çıkarılması da mümkün değil. Dolayısıyla ortaya konulan ucube gerçekten içler acısı bir konu.

Şimdi, bana şunu söyleyin: İki ay sonra, altmış gün sonra seçim var. Peki, kardeşim, madem dürüstsünüz, oy pusulalarına mühür konulmasını neden istemediniz? Ya, kendi kendinizi bir defa rahatlatırdınız, kendinize güveniyorsanız, sahtekârlık yapılmasın istiyorsanız. Niye peki konulmasını istemediniz? Çünkü Anayasa oylamasındaki mühürsüz oy pusulalarını, kanuna rağmen -ne diyor kanun- "Mühürsüz oy pusulaları geçersizdir." hükmüne rağmen, Yüksek Seçim Kurulu kendini yasama organının üstüne koyarak geçerli saydı. Bu bir suçtur, yarın bunun hesabı sorulur ama burada siz bunu meşrulaştırmak adına böyle bir madde koyuyorsunuz. Niye onun... Mühürlü olsa ne olur?

Bakın, cebimden 5 lira para çıkarıyorum. Bunun filigranı var ama başka şeyler de var: Şurada gizli bir ip var, orada da yazı yazar "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası" diye. İçeride görünmez birtakım resimler var. Niye bunlar yapıldı? O zaman koymayın bunları, koymayın, herkes geçerli olarak bassın bunları. Böyle saçma şey olur mu! Niye korkuyorsunuz veya ne yapmak istiyorsunuz?

İkinci olarak: Sokak, mahalle, aynı apartman; niye bunları karıştırdınız kardeşim, farklı sandıklara gönderiyorsunuz? Herkes izlesin kendini oradan, daha rahat kontrol edebilir; "Var mı ismim orada, yok mu ismim?" diye, bunlar daha kolay olabilir. Niye bunlardan vazgeçtiniz? Ne yapmak istiyorsunuz? Niye bu yollara başvuruyorsunuz? Ama işte, şundan dolayı yaptığınızı düşünüyorum: Katakulli diyoruz ya, hani Seçim Kurulunun İYİ PARTİ'nin seçime girememesi için numaralar çektiğini göz önüne alırsanız ve Cumhurbaşkanının da "Cumartesi günü alsaydı bu kararı bunlar olmayacaktı." demesini; ondan sonra attan düşmüşe dönersiniz. Bunun için yapıyorsunuz ama yok, öyle kolay değil, o kadar basit değil bu işler. O sandıkların tepesinde sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar duracağız ve hiçbir zaman da kediler o trafoya giremeyecek. (İYİ PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) Kediler o trafoya giremeyecek.

Şimdi, değerli milletvekilleri, kendi kendinizi aslında kamuoyunda şaibeli bir hâle getiriyorsunuz. Samimi ve iyi niyetli olsanız tam aksine, diyelim ki hem mürekkepten vazgeçmezsiniz, hem zarfların hem de oy pusulalarının mühründen vazgeçmezsiniz. İstediğiniz kadar ittifak edin, bizi hiç ilgilendirmez. İttifakı üst üste iki kere de noterden tasdik ettirin istiyorsanız, bizi hiç ilgilendirmiyor. Kiminle ittifak kurarsanız kurun, o bizi hiç ilgilendirmiyor. Bundan da çekincemiz yok ama bizi engellemeye çalışıyorsunuz. Televizyonlarda göreceğiz, benden de vergi alan TRT bakalım siyasi partileri ne kadar gündeme getirecek, onu da göreceğiz. Bu kanunları çıkarırken onları göz ardı edeceğimizi düşünmeyin, hepsini tek tek kontrol edeceğiz. Hani Cumhurbaşkanı bugün dedi ya: "Daha bunlar neler çıkaracak göreceğiz, bunu bilmiyoruz." Gerçekten bilmiyorlar, ters köşe olurlar böyle. Onda da ters köşe olacaklar eğer yanlış bir şey yaparlarsa, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Şimdi, OHAL şartlarında seçim yapıyorsunuz. Peki, OHAL şartlarının özelliği nedir? Gösteri yürüyüşü yapamazsınız, herhangi bir şekilde başka bir harekette bulunamazsınız. Enteresan olan şey şu: "Efendim, işte bu -tabiri caizse- yeni hükûmet sistemi veya cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle Türkiye kurtulacak." Peki, şimdi neden kurtulmuyor? Herhangi bir çıkarmak istediğiniz yasayı çıkaramıyor musunuz? Herhangi bir şekilde sizin elinizi mi tutan var? Peki FETÖ'yü niye tutmadınız? Hiç mi aklınıza gelmedi, "Bu adam ilkokulu bile bitirmemiş, kim bunu resmî vaiz tayin etti?" diye hiç düşünmediniz mi bunlara iş verirken? Bakın, tekrar ediyorum, ilkokulu bitirmemiş bir adamı resmî vaiz tayin etmişsiniz, edilmiş ve siz bununla iş birliği yapıyorsunuz. Adamın nereden mezun olduğunu bilmiyorsunuz ama ihtiyacınız yok ya, nasıl olsa diplomalar doğru değil, önemi yok diplomaların.

Dolayısıyla bütün bunları göz önüne aldığınız zaman, önümüzdeki seçimlerde, bugün nasıl suratınız farklı bir biçim aldıysa, efendim "Katakulli yaptınız." diyorsanız, efendim milletvekilleri için "kiralık" diyorsanız, yarın çok daha farklı olacaksınız. Milletvekilleri kiralık falan değil, milletvekilleri Türkiye'de demokrasinin yerleşmesi için mücadele etmiş ve gönüllü olarak bu işe girmiş insanlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla Türkiye'de demokrasi, insan hakları, parlamenter demokratik hukuk devleti sistemi yeniden gelecektir 24 Hazirandan sonra. Bunu hiç kimse aklından çıkarmasın, tek adam rejimi de sona erecektir. Çünkü Türk cumhuriyetlerindeki tek adam rejimlerini görüyorsunuz. İşte, Azerbaycan'da karısını cumhurbaşkanı yardımcısı yaptı. Öbür tarafta, istediği kanunları çıkarıyor, parlamentoların hiçbir hükmü yok, kişiler istedikleri zaman istedikleri kişileri milletvekili yapabiliyor.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) - Bizde de olur.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Bizde damatlar oluyor mamafih ama şunu için söylüyorum bunu: Yarın bu Anayasa yürürlüğe girdiğinde sanıldığı gibi Türkiye kurtulmayacak, Türkiye düze çıkmayacak; tam tersine, Türkiye bataklığa batacak. Bir kişinin kafasından çıkacak sözler kanun hükmüne girecek, tıpkı "TEOG kaldırılacak." deyip TEOG'u kaldırdıkları gibi. Hiç kimse karşı duramayacak. Kim evinden alındı, hangi hukuk sistemi içerisinde yargılanacak, yargılanmayacak, kimsenin haberi bile olmayacak; soramayacaksınız çünkü şöyle olacak: Davanız görüşüleceği zaman sizin lehinize karar vereceği anlaşılan bir hâkim varsa derhâl, ertesi duruşmada o hâkim değişecek.

Kardeşim, bakın, savcı Türkiye Cumhuriyeti'nin tarafıdır; savcı, cumhuriyet savcıları taraftır. Siz her ikisini aynı kurulun emrine vermişsiniz, hâkim tarafsız olması gerekirken taraflı grupla birlikte atamasını yapıyorsunuz.

Ben, bu seçimlerin, bu Cumhurbaşkanı ve tek parti, tek adam yönetiminin 24 Haziranla birlikte ortadan kalkacağını düşünüyorum. Öte yandan, şunu söyleyeyim: OHAL var. OHAL'de valilerin yetkisinin ne olduğunu biliyor musunuz? OHAL olmadan nasıl olduğunu, OHAL varken nasıl bir yetki sahibi olduğunu biliyor musunuz? Hayal bile edemezsiniz yani iktidar partisinin birer mensubu olarak görev yapacaktır. Bunu da hepimiz beraber göreceğiz.

Bakın, bütün bunlara rağmen kaybedeceksiniz. Bu millet artık her şeyi gördü. On altı yıldır iktidarsınız, on altı yıldır "Ne istediniz de vermedik?" dedikleriniz bugün sizin düşmanınız hüviyetinde. On altı yıldır neyi istediniz de yapmadınız, hangi kanunu çıkarmak istediniz de çıkarmadınız? Hiçbir tanesini. Her şeyi çıkardınız ama herkes sizi aldattı. PYD de aldattı sizi, Barzani de aldattı sizi, Apo da aldattı sizi, FETÖ de aldattı sizi hatta Obama bile sizi aldattı Esad gibi. Herkes sizi aldattı. Aslında aldanmadınız, bilerek yaptınız. Kol kola girdiniz ama ondan sonra, aldandıktan sonra baktınız ki işin rengi değişiyor, tuttunuz "Biz aldandık." demeye başladınız. Madem Obama sizi aldattı, madem Amerika sizi aldattı, PYD'ye, terör örgütüne yardım ediyor, o zaman niye İncirlik'i kapatmıyorsunuz? Niye Amerika'nın diğer üslerini, Diyarbakır bölgesinde bulunan üslerini kapatmıyorsunuz? Niye savunma sistemlerini durdurmuyorsunuz? Kime karşı açıldığını bilmiyor musunuz? Dolayısıyla siz sadece kendi kendinizi aldatıyorsunuz. Yarın bu millet aldanmayacak ve neleri nasıl düşündüğünü ve ne yapacağını inşallah o sandıkta gösterecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. Her şey Türkiye için olsun. (İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.