Konu:Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:88
Tarih:19/04/2018


Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 548 sıra sayılı Tasarı'nın aslında en önemli maddesini konuşuyoruz belki de. Birçok maddesi önemliydi, ormanla ilgili bölümleri önemliydi ama burada çok önemli bir durum var çünkü özellikle siyasal bir tavır çok net, bir darbe modelini görüyoruz burada, o yüzden önemli. Neden? Son iki yıldır DSİ'de karargâh kuran Dünya Gıda Örgütü (FAO) aslında Türkiye'de su yönetiminin nasıl olması gerektiğinin dersini veriyor sürekli. Kime? Siyasal iktidara. Kiminle? Birleşmiş Milletlerden almış olduğu öğretiyle. Ne yapmak istiyorlar? Dertleri şu: Devlet Su İşleri 1993 yılına kadar su yönetimini kendisi yapıyordu ama suyu zamanında veremediği için, çiftçi zarar ettiği için, su yüzünden kavgalar çıktığı için hatta ölümlere neden olan tartışmalar çıktığı için 6172 sayılı yeni bir yasa düzenlendi ve su yönetimi birliklere verildi. Birlikler kim, sulama birlikleri? Üreticilerin bizzat kendileri; meclisleri var, denetim organları var, yönetim organları var ve elbette başkanları var yani tamamen çiftçinin kendisinin oluşturduğu bir birlik yönetim biçimiydi. Tamamen bütün bölgelerde seçimle geliyorlar, 14.487 meclis üyeleri var, 378 sulama birliği var. Yaklaşık olarak 1 milyon 450 bin kayıtlı çiftçisi görülüyor. Hepsini 5 kişiden ele aldığımızda 7 milyon insanı ilgilendiren, siz buna sulama kooperatiflerini de ilave ettiğinizde 10-12 milyon insanı ilgilendiren bir yapı, bir organizasyon. Elbette, en önemlisi demokratik, diğer önemli olan kısmı da çiftçinin bizzat yönetimin içinde olması ve suyu yönetiyor olması; bu çok önemli. Birliklerde yönetimler dört yıllığına seçiliyor. Dört yıllığına seçilen bir yönetimi siz bir darbe, bir kamucu anlayış üzerinden yönetimi alıyorsunuz, oraya bir devlet memuru atayarak kayyum modelini hayata geçiriyorsunuz. Elbette kabul etmemiz doğru değil. Bir taraftan şeker fabrikalarını kamucu anlayışla zarar ediyor diye özel sektöre peşkeş çekiyorsunuz, bu tarafta size hiç yükü olmayan, ağırlığı olmayan sulama birliklerini kamulaştırıyorsunuz. Nasıl? Daha iki buçuk yıl yönetimlerin zamanı olmasına rağmen. Niye? Verilmiş bir öğreti var, verilmiş bir ders var, verilmiş bir ev ödevi var, o ev ödevini yerine getirmek istiyorsunuz yani 1993 döneminden önceki döneme dönmeye çalışıyorsunuz.

Bakın, birkaç örnek verelim. Tam yirmi üç yıl önce bu yönetim biçimini, katılımcı su yönetimi anlayışını İspanya'dan aldık, İspanya'dan, İspanya'dan model alınarak buraya getirildi. Avrupa'yla karşılaştıracak olursak, orada arazi yollarını belediyeler yapıyor, bizim ülkemizde sulama birlikleri yapıyor. Drenaj temizliklerini Avrupa'da devlet yapıyor, burada sulama birlikleri yapıyor. Dolayısıyla, Avrupa örneğinde var olan, devletin ve kamu kurumlarının yapması gereken işleri bile sulama birlikleri kendi olanaklarıyla, kendi imkânlarıyla yapmaktalar. Bugün bütün onarım ve işletme giderleri tamamen sulama birliğine ait olan bu yapıların en önemli yanı o.

Şimdi, siz görevden alacaksınız; bir: Bu insanların, bu yönetimde olanların elbette oralarda iki buçuk yıllık daha süreleri var, birincisi bu. Bu bir hak gasbıdır ve bir darbedir. İkincisi, bütün alacaklardan Devlet Su İşleri sorumlu olacak ama geriye dönük borçlardan Devlet Su İşleri değil, kim sorumlu olacak? Yönetim sorumlu olacak. On yıl boyunca geriye dönülecek, geriye denetim yapılacak, o denetim sonrasında bir sorun çıktığında, bir şey görüldüğünde bu insanlar onlardan yargılanacaklar. Yeter mi? Yetmez. Bütün nakdî paralara; kooperatife, birliğe ait olan bütün mallara, ekipmanlara, tümüne el konulacak, tümüne. Kaldı ki bir bölüm kooperatif başkanı ya da birlik başkanı kendi bireysel kredilerini kullanarak, kendi nüfuzlarını kullanarak, hatta bazı yerlerde kendi mallarını ipotek ederek makine almışlar mesela, olanak yaratmışlar, kredi sağlamışlar kooperatifin ve birliğin yürütülebilmesi için; bunların durumu ne olacak belli değil. Çalışan personel...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Başkanım, bir dakika daha verirseniz...

BAŞKAN - Peki, buyurun, tamamlayın.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum.

Bu yaklaşımla personelin ne olacağı net değil. Bilinen, sadece, yönetim kurulları ve meclis feshedilecek, onların yerine bir kamu personeli atanacak. Bu kamu personelinin alacağı harcırah, alacağı yevmiye elbette düzenlenmiş; o hiç kaçmaz çünkü muhtemelen bunun için de bir siyasal erk, bir siyasal güdüm kendini gösterecektir, orada da elbette kayırmacılık öne çıkacaktır.

Bu anlamda, bütünüyle baktığımızda, sulama birliklerinin el değiştirmesinin, deyim yerindeyse kamulaştırılmasının ve kayyum atanmasının çiftçiye, ülkeye, tarıma, tarımsal üretime, bu ülkenin zenginliklerine bir katkısı olmayacaktır; sadece, diğer kamu kurumlarında olduğu gibi zorla zarar ettirilip daha sonra yerli ve yabancı şirketlere su yönetimi ve su olanakları, su alanları peşkeş çekilecektir. İtiraz ediyoruz, kabul etmiyoruz, lütfen bundan geri çekilelim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)