Konu:Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Ve Gıda, Tarım Ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:86
Tarih:17/04/2018


Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, güncel bir rakam: Dolar 4,10; euro 5,05. Ekonomi Bakanımız çıkıp açıklama yapıyor, "Yaşadığımız şeyler, Türkiye'nin gerçeğini yansıtmıyor." diyor. Bu kuru kim yönetiyor, nasıl; tabii, Ekonomi Bakanı bunun farkında değil herhâlde.

Türkiye'nin on iki aylık cari açığı, bir önceki yılın aynı ayına göre yaklaşık 20 milyar dolar artarak -arkadaşlar, yüzde 60 oranında- 53 milyar 300 milyon dolara yükselmiş ama sorsak Ekonomi Bakanımıza "Bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor." der.

Gerçek tam da bu, Sayın Bakan. Son dört yılda iflas eden esnaf sayısı tam 430 bin. Yıl sonu enflasyon hedefleri dahi ilk çeyrekte aşıldı, döviz ve cari açık durdurulamıyor. Üstelik düzelmesine dair herhangi bir umut kırıntısı da kalmadı. On altı yıllık iktidarınızın ülkeyi içine düşürdüğü durum bu ve gayet de gerçeği yansıtmaktadır. Başka gerçekler de var tabii.

Bakanların ve bürokratların görmek istemediği ama çok iyi bildikleri gerçeklerden bahsetmek istiyorum müsaadenizle. AK PARTİ'yle birlikte, 2002'den günümüze, Türkiye, tarımda net ihracatçı ülke konumundan ithalatçı konuma gelmiştir. AKP iktidarıyla birlikte, Türkiye, buğdaydan mısıra, soyadan tütüne, canlı hayvandan kırmızı ete, nohuttan mercimeğe kadar neredeyse her ürünü ithal eder hâle gelmiştir. Türkiye'nin yıllardır ekilen ve biçilen tarım alanları betonlaşmaya açılarak "Ucuz enerji temin edeceğiz." söylemleriyle, doğa katliamları artık sıradan hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bu yasa tasarısıyla, Hükûmet, bir yandan doğayı acımasızca katlederek su kaynaklarını birer birer sermayenin kullanımına sunarken, diğer yandan su kullanımına -sözde- sınırlama getirme çabası içerisindedir. Su kullanımının kontrol altına alınması için hedef kitle olarak ise maalesef çiftçimizi seçmiştir. Üretim yapmaktan vazgeçmemek için var olma savaşı veren çiftçinin cebindeki son kuruşa artık göz dikilmiştir. Arazi toplulaştırmasının tarımda verimliliğin artırılması, üreticinin konforlu tarım ve yaşama koşulları elde edilmesi için yapıldığını biliyoruz. Arazi toplulaştırması aynı zamanda arazi kullanımının da doğru bir parçasıdır. Peki, bu yasa tasarısı tarımda verimliliği artırıyor mu? Üreticiye daha konforlu bir tarım ve yaşama koşulu sunuyor mu? Tabii ki hayır.

Peki, gerçekte ne oluyor değerli milletvekilleri? Görev ve yetki belirleme bahanesiyle, yer altı ve yer üstü kaynaklarının nasıl ve kimler tarafından yönetileceği ve kullanılacağı belirleniyor aslında. Aslında mesele, metalaştırılıyor burada. Doğal alanların sermaye birikimine sokulma sürecinde, doğanın varlığı için gereken ve tüm canlılara yaşam sağlayan su, havzayla birlikte şirketlerin kullanımına ve sermaye birikimine bütünleşik olarak, maalesef sürece dâhil edilmek isteniyor.

Değerli milletvekilleri, orman ekosistemi, iktidarın topluma algılattığı biçimde, sadece ağaç ve ağaç toplulukları değildir. İktidarın "Biz bin ağaç keseriz, 1 milyon dikeriz." anlayışı, telafisi zor ekolojik yıkımlara neden olmaktadır. Ağaç eşittir ekosistem değildir. Ekosistem, on binlerce mikroorganizma için yaşam yeri, insan dâhil, bütün hayvanlar âlemi için besin, oksijen ve su kaynağı olan canlı bir varlık topluluğudur. Yasalarla zaten orman bütünlüğü bozulmuş ve ekolojik dengeleri altüst olmuş orman alanlarının tamamen ranta yönelik işletilmesi ve orman alanlarının hızla daraltılmasıyla büyük bir yıkımın da geleceği açıktır.

Yine, tasarıyla birlikte getirilen düzenlemeyle, demokratik, katılımcı yönetim anlayışıyla kurulan birlikler tüm organlarıyla ortadan kaldırılıp onun yerine otokratik bir yönetim anlayışıyla birliğin başkanının ve birliğin yönetim kurulunun görev ve yetkilerinin DSİ tarafından atanacak kamu personeline yani kayyuma devredilmesi istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, sulama birliklerinin mevcut yapıları ve özellikleriyle, çiftçilerle temas kurulabilmekte, sahaya hâkim olunabilmekte, sorunlara katılımcı anlayışla çözüm üretilebilmekte ve çiftçinin kendi kendini yönetmesine imkân sağlanmaktadır. Şimdi, bu tasarıyla, bu birlikler işlevsiz hâle getirilmektedir. Bu yasa tasarısının geçmesi demek, ekolojik sistemin yıkımı, geçimlik tarım ve hayvancılığın sonu anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu yasa tasarısı tamamen geri çekilmelidir.

Sizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)