Konu:Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:86
Tarih:17/04/2018


Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce, Sayın Salim Uslu da burada, Sayın Vekilimize sormak istiyorum. Bu, Çorum Osmancık'ta Alevi toplumu tarafından cemevi olarak kullanılan bir ibadethane var, Koyunbaba Türbesi. Sayın Vekilim, buraya bir imam atanmış, bu son derece yanlış bir durum. Sizin de hassasiyetinizi biliyorum, bu konuda ilginizi bekliyorum ve derhâl bu imamın oradan, görevden alınması gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, tarım arazilerinin toplulaştırılması, orman alanlarında yer altı depolarının kurulması, su birliklerinin feshedilmesi ve DSİ'ye devredilen yetkiler gibi çok sayıda farklı konuda değişiklik içeren bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Bu oldubitti anlayışının artık son bulması gerekiyor. Meslek odalarının görüşlerinin alınmadığı, sivil toplumun içine dâhil edilmediği, üniversite desteği ve akademik destek bulmayan hiçbir yasa tasarısı bu Meclisten geçmemelidir. Daha önce defalarca söylendi "Bu torba yasalar demokrasi ruhuna tamamen aykırıdır." diye ancak ne yazık ki hâlâ gereken dersler çıkarılmamaktadır.

Meclis iradesi yok sayılarak bu oldubitti anlayışlarla yapılmak istenen nedir? Bu ülkenin tüm kaynaklarını tüketene kadar durmayacak mısınız? Amacınız, bu ülkeyi, tarım yapılamaz, tamamen dışa bağımlı, enflasyonun korkunç seviyelerde olduğu, dövizin her geçen gün rekor kırdığı bir ülke hâline getirmek midir? Tebrik ediyorum, gerçekten başardınız, ne bilim kaldı sayenizde ne tarım ne de hayvancılık; enflasyon çift hanelere ulaşmış, alım gücü diye bir şey kalmamış, işçi ve emekçinin yüzü gülmez olmuş, sokaktaki vatandaş, öğrenciler, kadınlar, kimse mutlu değil; çiftçinin tarım ülkesi kan ağlıyor.

Değerli milletvekilleri, on altı yıllık AK PARTİ iktidarının eseri işte bu. Geçtiğimiz yıl açıklanan TÜİK verilerine göre, Türkiye son on yılda ekilen tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 8,2'sini, toplam tarım alanlarının da yüzde 5,22'sini kaybetmiş durumdadır; yüzde 5,22 tarım arazisi değerli milletvekilleri. Bu tarımsal alan kaybı dünyadaki 87 ülke toprağından daha büyük. Lübnan, Kuveyt, Senegal gibi ülkelerin toprağından daha fazla bir tarım arazisinden bahsediyorum size. İşte, AK PARTİ iktidarının tarımda ülkeyi getirdiği nokta tam da burasıdır. Şimdi toprak toplulaştırmayla tarlalara, bağlara, meralara zorla el koyarak, çiftçimizin, üreticimizin bu şekilde mi yüzünü güldüreceksiniz?

Cumhuriyetin ilk yıllarında millî ekonomide yüzde 40 civarlarında olan tarım sektörünün gayrisafi millî hasıla içindeki payı sabit fiyatlarla 1970'li yıllarda yüzde 36, 1980'li yıllarda yüzde 25, 1990 yılında yüzde 16 ve 2013 yılında ise yüzde 8,9 seviyesine düşmüş. Yine TÜİK verilerine göre, 1980'lerde Türkiye ihracatının önemli bir bölümü tarım ve hayvancılık ürünlerinden oluşurken 2015'te bu oran yüzde 3,7'ye kadar gerilemiş durumdadır. 2018 itibarıyla bu oranın 2,6'lara düştüğü de ifade edilmektedir.

On altı yıllık siyasal iktidarınız döneminde, kendine yeten önemli bir tarım ülkesini alıp samanı dahi ithal eden bir ülkeye dönüştürmüş durumdasınız. İmara açılan ve rant alanlarına dönüştürülen, sanayi atıklarıyla kirletilen, ilaç, gübre ve hormonlara dayalı bir tarım yaratmış durumdasınız. Verimli tarım arazilerini otoyollarla, otobanlarla, madencilik faaliyetleriyle, barajlarla, planlanmamış, üzerinde düşünülmemiş projelerle yok ettiniz. Şimdi bu yasa tasarısıyla suyun ticarileşmesinin de önünü açmış oluyorsunuz. Doğal alanlar, yaşam alanları, araziler, meralar maalesef sermayenin insafına bırakılmış durumda oluyor.

Değerli milletvekilleri, bu müdahalelerin tümü ekosistemin yıkımı ve aynı zamanda geçimlik tarım ve hayvancılığın sonu anlamına gelmektedir. Buradan iktidarı ve tüm vekillerini bir kez daha uyarmak istiyorum: Yağma ve talanı merkezine alan, sermayenin çıkarlarını koruyan tarım politikalarından bir an önce vazgeçin. Tarım alanlarını artık daha fazla imara, kente açmayın.

Gelin organik tarımı teşvik edecek düzenlemeler için mesai harcayalım, bu ülkenin yeniden büyük bir tarım ülkesi olmasının olanaklarını araştıralım. Betonla, inşaatla, nükleer enerjiyle, özelleştirmelerle bu ülkenin kaynaklarını harcamayalım. Gelin el birliğiyle, orman köylülerinin kazanılmış haklarını gasbeden, küçük üreticilerin topraklarını "toplulaştırma" adı altında şirketlere veren, su kaynaklarını sermayeye tahsis eden bu yasa tasarısını geri gönderelim. Hep birlikte çoğulcu, sivil toplum ve üniversitelerin de içerisine dâhil olduğu yeni bir çalışma yapalım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)