Konu:Ankara Milletvekili Zühal Topcu Ve 21 Milletvekilinin; Bakanlığı Yönetemediği, Yeni Oluşturulan Sistemlerin Ve Projelerin Yürütülmesinde Sorunlar Yaşandığı Ve Öğretmenlik Mesleğinin İtibarını Düşürdüğü İddiasıyla Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Hakkında Gensoru Açılmasına İlişkin Önergenin Ön Görüşmeleri
Yasama Yılı:3
Birleşim:24
Tarih:14/11/2012


ANKARA MİLLETVEKİLİ ZÜHAL TOPCU VE 21 MİLLETVEKİLİNİN; BAKANLIĞI YÖNETEMEDİĞİ, YENİ OLUŞTURULAN SİSTEMLERİN VE PROJELERİN YÜRÜTÜLMESİNDE SORUNLAR YAŞANDIĞI VE ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN İTİBARINI DÜŞÜRDÜĞÜ İDDİASIYLA MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER HAKKINDA GENSORU AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGENİN ÖN GÖRÜŞMELERİ
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanı hakkında verilmiş olan gensoru üzerinde söz almış bulunuyorum. Şahsınızı ve şahsınızda yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 880 bin öğretmeninin, 25 milyon öğrencisinin, çok sayıda çalışanının bulunduğu devasa bir kurumun başına Sayın Dinçer, 6 Temmuz 2011 tarihinde bakan olarak atanmıştır. Henüz daha bir buçuk yıl olmadı göreve geleli, Bakanlıkta inanılmaz değişiklikler olmakta, çalışanlar bile bu değişiklikleri takip etmekte zorluk çekmekteler. Yapısal değişiklik, okullarda, kurumlarda, mevzuatlardaki değişiklik, atama, görevlendirme, görevde yükselme, yer değiştirme, özür grupları, okul öncesi eğitimden ilköğretime, ortaokul, meslek liseleri, teknik liseler, çıraklık eğitimleri, özel okullar, meslek okulları, üniversiteler?

Bu devasa kurumun başında bulunan Sayın Bakan, adında "millî" olan 2 bakanlıktan 1'i olan Millî Eğitim Bakanlığına geldiği günden bu yana eğitimin eksikliklerini, ihtiyaçlarını gidermek adına bir çalışma yapmak, program geliştirmek dururken, önceki çalıştığı bakanlıktaki alışkanlıklarını bu devasa Bakanlığa taşıdı. Millî Eğitim Bakanlığı, on yıldır iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisinin, büyük çoğunluğunu o dönemde göreve getirmiş olduğu bürokratlarla? Üç yıl, beş yıl, on yıl çok ciddi tecrübeleri olan bu Bakanlığın personeline güvenmeyip Sayın Bakan, Müsteşarlığına bile yakın akrabası olduğu söylenen Çalışma Bakanlığındaki müsteşarı yanında getirdi.

Eğitimcilikten uzak, kıstası, ölçüsü nedir?... Sonra çünkü getirdiklerini kendisi de değiştiriyor ikide bir, Millî Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında 700'e yakın kişiyi Beşevler'de bir birimde bankamatik memuru yaptı. Bunların şimdiye kadarki bütün birikimlerini, bütün tecrübelerini hiçe sayarak, yeni getirdiği kadrolarla millî eğitimi yürütmeye çalıştı. Kılavuzları tecrübeli değil, kılavuzları bilgili değil, eğer kendisinin başka düşüncesi yok ise, bu Bakanlıkta teşkilattan yetişen, oradaki mutfakta pişen düşünceleri, fikirleri, tasarıları getiriyor ise bunlarda büyük eksiklik var. Yok eğer Oslo görüşmelerinde, şu anki MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın, oradaki teröristlerin temsilcisine "Millî Eğitim Bakanlığını dağıtacağız, illerde valilere bırakacağız, belirli bir süre sonra da belediyelere bu işi yaptıracağız. Ben, buraya Başbakanın özel temsilcisi olarak geliyorum, bu sözler onun." diye ifade ettiği -tutanakları yanımda- bu amaca hizmet etmek adına, Bakanlığı içinden çıkılmaz, problemleri çözülmez bir konuma getirmek için mi acaba bunları yapıyor diye düşünmeden edemiyorum.

Türkiye'de sınavların yapıldığı ve şimdiye kadar saygınlığıyla çok göz dolduran ÖSYM'de, KPSS sınavlarında, yaptığı hemen hemen her sınavda "Sorular çalınıyor, sorular veriliyor, şu dershaneden şunlara gidiyor." şeklinde şaibelerle, insanların Bakanlığa olan güveni artık maalesef sarsıldı.

Her ne hikmetse Bakan, yine oradaki görevlilere sahip çıkmakta, yanlışı düzeltmek, hatalıyı görevden almak, daha iyisini, doğrusunu oraya getirmek gibi bir seçeneği maalesef kullanmamaktadır. Sayın Başbakanın,  "Hakan Fidan'ı ben yedirtmem." dediği gibi, bu görevlileri, göreve getirdiği kişileri de yedirtmemek için bir gayret içerisinde.

Türkiye'de okullaşma okul öncesinde çok gerilere düştü. Avrupa'nın birçok ülkesinde yüzde 100'lerdeyken, Sayın Dinçer'den önceki Nimet Baş döneminde 71 ilde okul öncesi eğitim başlatılmış, 81 ile hedeflenmiş iken, şu an, mecburiyetten çıktığı için bu okullara öğrenciler gitmemekte çünkü zorunlu değil.

"4+4+4" diye getirilen sistemle on iki yılı mecburi kabul eden, 12+1 olması gerekirken dünyada her yerde, bunu ihmal eden bir anlayış, okula başlama yaşını altmış ay, altmış altı ay, yetmiş bir ay? Kendi arasında çelişkili. Bunu doktor raporlarına kadar götüren ama aynı sınıfta aralarında bir veya bir buçuk yaş fark olan çocukların, o gelişme çağında olduğu, beş buçuk altı yaşındaki çocuk ile yani 1'inci sınıftaki çocuğun 8'inci sınıftaki öğrenciyle aynı sınıfta, ikili eğitim yaptıkları için, okumak zorunda kaldığı, sabahleyin altı buçukta o oyun çağındaki çocuğun evinden çıkıp okula gitmek zorunda kaldığı, akşam 19:00-20:00'de derslerin bittiği, velilerin çocuğunu nasıl okula getireceği, nasıl götüreceği, servislerin birbirine girdiği, karmakarışık olduğu bir ortamı, bir kaosu bilerek, zorla bunu getirdi Sayın Bakan; bu sistemin yanlışlığını, eksiklerin tamamlanmasını savunduğumuz hâlde, direnerek inatla bu noktaya getirdi.

Derslikler yetersiz, 3 çocuk aynı sırada oturuyor. Siz, zorunlu eğitim olduğu için altı yaşındaki, beş yaşındaki çocuğun kırk dakika bir sırada oturabileceğini düşünüyor musunuz? Anaokulu gibi, çişi gelen çocuğun, sınıf öğretmenliği eğitimi almış olan bir insanın nasıl bunun eksikliğini gidereceğini düşünebiliyor musunuz?

Eğitimden bihaber zihniyetin, Türkiye'de eğitimi getirdiği nokta budur.

Öğretmenler moralsiz, öğretmenler çaresiz. Demin bir öğretmen mesaj göndermiş, diyor ki mesajında, sayın milletvekilleri: "Sayın Hocam, paradan geçtik. Lütfen, öğretmenlerin saygınlığını geri getirin, bunun için önlemler alın. Dilimiz, yüreğimiz olun. Öğretmenlik bu kadar acizlik ve ucuzluk kategorisinde olmasın. Kırılıyoruz, inciniyoruz." Bir bayan öğretmenin feryadı bu.

İnsanların eğitime tabii ki güvenleri kalmamış, sınavlara güveni kalmamış. Bir genç diyor ki: "Hocam, polislik sınavına girdim. 60 puan alan açık öğretim mezununa 100 puan vermişler, polis yapmışlar. Benim hem spor hem de mülakatım iyi geçmesine rağmen 59 puan vermişler. Kısacası, torpilin daniskasını yapmışlar. Sizler, bizlerin hakkını bugün savunmayacaksanız ne zaman savunacaksınız? KPSS'de sorular çalınır, atanamayız; polislikte torpil olur, kazanamayız; askeriyeye gideriz, `Müslümansın' diye elerler. Şimdi, sormayalım mı, biz bu ülkede neyiz, kimiz? Hocam, bunalıma sokup insanları öldürtmek mi istiyorlar? Her şeyi korkmadan söylemeyecek kadar yüreksiz mi olacağız? Bizler nasıl hayat kuracağız? Kendimize soralım. Çalışıp KPSS'ye sorular çalınsın, tüm hayaller yıkılsın . Gir sınavlara, bütün sınavlara ümitle, torpil yapılsın. Böyle Müslümanlık olur mu? Soralım. Rabb'imiz kul hakkının en büyük günah olduğunu söylememiş miydi? Artık çıldıracağım, yazıklar olsun. Eğer sizler de hakkımızı savunamayacaksanız kim savunacak haklarımızı? Soruyorum." diye Eren Çapraz isimli bir genç mektup yazmış bana.

Eğer bir vatandaşın devlete olan güveni sarsılırsa, sınav gibi, üniversite sınavı gibi, KPSS gibi sınavlara güveni kalmazsa o eğitim sistemine inanılmaz. Sistem, her yönüyle çarpıklıklarla dolu ama Bakanlığın kendi kadrolarına dahi, bilim adamlarına dahi danışmıyor.

Sayın Bakan çok yorgun. Ben, Sayın Bakana dinlenme tavsiye ediyorum. Kendilerine bağlı Yalova Öğretmenevinde yılbaşı programında bakın ne varmış?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Oryantal Özlem, Doğan ve Şahan ile birlikte Aylin'in sahne alacağı bir yılbaşı programı varmış.

Öğretmenevlerini getirdikleri nokta da budur; oynasınlar, eğlensinler çünkü...

OKTAY VURAL (İzmir) - Cuma günleri de var galiba.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - Bu Bakanlıkta sağlıklı bir yönetime ihtiyaç olduğunu belirtiyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Bulut.