Konu:Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:83
Tarih:10/04/2018


Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı münasebetiyle
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

CHP GRUBU ADINA ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, öncelikle bu ülkede özgürlük gerekli. Bu ülkede özgürlük yok. Enis Berberoğlu ve tutuklu bütün milletvekillerine özgürlük istiyoruz. Bu Parlamentoda biz nasıl burada halkın seçtiği milletvekili olarak oturuyor isek bütün milletvekilleri, başta Enis Berberoğlu olmak üzere burada bu ülke adına alınan kararlarda, yasalarda, tasarılarda sözlerini söylemeleri, mücadelelerini yapmaları gerekir, birincisi bu.

İkincisi, değerli milletvekilleri, ortada gelen tasarıyla üç tane temel konu var: Bir, su. Su, gelecek yüz yılların en önemli stratejik kaynaklarından bir tanesi yani savaş sebebi; su, gıda, enerji. Elbette enerjiyi nasıl elde edeceğimizi biliyoruz. Gıda ve su çok önemli. O yüzden de egemenler Türkiye'nin gıda ve su üzerindeki bütün yetkilerini alıp kendi kontrollerinde tutmak istiyorlar. Peki, o egemenler, çok uluslu şirketler bunu hangi yöntemle yapabilirler, nasıl yapabilirler? Elbette onların değirmenine su taşıyan bir yerli yapılanma olması lazım. Kim? İktidar. O iktidar olmalı ki o su da, toprak da, enerji de çok uluslu şirkette olan beyefendilerine, ağalarına elbette hizmet götürsünler. Niye bunu söylüyorum biliyor musunuz? Bakın, elimde FAO'nun, Dünya Gıda Örgütünün ve Birleşmiş Milletlerin raporu var. Dünyada su yönetimi nasıl olur, kamu-özel işletmeciliği ve su ticari olarak nasıl yönetilir, nasıl kârlı bir sektör olur, onun dersini veriyor. Nereye? Orman Su İşlerinin şûrasına. Ne zaman? 2017'de. Evet, bu raporu okuduğunuzda -tavsiye ederim-Türkiye'de su yönetiminin kimler aracılığıyla nasıl kârlı bir sektör olacağını, nasıl doğru yönetileceğini, nasıl paraların tahsil edileceğini tek tek anlatıyor. Ama en önemli söylediği bir şey var, bu raporun nihai ve en önemli açıklaması şu: "Bu sistemi hayata geçirebilmeniz için iradeli, kararlı, güçlü bir siyasi iktidara ihtiyaç vardır." O yüzden suların, toprakların, dağların, ormanların yağmalanması için ne yapılması gerekiyormuş? Bir siyasi iradeye ihtiyaç olması gerekiyormuş. Tam da buradan, bu tasarının ilgili maddelerine sırayla geçmek isterim.

Çiftçi mallarını korumayla ilgili, eğer üretici kendisi malını koruyorsa üretici olarak bu koruma grubuna para ödemesin. Ya, ne kadar para alıyor bu insanlar? Ne kadar ödüyorsunuz ya? Allah aşkına, ne kadar ödüyorsunuz? Bu kadar da mı zor durumdasınız? Biliyoruz, Hükûmet zor durumda, şeker fabrikalarını yağmalıyor, ormanları yağmalıyor, nehirleri yağmalıyor. Ya iş adamları, devletin kamu kurumları, tüzel kişiler, bu gariban insanların aldığı üç kuruşta da mı gözünüz var?

Şöyle bir şey: Ben çiftçiyim, tarlam var, yandaki tarlayı biri kontrol edecek, ben diyeceğim ki: "Ben kendi tarlamı kontrol ediyorum, size gerek yok." Niye? Üç kuruş para ödememek için. Peki, soru şu: O görevli, yandaki tarlada, benim tarlamda sorun olduğunda "Burası bana ait değil, ben buna bakmıyorum" mu diyecek? Ya da tam tersi, burada bir sorun var, öbür taraftan sorumlu, buraya müdahale etti "Sen niye bu zarara, ziyana müdahale ettin?" diye adamı dövecek miyiz? Adamı cezalandıracak mıyız? Yapmayın, bu kadar komik duruma düşmeyelim.

İkinci ve en önemli madde: "Su yüzeyleri, göl ve göletlerin üzerleri, su hatlarının kenarları, yirmi dokuz yıllığına güneş enerjisi projesi getirenlere tahsis edilir." Arkadaşlar, kimin malını kime satıyorsunuz? Sayın Bakan, halktan aldınız, Orman Bakanlığının ilgili orman alanlarından aldınız, çiftçinin tarlasından aldınız. Şimdi onları bir firmaya enerji üretmek için vereceksiniz, yapmayın. Suyu Devlet Su İşleri kullanıyorsa enerji sistemini de o kursun, çiftçiye de ucuz elektrik versin. Bugün, çiftçinin zorlandığı en önemli girdi kalemlerinden bir tanesi enerji değil midir? Enerjidir.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - O da var.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - O da var da biz görmüyoruz nedense, buralarda yazmıyor, herhâlde evde saklıyorsunuz onu.

BAŞKAN - Genel Kurula hitap edin lütfen.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Bir diğer çok önemli madde: Toplulaştırma yapacaksınız, bir kurumdan bir kuruma aldınız. Evet, itirazlarımız var ama sonuçta o da bir devlet kurumu, yapın ama soru şu: Muvaffakatname yani çiftçinin rızası olmadan kamulaştırma yapacaksınız. Bundan önce neydi? En az yüzde 50+1 yani yarıdan bir fazlasının rızasıyla toplulaştırma yapılıyordu, şimdi bu yok. Herhangi bir kurum "Ben burada toplulaştırma yapmak istiyorum diyorsam yapacağım." Yeter mi? Yetmez. Kamulaştırma rızası göstermeyen çiftçinin yeri alınacak, ona dönüp denecek ki: "Biz bu işi birleştirdik, satın alın." "Ee, benim imkânım yok." "İster al ister alma başkasına satarım." Doğrudan el koyma, doğrudan müdahale. Elbette bunu kabul etmiyoruz, böyle bir şey olabilir mi? Küçük çiftçinin hakkını gasbetmektir, mülküne el koymaktır, arazi gasbıdır bu, toprak gasbıdır, bunu kesinlikle ve kesinlikle kabul etmiyoruz. Ve ne yapıyor? Tabii, bu yerlerde eğer çiftçi rıza göstermezse, ee, devletin eli tutulmaz, orayı güzelce kamulaştırıyor, kendi belirlediği komisyon bir para belirliyor, o parayı bankaya yatırıyor ama o araziyi bir başkasına satabiliyor. Ya, vicdan! Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Böyle bir olanak, böyle bir imkân kimlere gelmiş de, nasıl olmuş da bunu böyle uyguluyorsunuz? Elbette buna sonuna kadar karşıyız, sonuna kadar rıza göstermiyoruz.

Evet, biraz önce bir milletvekili arkadaşımız tarım desteklerini söyledi, 32-34 milyar filan veriyoruz. Faşist Hitler döneminin propaganda şefi Goebbels var, diyor ki: "Bir yalanı söyleyin. Öyle söyleyin ki önce kendiniz inanın, sonra inanan biri çıkar." Yapmayın ya, 2007'den bugüne kadar, kanun çıktığından beri bu çiftçiye tam 200 milyar para ödemeniz gerekiyordu, şu anda 100 milyar ödediniz, çiftçiye 100 milyar borcunuz var. 2018 yılı gayrisafi millî hasılanın yüzde 1'i olması gereken 35 milyar yerine 15 milyar açıkladınız. Ya Bakanlık kalemleri yanlış ya siz okumuyorsunuz, ben ne yapayım. Desteklemeleri tamamen yalan yanlış söylüyorsunuz. Bu yetmez, Sayın Bakan, orada da söyledim...

BAŞKAN - Sayın Sarıbal, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz?

ORHAN SARIBAL (Devamla) - "Destekleme" demek, çiftçinin zor günü için... Bu bir hibe değildir arkadaşlar, kimse cebinden vermiyor bunu. Kanun, çıkardığınız kanun, 2006, Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesinde "Gayrisafi millî hasılanın en az yüzde 1'i kadar çiftçiye destek vereceğiz." diyoruz. Bırakın yüzde 1'i, vermediniz, hep binde 5'te, binde 6'da kaldı, şimdi de gözünüzü başka bir yere diktiniz. Bu verdiğiniz destekleri, çiftçi eğer su parası ödemezse, çiftçi eğer elektrik parası ödemezse bu şirketlerin alacağına karşılık keseceksiniz yani devletin görevi bitti, şirketlere ve kurumlara ne yazık ki tahsildarlık yapacak. Böyle bir şey olabilir mi? Bu nasıl bir şey? Elbette buna da itirazımız var, bunu da kabul etmiyoruz.

Evet, bütün sulama kooperatiflerinin yönetimi, denetimi vesairesi Devlet Su İşlerinde olacak, ama feshetme yetkisi de olacak. Yine, birliklerin bütün yetkileri alınıyor, onun yerine kamu kurumu DSİ'ye veriliyor ya da il özel idaresine ya da büyükşehir belediye başkanlığına. Soru şu: Şeker fabrikalarını zarar ediyor diye özelleştiriyorsunuz. Gerekçeniz tümüyle yalan. Özelleştiriyorsunuz, orada bir kamu riskini, kamu sıkıntısını özele atıyorsunuz. Bu tarafta asıl, zarar etmeyen sulama birliklerine müdahale ederek, kayyum atayarak, el koyarak, gasbederek kamulaştırıyorsunuz. Ya, hangi anlayış, hangi mantık, hangi bilim? Biri bize bunu tarif etsin arkadaşlar, biri tarif etsin. Kaldı ki bu sulama birlikleri, borçları varsa sizden mi istediler, hanginizin kapısına geldiler, hangi bakanlığın kapısında durdular? Yapmayın bunu, bu da ilgili raporu çok net bir şekilde tarif ediyor.

Birkaç şey de ormandan... Bakın, dikili orman kesiminden Sayın Bakan, hemen vazgeçin, yapmayın bunu. Bakın, kuzuyu kurda teslim etmeyin. Ormanlara yazıyorsunuz "Hayvanlar giremez." diye. Bakın, "Ormanlara müteahhitler ve yankesiciler giremez." diye tabela asın. Son zamanlarda ya siz ormanları gezmiyorsunuz ya da o yankesiciler bu işin farkındalar, sizi kandırıyorlar. Yapmayın, bundan vazgeçin; dikili ağaç kesimi ormanların katledilmesinin en önemli aracıdır.

İkincisi: Yapmayın, orman vasfını yitirmiş araziler... Arkadaşlar, dünyada kötü toprak yoktur, dünyada kötü kaya yoktur, dünyada kötü arazi yoktur; var olan araziyi doğru, dengeli, toplum yararına, halk yararına kullanmayan, bilimden, akıldan eksik yapılar ve yönetimler vardır, bunu bilin. Hiçbir toprak ve değer kötü değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen...

BAŞKAN - Tabii ki.

Bir dakika ek süre veriyorum.

Lütfen buyurun.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, maki, kum, çakıl, kayalık, taş diye bütün yamaç arazilerde -özellikle söylüyorum- Akdeniz'in kenarları ve dağa uzanan bölgeleri, Ege'nin kenarları ve dağa uzanan bölgeleri, Marmara'nın denizden dağa uzanan bütün bölgelerine baktığınızda böyle milyonlarca dekar arazi bulacaksınız. Bu arazileri "Orman niteliğini yitirmiştir." gerekçesiyle inşaata, sanayiye açacaksınız. Biliyorum, Hükûmetin ciddi ekonomik sıkıntıları var, farkındayım, hiç itiraz etmiyorum, ciddi bir ekonomik bunalım var, ciddi bir nakit sorunu var, ciddi bir ekonomik problemle karşı karşıyayız sayenizde ama bu, ormanları katlederek, ormanları, orman alanlarını imara açarak olmaz Sayın Bakan.

İki örnek: Marmara Bölgesi'nden Kemalpaşa'daki 39 bin dönüm birinci sınıf orman ve elbette Yalıntaş'taki 1.100 dönüm orman. Yapmayın Sayın Bakan, yapmayın!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORHAN SARIBAL (Devamla) - AKP, cumhuriyet tarihine bu ülkenin kaynaklarını yağmalayan bir yapı olarak geçecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Sarıbal.