Konu:Alevi toplumu ve Diyanet İşleri Başkanlığına ilişkin gündem dışı konuşması
Yasama Yılı:3
Birleşim:76
Tarih:22/03/2018


Alevi toplumu ve Diyanet İşleri Başkanlığına ilişkin gündem dışı konuşması
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

MÜSLÜM DOĞAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, cumhuriyet tarihi boyunca varlığı, statüsü, yetkileri, sorumlulukları ve faaliyetleri açısından en çok tartışılan kurumların başındadır.

Padişahlar, sadrazamlar, siyasetçiler hatta cuntacılar kendi iktidarları için dini kullanmaktan asla vazgeçmemişlerdir. Bu yüzden, dini kontrol etmek için bir kuruma ihtiyaç duymuşlardır, bu kurumun adı da Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı da bu ihtiyaçtan doğmuştur.

Başkanlığın geçmişi, Fatih Sultan Mehmet'in kurduğu Müftil Enamlara kadar uzamaktadır. Daha sonra şeyhülislamlık makamı kurulur; din işleri, yargı ve eğitim bu makama bağlanır. 127 şeyhülislam görev alır Osmanlı Devleti'nde, bunlardan 2'si maalesef idam edilir.

Cumhuriyetin ilanıyla 3 Mart 1924'te Diyanet İşleri Reisliği kurulur. Kurumun ilk Başkanı Rifat Börekçi'dir. Rifat Börekçi, İstanbul Hükûmetinin fetvasına karşı Ankara fetvasını vererek Mustafa Kemal ve arkadaşlarını destekler ve cumhuriyetin meşruluk kazanmasında önemli bir rol üstlenir.

Osmanlı'da olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti'nde de devlet dinin kontrolünü elinde tutmak ister. Demokrat Parti ve Menderes döneminde kurum yeniden siyasal iktidarın güçlü bir aygıtına dönüşür. 1950 yılında yürürlüğe giren kanunla Diyanet İşleri Reisliği değiştirilerek Başkanlık statüsüne yükseltilir. Yine vakıflara devredilen cami ve mescitlerin idaresi, imamların kadroları tekrar Diyanete devredilir.

27 Mayıs darbesi gerçekleşir, dört yılda 5 başkan değişir. Bu dönemde yurt dışına çıkan ilk Diyanet İşleri Başkanının görevine Bakanlar Kurulu kararıyla son verilir.

12 Mart 1971 darbesi sonrası cunta yönetimi halkın dinî inançlarını merkezden kontrol etmek için bir albayı Diyanet İşleri Başkanı olarak atar.

28 Şubat süreciyle birlikte kurum tam anlamıyla siyasetin merkezine oturur. Mehmet Nuri Yılmaz dönemiyle birlikte başörtüsü yasakları, imam-hatiplerin ve Kur'an kurslarının kapatılması bu dönemde gerçekleşir. Emekli Albay Kalelioğlu Mehmet Nuri Yılmaz'ın danışmanı olarak atanır, merkezî hutbeler ve merkezî vaaz uygulamaları da bu dönemde başlar yani sipariş üzerine hutbeler okutulur.

2018 yılına geldiğimizde ise Diyanet İşleri Başkanlığı 7 milyar 774 milyonluk bütçesiyle devletin en önemli kurumlarından biri hâline gelmiştir. 7 bakanlığın bütçesinden fazla bütçesi olan bu kurumun özellikle Alevilere karşı tutumu hiçbir şekilde kabul edilemez durumdadır.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının vakıfları vardır, tek bir vakıf değil, vakıfları da var aslında, Diyanet Vakfı dışında vakıfları var. Arkadaşlar, yine Diyanet İşleri Başkanlığının kurduğu bu vakfın inşaat şirketleri var. Bu inşaat şirketlerinin nereden iş aldıklarını, hangi boyuta ulaştıklarını bence bu Meclis araştırmalıdır. Aynı zamanda, Diyanet İşleri Başkanlığının ve vakfının ulaştığı ekonomik düzeyi, kendi inancı dışında hiçbir sözü olmayan insanlara karşı asimilasyonu ortaya koymasını bence bu Meclis araştırmalıdır çünkü laik hukuk devletinde, ileri Batılı ülkelerde olduğu gibi laiklik eğer esas alınacaksa devletin dini olmaz; devlet, sadece bir koordinatörlük görevi yapar, inançların özgürleşmesini, öğretilerin özgürleşmesini sağlamak için kurumlar kurar. Ama bugün Diyanet İşleri Başkanlığı tam bir asimilasyon kurumuna dönüşmüştür.

Değerli milletvekilleri, bir örnek vermek istiyorum: Şimdi, Diyanet İşleri Başkanlığı üniversite kurmuş, "29 Mayıs Üniversitesi" diye bir üniversite kurmuş. Bu üniversiteye öğrenciler alıyor, eğitim öğretim hayatına devam ediyor. Yine, arkadaşlar, Diyanet İşleri Başkanlığı toplam 240 bin öğrenciye burs veriyor, toplam 56 milyon 645 bin lira. 2015 ve 2016 yılında 23.982 öğrenciye burs vermiş. Bir Alevi çocuğuna bile burs verdiğini sanmıyorum, iddia ediyorum, bir Alevi çocuğu bile Diyanet İşleri Vakfının bursundan yararlanamamıştır; sadece Aleviler değil, diğer inancın çocukları da yararlanamamıştır.

ALİ ÖZCAN (İstanbul) - Tenezzül bile etmezler.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Peki, bu kurum kim? Devlet bütçesinden beslenmiyor mu? Arkadaşlar, biz Diyanet İşleri Başkanlığının dine müdahalesine, inanca müdahalesine karşıyız. İnançları, öğretileri özgün hâlinde yaşayan insanlara saygımız var. Bakın, bugün kutsal bir gün ama siz gelip de bir kurumu, devletin kurumunu asimilasyon kurumuna dönüştürürseniz elbette ki biz buna karşı çıkacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.

MÜSLÜM DOĞAN (Devamla) - Emevi Devleti'nin o dönemdeki temsilcileri, yöneticileri gibi fetva veriyorsunuz. O dönemin Mervan'ı gibi, o dönemin Yezid'i gibi o dönemin Batınilerine nasıl davrandıysanız bugün o şekilde davranmaya hakkınız yok çünkü bu devlet hukuk devletiyle özdeşleşmiş. Cumhuriyetin önemli kazanımları vardır. Cumhuriyetin en önemli sigortası -laiklik anlamında, özgürlükçü laiklik anlamında ifade ediyorum- Alevilerdir bu işin sigortası konumunda olmuşlardır ama Aleviler de artık öyle bir noktaya geldi ki sigortası atmış durumda. Çünkü asimilasyon kurumları, asimilasyon öyle ileri bir noktaya geldi ki evinden çıkan 7 yaşındaki çocuğunu bile artık kontrol edemez hâle gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bakın, Bornova'da da böyle, Diyanet İşleri Vakfının ilkokulu, ortaokulu, lisesi var, fen lisesi var; bir Alevi çocuğu orada okuyamaz. Diğer inançtan, diğer öğretiden insanlar orada okuyamıyor, çok özel koşullarda yetiştiriliyor. Bu doğru mudur? Laik, demokratik cumhuriyetin eğitim kurumlarından herkesin yararlanması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu kurumun gözden geçirilmesi gerektiğini de yüce heyetinize arz ediyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)